Showing posts with label Canlı. Show all posts
Showing posts with label Canlı. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Dizüstü multimedya canavarı

Bütün multimedya dosyalarını ve Eğlence içeriklerini kolaylıkla idare etmek için bir dizüstü bilgisayara ihtiyaç duyanlar artık hiçbir şeyden taviz vermek zorunda kalmayacak. Yeni Sony VAIO F Serisi kullanıcısına Full HD videolar ve RAW görüntü dosyaları üzerinde çalışmak, Blu-Ray Disc™ sürücüsü ile Film seyretmek ve diğer işler için gerekli her şeyi sağlıyor.

VAIO F 16.4" (41.6cm) Full HD VAIO Display Premium ekranıyla film, Oyun ve kişisel medya koleksiyonlarını hayata taşıyor. Parlamayı engelleyici ekran %100 Adobe RGB uyumu ile bir dizüstü bilgisayarın görüntüleyebileceği en gerçekçi ve Canlı renkleri sunuyor.

Son Intel® Core™ i7 işlemci serisi (dört çekirdekli) sayesinde baş döndürücü bir multimedya performansı garanti eden VAIO F Serisi ayrıca, Blu-ray Disc yazıcı ve zorlu Video uygulamaların üstesinden kolaylıkla gelmek için 8 GB'lık DDR3 ana bellek taşıyor. CUDA™ paralel mimarisi ile 1 GB'lık GDDR3 VRAM belleğe sahip olan seri NVIDIA® GeForce® GT330M grafik kartı sayesinde gelişmiş 3D grafiklerin yanındaFull HD videoları çok akıcı şekilde ve kristal netliğinde oynatma olanağı sağlıyor.
Dizüstü multimedya canavarı

Bu da gülüş ün altın oranı

İSTANBUL - Gülüş tasarımı diş estetiğinde son yıllarda öne çıkan bir kavram. Gülüş tasarımında en başarılı sonuç, yüzyıllar öncesinden göze hoş gelen objelerin üzerinde varlığı kanıtlamış “altın oran” ile elde ediliyor.
Memorial Ataşehir Tıp Merkezi Diş Hastalıkları Bölümü’nden Dr. Dt. Ezel Yıldız Elmas, DNA molekülünde bile altın oranın gizli olduğunu söyledi ve 'Gülüş tasarımı' hakkında şu bilgileri verdi:
"Doğanın, dişlerin veya sanatın güzelliğini araştırmak istediğinizde ortak bir prensiple karşılaşırsınız. Bu ortak prensip evrensel bir ideal oranın olduğudur. Bir sanat objesinin iyi veya kötü oranlı olduğu, bir yüzün çok uzun veya kısa, oransız göründüğü konusunda kolayca anlaşmaya varırız. İlk çağlardan beri bilinen bu sihirli bağlayıcı oran, güzellikle ilgili bir fenomen olan ‘altın oran’ın ta kendisidir. Altın oran vücudun her bölgesi ve hatta çevremizde estetik olarak algıladığımız her Canlı ve cansız varlıkta da gözlenebilir. Beğendiğimiz bir Film yıldızında, kelebekte, papağanda, DNA molekülünde, hatta sevdiğiniz bir arabada bile altın oranlar gözlenir. Oran, genellikle büyükle küçük arasındaki ilişkiyi ifade eder. Gülüş tasarımında da altın oranı kullanmak kaçınılmazdır.
GÜLÜŞÜNÜZ ALTIN ORANLAR HESAPLANARAK TASARLANIYORYüzdeki tüm organlarla dişler arasında bir uyum ve ölçek oranı vardır. Bu oranlar sadece dişlerin genişliğini kapsamaz aynı zamanda dudaklar ve ağız dikey yüksekliğini ve buna bağlı yüz yüksekliğini de kapsar. İnsan yüzündeki estetik algılama birçok organın uyumuna bağlıdır. Ancak çoğunlukla güzel ve içten bir gülümsemenin şekilli bir burundan çok daha pozitif bir etki oluşturduğunu söyleyebiliriz.
YÖNTEM YENİ, SIRRI YÜZ ESKİÜst ön dişler estetiği belirlemede önemli rol oynar. Yüzdeki birçok organla orantısı olan bu dişler aynı zamanda alt üst çene arasındaki ileri geri ilişkiyi de belirler. Bu dişlerin eksikliğinde rehber olarak yüzün ve ağzın diğer organları alınır.
Altın oran ilk kez MÖ. 500 yılında Pisagor tarafından tanımlanmıştır; ancak altın oranın altın oran dikdörtgenini kullanarak kumpas ve cetvel ile nasıl belirleneceğini MÖ 300 yılında Öklid göstermiştir. En basit şekliyle altın oranı, düz bir çizginin altın oran pergeli ile bir büyük bir de küçük parçaya bölünmesi şeklinde algılayabiliriz.
KİŞİYE ÖZEL ALTIN ORANLARDiş hekimi sadece gözlem ve kayıt alma şeklinde gerçekleştirdiği muayene ile kişiye özel altın oranları belirler. Dünyada estetik görünüme sahip binlerce ağız üzerinde yapılan ölçümler belirli sabit değerlerin ağız ve yüz denkleminde ortaya çıktığını gösterir. İşte bu sabit değerler, dişler için de aynıdır ve altın oran olarak tanımlanır.
Gülüş tasarımında altın oran hesaplaması, hastanın yüzünde ve dişleri üzerinde birtakım özel ekipmanlar sayesinde gerçekleştiriliyor. Uygulama yalnızca diş kliniğinde yapılabiliyor, kolaylığı, kişiye ağrı ve acı hissettirecek herhangi bir müdahalede bulunulmaması ve pratikliği ile dikkat çekiyor.
ALTIN ORANDA ESTETİK GÜLÜMSEME DEĞERLERİAltın orana göre yan kesici dişler 1 birim kabul edilirse, üst ön kesici dişin yan kesici dişten 1, 618 oranında büyük olduğu görülür. Yan kesici diş diğer yanında bulunan köpek dişinden 1,618 kat daha fazla gülümseme sırasında görünür. Aynı şekilde köpek dişi 1,6718 oranında fazlaca 1 küçük azı dişinden fazla görünmelidir. Üst ön 6 kesici dişin, alt ön kesici dişlere oranı da aynı rakamı vermektedir. Her diş kendi içinde kıyaslama yapıldığında aynı rakama ulaşılır. Gözün uzunluğu ile gülümseme sırasında ortaya çıkan mesafe oranlandığında da aynı rakama ulaşılır.
Aslında ulaşılan bu oran vücudun, yüzün hatta dişlerin arasında yapılan ölçümlerden elde edilen bir sabittir. Önemli olan yüzde bu tip oranların varlığıdır. Kişi veya hekim estetik bir gülümseme için ne kadar kişisel bilgi birikim ve değerlendirmelerini kullansa da bu durum kişisel değil, aslında matematikseldir. Doğru uzunlukta dişler yapılarak doğru mesafe oranlarıyla çalışılarak kişinin kendi üzerindeki estetik algısı ve beklentisi risksiz şekilde planlanır.
YENİ BİR GÜLÜŞ İÇİN...Bu ölçümler her ne kadar Bilgisayar ve fotoğraf üzerinde yapılabilse de en sağlıklısı, kayıtların hasta ve hekimin yüz yüze, özel ölçüm pergelinin kullanılması ile elde edilen şeklidir. Bu ölçümleri diş hekimi ve diş hekimliği teknisyeni değerlendirir ve kişiye özel gülümsemeyi dizayn ederek, “yeni gülüş” diş hekimi tarafından hastanın onayına sunulur.
Ortaya çıkacak olan yeni gülüşünü kişi hayal etmekte zorlanabilir. Bu konuda güvensizlik ve huzursuzluk yaşayabilir. Böyle durumlarda operasyona başlamadan diş rengindeki malzemelerle mock-up (geçici model) çalışması yapılır. Mock-up ile kişinin dişlerine dokunulmadan, bittiğinde nasıl bir görünüm vereceği kabaca belirlenmiş olur. Kişi dilerse tedaviye karar verir ya da tedaviden vazgeçebilir.
YUVARLAK YÜZE UZUN, UZUN YÜZE OVAL DİŞGülüş tasarımına başlarken tüm ölçümlerin altın oranlara göre belirlenmesi kişinin yüz tipi, cilt rengi, yaş ve cinsiyetine bağlı kriterlerin değerlendirilmesi gerekir. Genellikle kare veya yuvarlak yüzlü kişilerde diş formları kare veya yuvarlak, uzun yüzlü kişilerde diş formları da uzun olur. Klasik diş hekimliğinde bu benzerlikler korunmaya çalışılarak restorasyon yapılır. Bazen estetik yönden bir şeyleri değiştirmek istediğinizde bu benzerlikleri tersine çevirerek farklı ifadeler veren diş yapıları ile elde edilebilir. Örneğin uzun yüzlü bir kişiye dikdörtgen formda uzun dişler yapılırsa yüzü olduğundan da uzun görünebilir. Böyle kişilere oval veya daha geniş formlar denenerek yüzdeki hoş olmayan uzunluk kamufle edilebilir. Yine yuvarlak yüzlü bir kişiye daha ince uzun formda dişler yapılarak yüzünün daha ince görünmesi sağlanabilir. Ancak unutmamak gerekir, tüm bu işlemler yüzde yapılacak ölçümlere ve altın oranlara göre planlanmalıdır.
SERT YÜZ İFADESİ DİŞLERLE YUMUŞARSert ifadeli bir bayan yüzü dişlerin şekli değiştirilerek yumuşatılabilir ya da çocuksu ve masum ifadeli erkek yüzü diş şekilleri değiştirilerek ifade daha maskülen hale getirilir. Arzu edilen sonuçlara ulaşabilmek için erkek ve bayan dişleri arasındaki boyut ve şekil farklılığını doğru kullanmak gerekir.
YÜKSEKLİK KISA OLURSA KİŞİ YAŞLI GÖZÜKÜRGüzel bir gülümsemeyi hedefleyen gülüş estetiğinde ağzın dikey boyut yüksekliği önemlidir. Dinlenme halinde alt çene ve üst çene arasındaki mesafe ağız yüksekliğini belirler. Bu yükseklik yetersiz ise dudaklar büzüşür, kişi olduğundan daha yaşlı gözükebilir. Bu yüksekliğin fazla olması da dişlerin normalden fazla görünmesine sebep olur ve estetiği bozar. Tamamen dişsiz olan kişilerde çiğneme düzlemini oluşturmak oldukça zor ve önemli bir işlemdir. Doğru planlanmış bir protez tasarımında hasta yaşına ve cinsiyetine uygun güzel bir gülümsemeye sahip olurken; istediği gıdayı rahatça tüketebilir, çiğneme kalitesi artar.
ESTETİK MÜDAHALE DE GEREKEBİLİR60 yaşındaki bir bayan veya erkekle, 25 yaşındaki bir bayan ya da erkeğe standart bir gülüş tasarımı yapılamaz. Dişlerin boy ve oranları yaşa bağlı değişir. Unutmamak gerekir ki dişlerin şekil ve uzunlukları ile kişinin gençleşmesi mümkündür ancak 60 yaşındaki bir yüze 25 yaş dişleri yerleştirilemez. Mutlaka bu tip hastalarda estetik cerrahisi ile cilt, dudak, yanak, çene altı ve göz çevresi desteğine de ihtiyaç duyulacaktır. Böyle durumlarda estetik cerrahla diş hekimi birlikte de operasyonlara girmektedir.
KULLANILAN YARDIMCI TEKNİKLERPorselen laminat venerler: Dişlerin üst yüzeylerine yapıştırılan ince poselen yapraklar, estetik diş hekimliğinde en çok kullanılan tekniktir. Dişten çok az madde kaldırarak ya da hiç madde kaldırmadan restorasyon uygulanmaktadır. Bu sayede mevcut diş dokusu korunur, sistem ışığı ideal yansıtabildiği için görüntüyü doğal dişten ayırmak mümkün değildir. Beyazlatma sistemleri: Kişinin doğal diş renginin daha beyaz ve ışıltılı olmasını sağlar. Travma, yaşlılık ve çeşitli ilaçlarla meydana gelen kalıcı renklenmeleri ortadan kaldırabilir. Estetik restorasyonlar: Çürük dişlerin doldurulması ve eskimiş renkleşmiş dolguların yenilenmesi, mineye uyumlu ve aynı renkte gelişmiş kompozit ve seramik (porselen) materyaller ile sağlanır. Metal desteksiz tam porselen venerler: Dış görünümü ve diş sağlığını geliştirmek amacıyla çok hasarlı ya da daha önceden kesilmiş dişlere uygunlanmaktadır. Kozmetik düzenleme: Mine plastisisi olarak da adlandırılan işlemde, diş yapısından kaynaklanan şekil bozuklukları, dişlerin mine dokusunda yapılan minimal ve özel aşındırmalarla düzenlenir.
Bu da 'gülüş'ün altın oranı

Kaybolmuş şarkılar yeniden...

İSTANBUL - Nezih Ünen’in yedi yıldır yapımı süren “Anadolu'nun Kayıp Şarkıları” filminin soundtrack CD’si Film vizyona girmeden önce Kalan Müzik etiketiyle müzik marketlerde.
“Yüzyıllık sessizlik sona eriyor!..” sloganıyla 12 Mart’ta gösterime girecek olan film, çeşitli festivallerde gösterildi ve büyük beğeni topladı.
Film gibi, albümün temel özelliği de, Anadolu'nun ücra noktalarında provasız ve Canlı kaydedilen otantik ses ve görüntülerin evrensel sound’larla düzenlenmiş olması. Anadolu’nun farklı kültürlerinden insanlar, kaybolmuş şarkılarını özgün haliyle söylerken, Nezih Ünen ve arkadaşları onlara albümde eşlik ediyor.
Bu performansı aynı şekilde sahneye de taşıyan Nezih Ünen, “Anadolu’nun Kayıp Şarkıları”nın gösteriminin yapıldığı Selanik, Cannes ve Berlin’de de büyük ilgi gören konserler vermişti.

Kaybolmuş şarkılar yeniden...

Bir dahinin karanlık yüzü

İSTANBUL - ‘Başarılı olmaktansa şanslı olmayı tercih ederim’’ (Woody Allen)
Yıl 1937… Genç öğrenci Richard, şanslı bir gününde, Sinema tarihinin en zeki yönetmenlerinden Orson Welles ile tanışır. Richard gerçekten şanslı bir günündedir ve tanışmakla kalmaz, Welles’in yönettiği meşhur Julius Caesar’da rol de kapar. Ve o andan itibaren bir yandan New York Tiyatrosu’nun göz alıcı dünyasını yaşarken bir yandan da dahi Yönetmen Welles’i yakından tanır.
Bağımsız sinemanın önemli isimlerinden Richard Linklater imzalı ‘Me and Orson Welles’ (Ben ve Orson Welles) birkaç zor şeyi aynı anda yapmaya çalışan bir film. Film asıl olarak Orson Welles gibi ‘sorunlu’ bir dahiyi ve tiyatroyu öykünün merkezine yerleştiriyor. Her ne kadar Hikaye Richard’ın gözünden anlatılsa da Welles ve Tiyatro filmin başrolünde diyebiliriz. Diğer yandan da bu kısa dönemin Richard’ın yaşamında yaptığı değişiklikler filmin akışını sağlıyor.
BİR DAHİNİN KARANLIK YÜZÜ Bu kısa sürede belki de hayatının en heyecanlı günlerini yaşayan Richard, kendisinden büyük bir kadından etkilenir, okulu asıp günlerini tiyatroda geçirir ve her şeyden önemlisi, Orson Welles’i tanır. Ama, maalesef dahi yönetmenin kötü yüzünü görür. Çünkü Welles, kendini beğenen, herkesi aşağılayan, hakaretler eden, insanları kullanan bir dahidir. Evet, işinde çok iyi olan bir dahi de olsa. Ve Richard’ın şansı dönmüştür ama ama bir dahaki dönüşü de çok uzun sürmeyecktir.
Welles, yeni kurdukları Mercury Tiyatrosu’nun açılışını ‘Julius Caesar’la yapacaktır ve kısa sürede oyunu yetiştirmeye çalışır. Onun için kendisi ve Oyun önemlidir. Onun dışında kalan herkes sadece birer ‘işçi’dir. Sahnede Tanrı odur ve herkes de bunu böyle kabul eder. Welles’in bu karanlık tarafı Richard’ı rahatsız etse de sahnede olmaktan, o dünyada bulunmaktan, Welles ve diğerlerinden bir şeyler öğrenmekten büyük zevk alır. Bu sırada Welles’in yardımcısı Sonja’dan hoşlanır ve onunla vakit geçirmeye başlar ama bir şeyi henüz öğrenememiştir ki, Welles’in çevresindeki herkes onundur. Richard onunla baş edemeyecek kadar güçsüzdür.

Ama tüm kötücüllüğüne rağmen Richard onun dehasına hayran kalır. Özellikle filmin en iyi sahnesi olan radyoda geçen bölümde Welles’in doğaçlamasını Canlı izlerken herkes gibi o da sadece hayranlıkla bakakalır. (Bizim de ilk filmi ‘Yurttaş Kane’ dahil sinema tarihinin en büyük filmlerinden birçoğuna imza atmış olan Welles’ın dehasına olan saygımız bir kez daha depreşiyor) Richard bir ahdiyi yakından tanımanın şaşkınlığını yaşar, her iki anlamda da…
Öncelikle, ‘Ben ve Orson Welles’ için rahatlıkla tiyatro filmi denilebilir. Tiyatroyu beyazperdeye taşıması bakımından başarılı bir olan film, özellikle oyunun galasını şık bir şekilde sahneliyor. Ve galaya kadar geçen sürede Richard’ın hayatı nasıl tiyatro ise biz de başka bir şey görmüyoruz. Ama bu da filmde küçük boşluklar yaratıyor. Örneğin , dönemle ilgili ayrıntılar olsa da müzikten prodüksiyon tasarımlarına kadar bir çok şey klişeleşmeye mahkum kalıyor. Bunun dışın tiyatro dışındaki dünyadan - Richard’ın ailesi, okulu, arkadaşlarıyla ilgili hiçbir şey filmden çıktığımızda aklımızda kalmıyor.
DAHİ AMA KÖTÜ… Ayrıca ‘Ben ve Orson Welles’, hikayedeki tiyatro gibi Welles’in merkezinden çıkmıyor ya da çıkamıyor ve Richard bakışlı bir film olsa da Welles ‘kötü adam’ olarak en önemli yeri işgal ediyor. Richard ve Welles dışındaki karakterler ise - Sonja da dahil - uzun rol sürelerine rağmen yüzeysel olmaktan kurtulamıyor. Belki de bilinçli yapılmış bu tercih filmin dramatik yapısına zarar veriyor. Filmin bir diğer sorunu da Welles ile ilgili birçok şeyin altını çizmesi. Özellikle ‘Welles bir dahi ama kötü bir insan’ mesajı çok sık veriliyor. Ama yine de Linklater, rahat anlatımı ve mizahi tonuyla göze batacak birçok şeyin üstünü kapatmayı başarıyor. Küçük dokunuşlarda bulunarak dramatik yapının zayıf yönlerini kapatıyor. Richard ve tiyatroda yaratılan Dünyanın dışında kalanları bilerek dışlıyor ve ancak Richard o dünyadan çıktığında biz de çıkmış oluyoruz.

Oyunculuklara gelince, gençlik filmleriyle tanınan Zac Efron, Richard rolünde sempatik, göze batmayan bir oyun sergiliyor. Sonja rolünde Claire Danes maalesef silik kalırken, tiyatro oyuncuları arasında en çok dikkat çeken ise Ben Chaplin oluyor. Ama filmin kesinlikle en iyisi Orson Welles’i canlandıran Christian McKay. McKay bu ilk önemli rolünde, beyazperdenin devlerinden birine, onun büyüklüğüne yakışır bir şekilde hayat veriyor. McKay’ib bu rolüyle San Francisco Eleştirmenleri Birliği’nden En İyi Çıkış Yapan oyuncu ödülünü aldığını belirtmek gerekir.
Sonuç olarak, ‘Ben ve Orson Welles’, Linklater filmografisindeki ‘Dazed and Confused’, ‘Before Sunrise’, ‘Tape’, ‘A Scanner Darkly’ kadar iyi olmasa da, sadece iyi bir tiyatro filmi olduğu ve Orson Welles gibi bir dahinin ‘kötü’ yüzüne yakından bakmak için bile izlenmeyi hak ediyor.
Bir dahinin karanlık yüzü

İstanbul Film Festivali başladı

İSTANBUL - İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nca (İKSV), Akbank sponsorluğunda düzenlenen 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin açılış töreni, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda yapıldı.
Sunuculuğunu Ceyda Düvenci ile Yetkin Dikinciler'in üstlendiği ve NTV'den Canlı yayımlanan törende konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, bu yıl festivalin ve İKSV'nin büyük anıtlarından birini yitirerek yola çıktığını ifade ederek, ''Şakir Eczacıbaşı belki maddi olarak aramızda yok ama şuralarda bir yerlerde bizleri görüyor. Festival başarılı geçerse bir yerlerde bizi alkışlayacaktır'' dedi.
Şakir Eczacıbaşı gibi Halit Refiğ, Zeki Ökten ve Yücel Çakmaklı'nın da bir yerlerde kendilerini alkışladığını kaydeden Günay, ''Bakan olmanın bir hayli zorlukları var ama güzel tarafları da var. Her hafta bir kez İstanbul'a gelme fırsatı sunuyor. Ama sanmayın Boğaz'da yemek yediğimi ya da Topkapı Sarayı'nda gezindiğimi. Örneğin bugün beş etkinliğe katıldım'' diye konuştu.
Türkiye'nin kültür ve sanat mekanı açısından eksikliği olduğunu herkesin bildiğini belirten Günay, ''İstanbul'un Emek Sineması'nın yok olmaması, AKM'nin bir an önce İstanbul'un kültür yaşamına dönmesi, Ayazağa'nın bir biçimde tamamlanması, 20 milyonluk İstanbul'un Paris, Londra, Moskova ve Berlin'le yarışacak kültür ve sanat mekanlarına kavuşması gerçekten bizim de istediğimiz bir şey'' dedi.

Bu sırada bir grup genç, salonda borazan çalıp bildiri dağıtarak, Emek Sineması'nın kapatılmasını protesto etti. Görevlilerin gençleri salondan çıkarmasının ardından konuşmasına devam eden Günay, ''Bu güzel enstrümanlar bilenlerin elinde ne güzel sesler çıkarırlar'' diye tepkisini dile getirdi.
GÜNAY: ÜLKEM ADINA TEŞEKKÜR EDİYORUMTürk sinemasının son yıllarda başarılara imza attığını anımsatan Günay, geçen yıl Yönetmen Nuri Bilge Ceylan ile Dünyanın önünde gurur duyulduğunu, yönetmen Yeşim Ustaoğlu'nun ardından Türkiye'nin bu yıl da yönetmen Semih Kaplanoğlu ile 45 yıl sonra Berlin'de Altın Ayı ödülünü aldığını kaydetti. Günay, ''Onları bütün kalbimle kutluyorum ve ülkem adına teşekkür ediyorum'' dedi.
Günay, Bakanlık olarak yeni Sinema yapımına ve sinemanın bir adım daha öne gitmesine katkı yapmaya çalıştıklarını belirtti.
İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı da festivalin 1982 yazında bir film haftası olarak izleyicisiyle buluşmasından ve 1989'da bugünkü adını almasından bu yana geçen süre içinde büyük atılımlar gerçekleştirildiğini söyledi.
Festivalin bugün özgün programında gösterilen filmlerin niteliği ve çeşitliliğiyle olduğu kadar, uluslararası film endüstrisinin nabzını tutan yenilikçi yaklaşımıyla da ülkedeki öncü konumunu koruduğunu kaydeden Eczacıbaşı, festivalin Avrupa'nın önde gelen film festivalleri arasında yer aldığını vurguladı.

Eczacıbaşı, bu yıl Beyoğlu, Nişantaşı ve Kadıköy'de toplam yedi sinema salonunda gösterimler gerçekleştirileceğini belirterek, şöyle konuştu:
EMEK SİNEMASI'NIN GERİ KAZANDIRILACAĞINI UMUYORUZ''Festivale 28 yıl ev sahipliği yapan, Beyoğlu ve festivalle özdeşleşmiş Emek Sineması'nın bu yıl festival sinemaları arasında bulunamayışı bizi çok üzüyor. Sinemaseverlerin gönlündeki özel yeriyle kültür birikimimizin önemli simgelerinden biri olan Emek Sineması'nın en kısa sürede yenilenerek mevcut 863 koltuğu ve aynı konumuyla kentimizin kültür sanat yaşamına geri kazandırılacağını umuyor ve bekliyoruz.''
Festivalde bu yıl 22 bölümde 52 ülke sinemasından 243 yönetmenin filminin gösterileceğini ifade eden Eczacıbaşı, seanslarda yönetmen ve oyuncuların katılımıyla sunuşlar gerçekleştirileceğini, atölye çalışmaları, panel ve seminerler düzenleneceğini anlattı.
İLK KEZ ŞAKİR ECZACIBAŞI'NIN BULUNMADIĞI BİR TÖRENLE AÇILDIİstanbul Film Festivalinin ilk kez Şakir Eczacıbaşı'nın bulunmadığı bir törenle açıldığını dile getiren Eczacıbaşı, Türkiye'nin kültür ve sanat yaşamına büyük katkılarda bulunan ve vakfın yönetim kurulu başkanlığını 16 yıl sürdüren Şakir Eczacıbaşı'nın sinemaya sevgi ve tutkuyla bağlı olduğunu kaydetti. Bülent Eczacıbaşı, Şakir Eczacıbaşı'nın, İstanbul Sinema Günleri'nin festivale dönüşmesine öncülük ederek, bu festivalin kurucuları arasında yer aldığını anımsattı. Eczacıbaşı, vakfın yönetim kurulunun, sinema sanatıyla adeta bütünleşen kişiliğinin gelecek nesiller tarafından tanınmasını sağlamak ve her yıl anmak amacıyla İstanbul Film Festivali Altın Lale Ödül'ünün Şakir Eczacıbaşı adına verilmesini kararlaştırdığını anlattı.
Festival sponsoru Akbank'ın Genel Müdürü Ziya Akkurt da sinemanın evrensel bir sanat olarak ülkeler arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını belirterek, sinemanın tüm insanlığı ortak bir duygu etrafında buluşturmayı başardığını söyledi.
Ufuk açmayı, farklı bakış açıları sunmayı misyon edinen bir kurum olarak altı yıldır İstanbul Film Festivali'ne sponsor olduklarını belirten Akkurt, Şakir Eczacıbaşı'nı da saygı ve şükranla andığını kaydetti.
Törende Fatih Erkoç ve Kerem Görsev, özel bir programla geceye renk kattı. ü

SİNEMA ONUR ÖDÜLLERİ VERİLDİFestival sponsoru Akbank ve festivalin diğer destekçilerine İKSV tarafından teşekkür plaketi verildi. Törende, Türk sinemasına yıllar boyu emek veren kurgucu Mevlüt Koçak, yönetmen Feyzi Tuna ve Sinema Sanatçısı Kadir İnanır'a, festivalin ''Sinema Onur Ödülleri'' takdim edildi.
Ödülünü sinema sanatçısı Fatma Girik'ten alan Feyzi Tuna, Haziran ayında meslekte 48'inci yılını dolduracağını belirterek, ''Bu zamana kadar hiç ödül almadım. Bu, benim ilk ödülüm. Ama ben bunu tek başıma yapmadım. Senaryo yazarı, görüntü yönetmeni, ışıkçı, kurgucu, sanat yönetmeni gibi filmin sonunda isimleri hızla akan çalışanlar olmasaydı, bu ödülü de alamazdım'' diye konuştu. Fatma Girik de meslekte 53 yılı doldurduğunu ifade ederek, gözünün hep merhum Şakir Eczacıbaşı'nı aradığını kaydetti. Festivalin çok güzel bir etkinlik olduğunu vurgulayan Girik, ''Ama küçük bir kırgınlığımı anlatmak istiyorum. Hiç mi bu sene onur ödülü verilecek bir kadın sanatçımız yoktu?'' diye sordu.
ÖDÜLÜ ONURLU VE GÜZEL İNSANLARA ADIYORUMÖdülünü sanatçı Zuhal Olcay'ın elinden alan Kadir İnanır da 29 yıldır bitmez tükenmez enerjisiyle Türk sanatını ve kültürünü dünyayla buluşturan İKSV'ye teşekkür etti. İnanır ''Ödülü, 41 yıldır oynadığım filmlerde yarattığım karakterler aracılığıyla beni kalplerine alan ve sonsuzca ödüllendiren yoksul, onurlu ve güzel insanlara adıyorum'' dedi.

Törende, İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı tarafından İtalyan sinemasının önde gelen isimlerinden, yönetmen, senaryo yazarı ve oyuncu Marco Bellocchio'ya da festivalin ''Yaşam Boyu Başarı Ödülü'' sunuldu.
KENDİMİ AİLE İÇİNDE GİBİ HİSSETTİMBellocchio, İKSV'ye teşekkür ederek, duygularını, ''Ödül almak her zaman çok güzel. Mutlu olmamın çifte nedeni var. İlk kez İstanbul'a geliyorum. Bugüne kadar İstanbul'un güzelliklerini hep sinemada ve kitaplarda görmüştüm. Yarın gezme fırsatım olacak ve şehri daha yakından tanıyacağım. Tek kelime Türkçe anlamıyorum ama kendimi aile içinde gibi hissettim. Herkesi kendime gayet yakın buldum'' sözleriyle dile getirdi.
İstanbul Film Festivali başladı

Sunday, February 28, 2010

Acid jazz efsanesi bir kez daha İstanbul da

İSTANBUL - Daha önce yine Babylon'da unutulmaz bir Sahne performansı ile müzikseverlerle buluşmuş olan ünlü İngiliz topluluk James Taylor Quartet muhteşem Canlı performanslarıyla yeniden Babylon sahnesinde.
1985 yılında Acid jazz/funk türünde ilk single’ları 'Blow Up' ile Herbie Hancock filminin soundtrack’inde yer ve Müzik dünyasına hızlı giriş yapan grup kısa zamanda NME’nin gözdesi haline gelmeyi başardı.
BBC Radio 1’ın en önemli isimlerinden DJ John Peel’in de desteğinden güç alan grup 1987’de ilk albümleri olan “Mission Impossible”da 60’lı yıllardaki “Alfie”, ”Mrs.Robinson” gibi temaları işleyen yüksek tempolu, punk stili çalışmaya imza attı. “Starsky and Hutch” filminin soundtrack’ine de katkıda bulunan grup yaptıkları çalışmalarla satış rekorları kırdı. Grup canlı performanslarında emprovize sololarla birlikte Modern dans ritmini de yakalayabilen kendine özgü bir stil yarattı.
1990’larda acid jazz’ın ön plana çıkmasıyla yön değiştiren grup Soul II Soul, Alison Limerick, Noel McKoy gibi isimlerle çalıştı. Grubun o yıllarda çıkardığı “In The Hand of The Inevitable” albümü acid jazz kategorisinde hala en fazla satış gerçekleştiren çalışmalar arasında yer alıyor. 90’ların sonlarına doğru kendi köklerine dönmeye karar veren James Taylor Quartet, “Whole Lotta Love”, “Dirty Harry” gibi cover parçalarla yeniden listelerde üst sıralara oturdu. Grup aynı zamanda Austin Powers Film serisinin ilk soundtrack albümünde yer aldı ve şu ana kadar Tom Jones, Manic Street Preachers ve U2 gibi isimlerle çalıştı.
Acid jazz efsanesi bir kez daha İstanbul'da

Na viler Türk mü Kürt mü?

İSTANBUL - James Cameron’ın filmi Avatar tüm zamanların en çok kazanan yapımı oldu. Pek çok bakımdan da en çok tartışma yaratan, konuşulan ve anlattığı Hikaye çok çeşitli yönleriyle yorumlanan bir film... Avatar nasıl bir filmdi? Solcu mu, antiemperyalist mi, antimilitarist ya da çevreci mi? Hikaye Irak Savaşı’na bir eleştiri mi?
Bu ve benzeri sorulara pek çok yerde rastlamak, benzer tartışmaları farklı yerlerde izlemek mümkün. Ama Film hakkında yapılan iki farklı yorum, Türkiye’nin son dönemin gündemi ile yakından ilişkili.
Türk Solu Dergisi’nin son sayısında Gökçe Fırat imzalı yazıda, ülkeleri insanlar tarafından istila edilen yerli Na’vi halkının Türkler’le ilişkili olduğu iddia ediliyor. Newede Dersim (Yeniden Dersim) sitesinde Cengiz Kapmaz ise Na’vileri Kürtler’le ilişkilendiriyor.
NA’VİLER Türk MÜ? Gökçe Fırat’ın ‘Na’vi’ler Türk mü? başlıklı yazısında Na’vi halıkının kutsal ağacı ile eski Türkler’deki Gök Ağacı ya da Hayat Ağacı arasında bağlantı kuruluyor:
“Kur’an’da geçen 'Tuba ağacı'nı anımsatsa da aslında bu ağacın kökleri çok çok daha eskilerdedir ve Türk mitolojisinden alınmadır.
Türklere göre Dünyanın bir direği vardır. Yer ile göğü birleştiren bu direk aynı zamanda atalarımızın yaşadığı tipik Türk çadırının da direğine benzer.

Bu, yer ile göğü birleştiren Gök Ağacı, Hayat Ağacıdır. Bu ağaç dünyanın direğidir.
Göğün direğine ‘Bay Terek’ de denir ve kimi kavimlerde bu bir kayın ağacıdır. O nedenle “Bay Kayın” adı da verilir.
Abakan Türklerine göre ise dünyanın ortasında bir demir dağ vardır. Bu dağın üzerinde ise 7 dallı beyaz bir Huş ağacı bulunmaktadır.
Yakut Türklerine göre ise tüm insanlar tek bir ulu ağaçtan beslenir. Doğum tanrısı Kübey Han da bu ağacın kovuğundadır.
Avatar’da seçilen Sahne Türk efsanelerinde ve destanlarında açıkça tarif edilen dünyanın direği olan Hayat Ağacıdır.
Bu ağacın içinde yaşayan mavi derili klan da insan dışı yeni ve farklı bir Canlı türünden çok Türkleri andırmaktadır.

‘İNANÇLARI TÜRKLERDEN’ İnanç sistemi ise kesinlikle Türk anlayışını yansıtmaktadır. Na’viler, o ağacın içinde doğanın bir parçasıdır. Ağaç da tıpkı Na’vi gibi canlıdır, o nedenle kutsaldır, el sürülmez, kesilmez.
Hatta vahşi ve Korkunç yaratıklar olarak canlandırılmış olan hayvan benzeri yaratıklar da canlıdır ve Na’viler onlara da dokunmaz.
Kısacası Na’viler doğanın içinde kendilerini de doğanın bir parçası olarak görürler, doğayla, bitki örtüsüyle, toprakla, suyla, ateşle ve hareket eden tüm canlı türleri ile birlikte, kimseye zarar vermeden yaşarlar.
Na’viler Türk mü Kürt mü?

SİYAD Güneşi Görmedi

İSTANBUL - 31 Ocak Pazar Akşamı Beşiktaş Kültür Merkezi'nde sahiplerini bulacak olan 42. SİYAD ödülleri için adaylar belli oldu.
Listeye, uzun metrajlı kurmaca filmlerin değerlendirildiği 11 dalın tümünde adaylık elde eden Vavien filmi damgasını vurdu. Engin Günaydın'ın senaryosunu yazdığı, Taylan Biraderlerin yönettiği film, ‘Salkım Hanımın Taneleri’den 10 yıl sonra bu başarıya ulaşan ilk Film oldu.
SİYAD Başkanı Murat Özer, "Vavien bence, popüler sinemanın nasıl yapılması gerektiği üzerine derslik bir film gibi. Türkiye’de pek yapılmayan kara Komedi türünde bir film yapıldı ve Engin Günaydın'ın ilk uzun metraj Sinema senaryosuyla bizi çok şaşırttı" şeklinde konuştu.
Reha Erdem'in ‘Hayat Var’ı 8 dalda, Yeşim Ustaoğlu'nun ‘Pandora'nın Kutusu’ ise 7 dalda adaylık kazandı. Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan'ın yönettiği ‘İki Dil Bir Bavul’ ve Semih Kaplanoğlu imzalı ‘Süt’ en iyi film dalının diğer adayları.
‘7 Kocalı Hürmüz’, ‘11’e 10 Kala’, ‘Acı Aşk’, ‘Başka Dilde Aşk’, ‘Bornova Bornova’, ‘Dilber’in Sekiz Günü’, ‘Gölgesizler’, ‘Hayatın Tuzu’, ‘Karanlıktakiler’, ‘Kıskanmak’, ‘Mommo: Kızkardeşim’, ‘Nefes: Vatan Sağolsun’, ‘Neşeli Hayat’, ‘Nokta’ ve ‘Uzak İhtimal’ ise farklı kategorilerde SİYAD'ın aday listesine girdi.
GÜNEŞİ GÖRDÜM 'Oscar için yarışan filmin, sinema yazarları tarafından hiçbir dalda aday gösterilmemesinin anlamı ne?’ sorusu, Canlı Gaste’de dernek başkanı Murat Özer’e soruldu ve cevabı şöyle oldu:
"Tam olarak böyle olduğu söylenemez. Sinama yazarlarının çoğu filmi beğendiler. Ancak bu yıl, hiç olmadığı kadar güçlü bir yıldı. 20 filmin aday olması bizim açımızdan bir rekor.
Benim kişisel listemden Nokta, Pandora’nın Kutusu gibi filmler ilk 5’ime giremedi. Güneşi Gördüm de görüntü yönetmeni ile adaylarım arasındaydı ama sonuç olarak olmadı. Burada bir tavırdan bahsetmek doğru değil.
SİYAD Güneşi Görmedi

Aysun basın yüzünden kaçtı

BÜYÜK HIRSLARIM YOK AMA OYUNCULUK HEDEFİM VAR!

10 yıl önce hem Türkiye'nin hem de Avrupa'nın 'En İyi Modeli' seçilen ve 2003'te Türkiye Güzeli olan Tuğba Karaca, kariyerine oyuncu olarak devam etmekte kararlı. Şafak Sezer'le birlikte 'Kutsal Damacana 2: İtmen' filminde rol alan Karaca, "Öyle büyük hırslarım yok benim... Tek amacım kendimi geliştirmek, hayatıma birçok şey katmak" dedi.



TANINMAK İSTEMİYORDUM

Boxer dergisi için objektif karşısına geçen Tuğba Karaca, hakkında merak edilenleri anlattı...



Modellik kariyeriniz nasıl başladı? Biraz o günleri anlatır mısınız?

Bodrum'da tesadüf eseri Başak Gürsoy'la tanıştım. Kendisi benim model olmaya çok uygun olduğumu ve mutlaka bunu yapmam gerektiğini söyledi. "Senin gibi güzel kızlara ihtiyacım var" dedi. O kadar ısrar edince annemle birlikte görüşmeye gittik. Fotoğraflarımı çektiler ve hemen profesyonel kataloğa koydular. Böyle olunca da annem yapılan işe çok güvendi. Aslında yaşım tutmuyordu. O nedenle sözleşmeyi de annem imzaladı. Böylece modelliğe resmi olarak başlamış oldum.



2003 yılında Türkiye Güzellik Kraliçesi seçildiniz. Yarışmayı kazanacak kadar iddialı mıydınız?

Ondan önce 2000'de 'Best Model of Turkey' ve 'Best Model of Europa' seçilmiştim ama hiç tanınmıyordum. Medyatik biri de değildim. Aslında o dönem böyle olmasını ben istemiştim. Pek tanınmak istemiyordum. Çünkü istediğim her şeyi yapabiliyordum. 2003'te Türkiye güzellik yarışması'na katıldım ve kraliçe seçildim.



"Tanınmak istemiyordum" dediniz ama bir yandan da güzellik yarışmalarına katılmaya devam etmişsiniz...

Hayır, o şekilde değil. Demek istediğim, medyatik biri olarak tanınmak istemiyordum. Barlarda gezen, sabahı sabah yapan biri olarak anılmak istemedim. Benim için önemli olan, işimde iyi olmaktı. Her zaman da öyle oldu zaten. Tabii istemeden medyatik olanlar da var. Mesela Aysun Kayacı benim çok yakın arkadaşım. Ortalarda olmayı hiç istemiyor ama yine de medyada haberleri çıkıyor. Sırf bunlardan bunaldığı için yurtdışına gitti ki, rahat etsin biraz.



NORMAL BİR HAYATIM VAR

Şu sıralar neler yapıyorsunuz? Bulunduğunuz yerden memnun musunuz?

10 sene modellik yaptım ve gerçekten çok yoğun geçen yıllardı. Dünyada gitmediğim yer kalmadı ama artık sektör daraldı. Şimdi sunuculuk ve oyunculuğa yönelmek istiyorum. Şafak Sezer'le birlikte 'Kutsal Damacana 2' filmini çektik. Yeni gösterime girdi. Çok güzel bir Film oldu. Şu anda çok mutluyum. Öyle büyük hırslarım yok benim. Tek amacım kendimi geliştirmek, hayatıma birçok şey katmak. Ben aynı zamanda ev hanımıyım. Evimle ilgilenmeyi çok seviyorum. Sabah altıda kalkıp eşimi işe gönderiyorum ve sonra işlerimi toparlıyorum. Gayet normal bir hayatım var ve ben de çok mutluyum.



BİR KERE YÜRÜDÜM HEMEN KABUL ETTİLER

İlk defilenizde Vakko'yla çalışmışsınız. Heyecanlandınız mı, korkularınız oldu mu?

O dönem Vakko'nun elemeleri varmış. Fakat benim haberim yoktu bu elemelerden. Öğrendiğimde de çoktan bitmişti. Başak Gürsoy mutlaka beni de görmelerini istemiş. Beni apar topar görüşmeye çağırdılar. O zamanlar kısacık erkek gibi saçlarım vardı. Bana mini bir etek, altına da topuklu ayakkabı giydirdiler ve yürüttüler. Bir yürüdüm geldim ve 'Tamam' dediler. Normalde üç-dört elemeden sonra seçiliyor modeller ama beni hemen kabul ettiler.



Model olmadan önce Defile izler miydiniz?

O da çok ilginç bir hikayedir. İzmir'de yaşarken Efes Oteli'ne Vakko defilesi gelmişti ve biz de çok merak edip arkadaşlarla izlemeye gitmiştik. Yürüyen bir podyum vardı. Mankenler hareketsiz şekilde duruyorlardı. Çok etkilenmiştim. Deniz Pulaş'ı da ilk kez orada görmüştüm. Çok ilginçtir ki, çıktığım Vakko defilesinde de hareketli podyum vardı ve bu kez ben de üstündeydim. Yanımda da Deniz Pulaş vardı...



MANKENLİĞE HİÇBİR ZAMAN ARA VERMEDİM

Modelliği bıraktığınız söyleniyordu...

Evlendikten sonra ara verdiğim söylendi ama hayır, vermedim. Henüz evliliğimin ikinci ayındayken bile, yurtdışında defilelere katıldım. Bu haberlerden sonra özellikle modelliği bırakmadığımı kanıtlamak için daha da çok defileye çıktım. 2008'de mesleki anlamda bazı şeylere kızdım, kırıldım ve bir süre kendimi başka şeylere yönelttim.



O dönem neler yaptınız?

Oyunculuk ve diksiyon dersleri aldım. Haldun Dormen'le çalıştım. Onun öğrencisi oldum. Bu arada da sunuculuk teklifleri geldi. Zaten hayatınıza nasıl yön verirseniz öyle gidiyor. Şimdi iki senedir 'Mega Magazin' isimli programı sunuyorum. Program Canlı yayınlanıyor ve bu da benim için doğru bir tecrübe diye düşünüyorum. İşin eğitimini aldığım için çok fazla heyecanlanmadım, daha doğrusu korkmadım



* EN seksi SEÇİLDİLER



* DİZİLER NEREDE ÇEKİLİYOR?



* OCAK AYININ KAPAK GÜZELLERİ



* HANGİ ünlü NEREDE OTURUYOR?



* ÜNLÜLER HANGİ TAKIMI TUTUYOR?



* ÜNLÜLERİN BOYLARINI BİLİYOR MUSUNUZ?



* Magazin TURU İÇİN TIKLAYINIZ



* ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ



Aysun basın yüzünden kaçtı

Thursday, December 31, 2009

Spielberg ve Kidman Altın Küre verecek

LOS ANGELES - Amerikalı ünlü Film yönetmeni Steven Spielberg ve aktris Nicole Kidman, 'Avatar'ın yıldızı Sam Worthington, CNBC-e'den Canlı yayımlanacak 67. Altın Küre ödül töreninde ödüllerin dağıtılmasına yardımcı olacak şöhretler arasında yer alacağı bildirildi.
Daha önce Jennifer Aniston, Halle Berry, Julia Roberts, Mickey Rourke, Colin Farrel, Matthew Fox, Leonardo DiCaprio ve Robert De Niro'nun 17 Ocak'ta Beverly Hills'teki Beverly Hilton otelinde düzenlenecek ödülleri sunacakları açıklanmıştı.
Spielberg ve Kidman Altın Küre verecek

Altın Küre nin yeni sunucuları


Amerikalı ünlü Film yönetmeni Steven Spielberg ve oyuncu Nicole Kidman, "Avatar" filminin yıldızı Sam Worthington ile birlikte Altın Küre ödül törenini sunacak şöhretler kervanına katıldı.
Hollywood Basın Birliğinden yapılan açıklamada, Spielberg, Kidman ve Worthington'ın, 17 Ocakta Beverly Hills'teki Beverly Hilton otelinde düzenlenecek ve NBC televizyonundan Canlı yayımlanacak 67. Altın Küre ödül töreninde ödüllerin dağıtılmasına yardımcı olacak şöhretler arasında yer alacağı bildirildi.
Film yıldızları Jennifer Aniston, Halle Berry, Julia Roberts, Mickey Rourke, Colin Farrel, Matthew Fox, Leonardo DiCaprio ve Robert De Niro'nun ödülleri sunacakları daha önce açıklanmıştı.
Altın Küre'nin yeni sunucuları

Saturday, December 19, 2009

Artık her önüne gelen film çekiyor, çıta düşüyor

Eskişehir'de çekilen 'Es-Es' dizisinde fekadar anne 'Selmin'i oynayan Derya Alabora, alt kültürden gelen insan öykülerinin kendisine çekici geldiğini söyledi. Canlandırdığı karakteri çok sevdiğini belirten Alabora, birlikte rol aldığı genç oyuncuları da övdü: "İşlerini çok ciddiye alıyorlar, rollerine kafa yorup, düşünüyorlar..."



Dizi projelerini seçerken oldukça seçici davranıyorsunuz. 'Es-Es'i tercih etmenizin sebebi neydi?

Senaryosu çok gerçekçi gelmişti. Alt kültürden insanların hayatı bana her zaman cazip gelir. Hayatın içinde kaybolan ve mücadele eden insanlar, seyircinin de ilgisini çekiyor. Uç noktada karakterler oynamak her zaman tercih sebebim.



ESKİŞEHİR'E ALIŞTIM

Eskişehir'e alıştınız mı?

Evet. Bence çok sıcak, tam bir ögrenci şehri... Gençler fazla olunca enerji de yükseliyor. Konserler ve Festivaller oluyor. Porsuk nehri kıyısında çok güzel yerler var. E durum böyle olunca, alışmak da kolay oluyor.



Canlandırdığınız 'Selmin' karakterini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok fedakar bir anne olarak görüyorum. Çocukları için birçok şeye katlanıyor, onları asla yalnız bırakmıyor. Kendi hayatını hiçe sayıp, başkaları için çok şey yapabilecek biri... Hayatta çok şeyle karşılaşmış, o yüzden sertleşmiş bir kadın ama sevdiklerine son derece yumuşak. Bence tam olması gereken bir anne.



Dizide birçok genç oyuncuyla çalışıyorsunuz. Oyunculuklarını nasıl buluyorsunuz?

Hepsi çok iyi oynuyor. Çünkü işlerini çok ciddiye alıyorlar. Rollerine kafa yorup, düşünüyorlar. Aslında bu kadar işini ciddiye almak günümüzün değerleri arasında pek değil. Bizimkiler nasıl olup biraraya geldiyse...



İNAN TEMELKURAN BAŞARILI

Şu zamana kadar birçok rolde karşımıza çıktınız. Fakat içinizde ukte kalan bir karakter var mı?

Çok var. Genel olarak bütün iyi yazılmış karakterleri oynamak isterim.



Türk Sineması'nın gidişatı nasıl?

Hem iyiye hem de kötüye doğru bir gidiş var. Bir taraftan çok parlak sinemacılar çıkıyor, öbür taraftan her önüne gelen Film çekmeye başladı. İnsanlar Piyano çalayım, resim yapayım, bir Roman yazayım demiyor film çekiyor. Seyredilme oranlarından da anlayabilirsiniz; son dönemde bir yığın film çekildi ama giden seyirci yok... Televizyon starları sinemada çok kullanılıyor. Seyirci, her gün evinde izlediği bu insanlar için neden kalkıp sinemaya gitsin. Buna karşılık çok başarılı olanlar da var. Mesela son zamanda beğendiğim en parlak yönetmenlerden biri İnan Temelkuran.



Sinema ile Tiyatro oyunculuğunun birbirinden farkı nedir?

Araya teknik girmesi... İkisinde de bir dünya yaratıyorsunuz ama biri Canlı seyirci karşısında, öbürü çok fazla tekniğin kullanıldığı bir ortamda... Tabii ki sinemanın olanakları, tiyatroya oranla çok daha fazla. Gerçekçilik duygusu, ses, ışık, oyuncuyu kullanmadaki olanaklar bence çok etkileyici. Kalıcı olması bakımından da tiyatroya oranla çok daha avantajlı. Ama seyirciyle canlı paylaşımın verdiği haz da sinemada yok. Sonuçta oyuncu olarak ikisinde de bir karakter yaratıyorsunuz.



MADEN İŞÇİLERİNDEN HİÇBİR FARKLARI YOK!
Artık her önüne gelen film çekiyor, çıta düşüyor

Monday, December 14, 2009

Gala protestosu

Beren Saat'in katılmadığı 'Gecenin Kanatları' filminin galasında; sessizlik hüküm sürdü. Film ekibi, Saat'in 'çıplaklık' protestosuyla ilgili yorum yapmamayı tercih etti.



Mahsun Kırmızıgül'ün senaryosunu yazdığı ve Serdar Akar'ın yönettiği 'Gecenin Kanatları' filminin İstinye Park'taki galasına protesto gölgesi düştü! Filmdeki sevişme sahnelerinin basına sızmasından, yapımcı Murat Tokat'ı sorumlu tuttuğu söylenen Beren Saat, galaya katılmadı.



Gelmeyerek bizi rencide etti

Beren Saat'e yakın kaynakların belirttiğine göre ise; genç oyuncu Tokat'ta yaşanan terör saldırıları nedeniyle galaya gitmedi! Bu iddia üzerine konuşan yapımcı Murat Tokat, "O zaman Şehit cenazelerine gitseydi. Kendisi galaya gelmeyerek bizi rencide etti" dedi. 'Gecenin Kanatları'nın senaristi ve süpervizörü Mahsun Kırmızıgül ile diğer oyucular ise konuyla ilgili yorum yapmadı. Galası protestoyla gölgelenen 'Gecenin Kanatları'nda; 12 Eylül'de öldürülen anne babasının intikamını almak için Canlı bomba olmayı kabul eden 'Gece' ile koşucu 'Yusuf'un aşkı konu ediliyor.

Gala protestosu

SEVİŞME SAHNELERİ YİNE OLAY YARATTI

Beren Saat dün gösterime giren "Gecenin Kanatları" filmindeki rol arakadaşı Murat Ünalmış'la olan sevişme sahneleri ile adından söz ettirmeye devam ediyor. Film, 12 Eylül döneminde ailesi öldürülen bir küçük kızın büyüyünce bir şekilde onların intikamını almak istemesi üzerine kurulu. Beren Saat filmde Gece adlı bir Canlı bombayı canlandırıyor. Geçtiğimiz günlerde başrol oynadığı filmin galasına katılamayan Saat'in Murat Ünalmış'la olan cesur sevişme sahneleri şimdiden filmden daha çok konuşulmaya başladı bile.


SEVİŞME SAHNELERİ YİNE OLAY YARATTI

Wednesday, December 9, 2009

SEVGİLİSİ KENDİ GALASINA GİTMEYE İZİN VERMEDİ

HT MAGAZİN

"Hiçbirimiz uzaydan gelmedik. Emeğe saygı göstermesi lazım. Yastık gribi olmuş herhalde ondan gelmedi!"




ERKEK ARKADAŞI GÖRMEK İSTEMEDİ

BEREN Saat son filmi Gecenin Kanatları ile arasına yastık koydu! Saat, filmin önceki akşam İstinye Park'ta düzenlenen galasına katılmadı. Güzel oyuncunun filmdeki sevişme sahneleri basına sızdırıldığı için gelmediği iddia edildi. Yönetmen sevgilisi Levent Semerci'nin yapımcılarla tartıştığı ve Beren Saat'e izin vermediği de kulaktan kulağa konuşuldu. Yapımcı Murat Tokat, "Sevişme sehnesi basına servis edilmedi. Belki o sahneleri erkek arkadaşıyla beraber görmek istemediler" diyerek Saat'e tepki gösterdi.

ÖLÜM KALIM OLMADIKÇA GELMELİYDİ

FİLMİN oyuncularından Yavuz Bingöl de Beren Saat'e sitem etti: "Hiçbirimiz uzaydan gelmedik. Hepimiz arkadaşız. Emeğe saygı göstermesi lazım diye düşünüyorum. Afişte ilk yazılan Beren Saat yani kendi filmine ölüm kalım olmadığı sürece gelmemesini doğru bulmuyorum." Erkan Petekkaya ise olay hakkında iğneli bir yorum yaptı: "Herhalde uyku saati geldi uyudu. Çok yorulmuş nefes nefese kalmış yastığını almış yatmış. Yastık gribi olmuş!"

Yapımcılığını Murat Tokat'ın, yönetmenliğini Serdar Akar'ın üstlendiği ‘Gece'nin Kanatları' filminin galası önceki akşam Park AFM Sinemaları'nda binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşti. Basının yoğun ilgi gösterdiği galada filmin başrol oyuncularından Beren Saat'in galaya gelmemesi ise adeta şok etkisi yaratttı. Beren Saat'in filmden önce basına sızdırılan sevişme görüntülerini protesto ettiği için galaya katılmadığı iddia edilirken, bir diğer dedikodu ise yapımcıyla kavga eden sevgilisi Levent Semerci'nin engel olduğu iddiasıydı. oyuncu kadrosunda, 'Güneşi Gördüm' filmindeki başarılı performansıyla konuşulan Murat Ünalmış, Erkan Petekkaya, Yavuz Bingöl'ün yanı sıra Alper Kul, Teoman Kumbaracı, Ferit Kaya, Ali Barışık, Cezmi Baskın ve Arif Erkin gibi isimlerin rol aldığı filmin galasına çok sayıda ünlü isim katıldı. Saat'in galaya gelmemesi büyük tepki çekerken yapımcı Murat Tokat, "Bir oyuncu sözleşme imzalarken önce senaryoyu okur.



SEVGİLİSİ ENGELLEMİŞ OLABİLİR

Okuduğu senaryoyu her haliyle oynayacağına dair söz verir. Oyuncu zaten ne çekileceğini bilmiyorsa o sözleşmeyi imzalamaz. İstemediği sahnede oynamaz. Beren sözleşmeye uymadı. Sözleşme gereği gala olmak üzere filmin bütün PR işlerine gelmek zorundaydı. Yasal hakkımı kullanacağım. Filmdeki sevişme görüntüleri basına servis edilmedi. Sadece filmin fragmanı medya ile paylaşıldı. Sevişme sahnelerini oynamak istemiyorsa oynatmazdık. Bence sonradan kaynaklanan sorunlar var. Belki beraber olduğu erkek arkadaşıyla ilgili olabilir. Sanırım bu ortamda o sahneleri beraber görmek istemediler" diye konuştu. Mahsun Kırmızıgül'ün de Beren Saat'e tepkisi aşağı yukarı aynı çizgideydi. Saat'i Türkiye'nin Yıldızları Yarışması'nda keşfettiğini ve ilk kez 'Aşka Sürgün' dizisinde rol verdiğini belirten Kırmızıgül, "Onu ben keşfettim. 52 bölüm beraber oynadık. Hiç mi hatrımız yoktu? Bize bunu nasıl yapar?" diye sitem etti.

Tepki çekmekten korktu iddiası

Beren Saat'in galaya katılmamasıyla ilgili konuşulan en çarpıcı iddialardan biriyse, güzel oyuncunun galaya saatler kala Tokat'ta yaşanan ve yedi askerin Şehit olmasıyla sonuçlanan terör saldırısından etkilenmesiydi. Filmde Canlı bombayı oynayan Saat'in tepki çekmekten korktuğu ileri sürüldü.


SEVGİLİSİ KENDİ GALASINA GİTMEYE İZİN VERMEDİ

Yılın en iyi ikilisi Michael Bolton-Ferhat Göçer

İSTANBUL - Bir baktınız geri sayım var, bir baktınız yıl başında öptüğünüz kız yanınızda yok, bir baktınız yeni yıl gelmiş, bir baktınız yine geri sayım var. Hayat da böyle işte. O yüzden üzülmek darılmak yok, gelin 2009’da dikkatimizi çekenleri hatırlayalım. Sonra nasıl olsa unutacağız, yerine yenileri gelecek. 2010’a kadar hepinize iyi seneler.
YILIN SANSÜRÜ Müzikle yaşayanları en çok üzen ve sinirlendiren olaylardan biri bu sene MÜYAP’ın sanatçılarına sahip çıkamayıp, Dünyanın en büyük Müzik portalı last.fm’e Türkiye’den erişimi engellemesi oldu.
Olay, MÜYAP’a bağlı sanatçıların last.fm sayfaları açması ve insanların bu sanatçıları dinlemek istemesinden ortaya çıkmıştı. MÜYAP da her sorumlu kurum gibi sanatçılarını “Arkadaşlar last.fm’le anlaşmamız yok, kaldırın mp3’leri oradan” demedi, direkt vanaya gitti ve interneti kesti.
Sansüre uzun süredir bu kadar maruz kalmamıştık. erotik siteler, youtube, last.fm, Google groups, worldpress derken Türkiye uygarlıktan 2009’da da sistemli bir şekilde uzaklaştı. Başbakan’ın sürekli üç çocuk istemesi de bizi “Sansür, şiddet, devlet baskısı... Ya giderek Çin’e mi dönüşüyoruz acaba?” diye düşündürdü.

YILIN EN PAHALI İZLEYİCİ KOSTÜMÜ OSKAR’IBu sene gittiğim ve gördüğüm en acayip şeylerden biri de Kuruçeşme Arena’daki Santana konseriydi. Trafik sıkışıklığıyla, giriş sıkıntısıyla tam bir konserdi. Ama esas tuhaf olan kısım konsere gelen dinleyici profiliydi. Santana dinlemeye çalışırken bir yandan size Eda Taşpınar çarpabiliyordu. Özetle müzikle ilgilenen, ilgilenmeyen herkes oradaydı. Yaş ortalaması 30 ve üstü gibiydi. Eğer 2009’daki her konser alanındaki elbiselerin fiyatlarını toplasalar Santana konseri hiç şüphesiz en pahalı izleyici kostümü oskarını alır. Oscar De La Renta.
YILIN EN SÜPER İKİLİSİSenenin en acayip olaylarından biri de Ferhat Göçer ve Michael Bolton ortaklaşa konseriydi. İki ismi ayrı ayrı bile görmek çoğu kişi için çok tehlikeliyken, bu iki cesur şarkıcı güçlerini birleştirdi ve dünyayı ele geçirmeye yemin etmişcesine bu konseri gerçekleştirdi. Biraz travmatik olsa da kazanan ve kaybeden müzik oldu. Seveni var, sevmeyeni var. Ha bir de Frank Sinatra parçaları söylemeleri daha da acayipti. Biri bana Michael Bolton’la gelsin, o da sensin.
YILIN EN AKILLI ALBÜMÜKısmetse 2009 sonuna, değilse 2010’da çıkacak Kurban’ın yeni albümü bence bu senenin ya da 2010’un en iyi albümlerinden biri olacak. Albümü dinledim. Haberler iyi. Çok sert ve akıllı bir Kurban albümü geliyor. Davula vurmayı bilmeyen, bastan ses çıkaramayan bir sürü insanı ilgiyle dinlediğimizi düşünürsek Kurban yeni albümüyle hepimize biraz insanlık, biraz da enstrümanlarımızı nasıl kullanmamız hakkında ders verecek. Canlı bulursanız, Nekropsi’yle birlikte kaçırmayacağınız iki gruptan biri sonuçta.

YILIN PATLAMASI 2009’da dünyada Lady GaGa bi şekilde patladı. Güzel desen güzel değil, çirkin desen çirkin değil, ama çok güzel pop müzik yapıyor. Hatta internete sansürsüz girebiliyorsanız youtube’dan Southpark’ta Cartman’ın söylediği “Poker Face”i izleyin. Hazır girmişken Faith No More’un da “Poker Face” cover’ına bakılabilir.
YILIN METALCİLERE KIYAĞI 2009’un sonunda Slayer’ın son albümü World Painted Blood piyasaya çıktı. 20 küsur senedir acı metal yapan Slayer’ın yeni albümü de tam anlamıyla bir ayılama. Slayer seviyorsanız, bu albümü çok seveceksiniz. Bu arada Lamb of God ve metal olmasa da Mutemath ve The XX de 2009’da en iyi işlerine imza attılar.
YILIN EN RAHMETLİSİ2009’da gecenin bir saatinde Michael Jackson’ın ölüm haberini aldık. Cep telefonlarına mesajlar gitti. Türkiye ilk kez bir pop starının ölümünü dünyayla birlikte izledi. Haberleri izlerken sürekli “Acaba ölmedi mi, numara mı yapıyor” diye kıllandık. Ölümden sonra sağda solda, alakalı alakasız herkes Michael Jackson çalmaya başladı. Böylesi bir etki yıllar önce Kurt Cobain’in ölümünden sonra da meydana gelmişti. Hatta ondan önce Freddie Mercury’nin ölümünden sonra herkesin “Best of Queen” albümü alması vardı. Onun gibi bir etki yaptı, Michael’ın kendini kapatması. Madonna tek başına kaldı. Onun ölümünde bakalım ne olacak? Ölüm izlemek bir keyif haline geliyor.
YILIN NE ETLİYE NE SÜTLÜYE YAPIMITürkiye’de de yılın en çok konuşulan filmi Nefes’ti. Nefes de kendinden bekleneni tam veremediyse de bu konuda yapılmış ilk Film olmanın verdiği heyecanla bol bol izlendi. Film bir enstantaneler derlemesi gibiydi. Ne etliye, ne sütlüye karıştı. Ne milliyetçi göründü, ne askerliğin sorunlarını dile getirdi, seven de sevmeyen de çok fazla bir hayal kırıklığıyla sinemadan ayrılmadı. Film bir yandan da içinde hiç kadın görünmeyen ender Türk filmlerinden olarak raflardaki yerini aldı. Filmden sonra herkes askerlikle ilgili bildiklerini “Dağda o takım birbirine o kadar yakın gezmez bir kere” gibi birçok kaliteli tarzlarda açıkladı. Yönetmen Levent Semerci çok fazla röportaj vermek istemedi. “Film kendini anlatıyor” dedi. Ne dediği anlaşılmadı.

YILIN YouTube ÇILDIRAYLARI Bu sene ne kadar sansürlü olsa da Türkiye’den en çok girilen siteler arasında Youtube vardı. E durum böyle olunca birçok abuk subuk yetenekle karşılaştık. Tabii yeteneğin yerli olanı daha bir acayip oluyor. Ercik fenomeni, Saray Kızı ve duş altında Gülben Ergen söyleyen çocuk bu yıl çok izlendi. Önümüzdeki yıla umutla ve gülümsemeyle bakmamıza yardım ettikleri için hepsine çok teşekkür ederim.
Yaptım, yaptım, yaptııııım, yapamadım.
Yılın en iyi ikilisi Michael Bolton-Ferhat Göçer

2009’un en iyi 10 yerli romanı

EN İYİ 101- Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi - Ayfer Tunç2- Çöplüğün Generali - Oya Baydar3- Yüzünde Bir Yer - Sema Kaygusuz4- Fay Kırığı - Mehmet Eroğlu5- Eflatun Koza - Cahide Birgül 6- Dünyanın Uğultusu - Behçet Çelik7- Yorgun Sevda - İrfan Yalçın8- Sonradan Yaşamak - Önay Sözer9- Aşk - Elif Şafak10- Gizli Aşk Bu - Özen YulaBİR DELİLER EVİNİN YALAN YANLIŞ ANLATILAN KISA TARİHİZamansız Türkiye panoramasıCan Yayınları’ndan çıkan “Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi”, mekân ve zaman sınırı tanımayan, bir ucu 19. yüzyıla, bir ucu günümüze dayanan yazınsal bir Türkiye panoraması. Şaşırtıcı bir öykünün bittiğinin sanıldığı yerde, okuru olmadık bir öyküyle yeniden afallatan bir “insan manzaraları” kitabı da denebilir. Belki de bu sebepten jüri üyelerimizin yedisi de onu seçti. Karadeniz’in küçük bir kentinde denize sırtını dönmüş bir akıl hastanesinden yola çıkılarak farklı kişilerin Yaşam zincirinden oluşan bir roman. ÇÖPLÜĞÜN GENERALİKaranlık ve gerilimliKaranlık, gerilimli ve biraz kötümser. Ne karakterlerin isimleri var, ne de yerlerin. Bir felaket atlatılmış, sonrasında da 3 Maymun virüsü yüzünden belleğini yitirmiş, geçmişinden bihaber bir toplumun kahramanları var Oya Baydar’ın kitabında. İlerleyen bölümlerinde felaketten önce olan bütün olayları, Türkiye olarak son bir kaç yıldır yaşadığın-mızı fark edeceksiniz: Büyük bir dava, kuyulardan çıkan cesetler, cephanelikler... gibi. Zaten Baydar da şöyle diyor: “Ergenekon davası sürecinde olan olaylardan etkilendim ve bu romanı kurguladım.” Can Yayınları’ndan çıkan kitabın tek korkutucu yanıysa romandaki ülkenin haritadan silinmiş olması.YÜZÜNDE BİR YERBabaannesinden esinlendiGenç kuşağın önde gelen isimlerinden Sema Kaygusuz’un Yüzünde Bir Yer adlı kitabı Doğan Kitap’tan yayınlandı. Susmanın aslında ne kadar çok şey ifade ettiğinin kanıtlandığı bir Roman bu. Babannesinin Dersim’den Samsun’a göçüşünün hikâyesini yıllarca dile getirmemesinin, suskunluğununun ardına gizlediği sırrın ne olduğunu merak etmesiyle atılmış romanın temelleri. Ve ortaya kendi deyimiyle “Yeryüzünde kendi toprağından sürülmüş, çocukları zorla ellerinden alınmış, katledilmiş insanların ortak utancı ve suskunluğu”nu dillendirdiği romanı çıkmış.FAY KIRIĞI IÜçlemenin ilkiAgora Kitaplığı’ndan çıkan Mermet Eroğlu’nun “Fay Kırığı I” adlı romanı, bir üçlemenin ilki: “Mehmet”, “Emine” ve “Rojin”. Kitapta ayrı dünyalara ait insanlarla, 25 yıldır süren savaşın bir dönemi, ülkemizin-Laik-Müslüman, Türk-Kürt çatlağı eksenindeki- son 15 yıllık bölünüşü anlatılıyor. “Mehmet”, bir anlamda giriş romanı; 2005-2006 arasındaki olaylara yoğunlaşıyor. “Emine” de 2006-2008 anlatılacak ve olaylar yine İstanbul eksenli olacak. “Rojin” 1993-1994 arasında Hakkâri’de, Şemdinli’de geçecek. EFLATUN KOZAUçurumlarınıza baktıracakEverest Yayınları’ndan çıkan kitapta genç bir kadın gazeteciliğe başlar. İlk dosyası ise sakin hayatını altüst eder. Yıllardır izleri bulunamayan iki kadının dosyası üzerinde gördüğü eflatuna dönüşmüş mürekkep lekesinin peşinden çıkacağı yolculuk onu, eflatun kadınların gizemli dünyasına sürükleyecektir. Duygusal gerilimlerin güçlü anlatıcısı Cahide Birgül, Eflatun Koza’da bir kez daha okuru kendi uçurumlarına bakmaya zorluyor. DÜNYANIN UĞULTUSUHayata karşı savaşKanat Kitap’tan yayınlanan Dünyanın Uğultusu, bir aşk hikâyesi. “Gün Ortasında Arzu” ile 2008 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazanan Behçet Çelik, bu ilk romanında huzursuz bir dünyayı resmediyor. Yalın anlatımın dikkat çektiği kitapta kapitalizmle yaşamak zorunda kalan insanların nasıl direnmeye çalıştıklarını görüyoruz. Taşra ile şehir arasında kalmış olan Ahmet’in aynı zamanda iki kadın arasındaki hayatını ve hayata karşı savaşını okuyoruz. YORGUN SEVDAEdebiyat ödüllüBol ödüllü yazar İrfan Yalçın’ın uzun bir aradan sonra yayınlanan bir kitabı Can Yayınları’ndan çıktı. İnsanlardan, arkadaşlarından ve hayattan umudunu kesmiş bir genç kadının bir lunaparkta çalışmaya başlamasıyla değişen, yenilenen ruhunu anlatıyor. Yalçın, bu eseriyle de Türk edebiyatının önemli isimlerinden Cevdet Kudret adına verilen “Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü”nü aldı. SONRADAN YAŞAMAKProfesörden tuhaf olaylarFelsefe profesörü Önay Sözer’in yeni romanı Sonradan Yaşamak, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. Kitapta geçmişte kaldığı sanılan bir dramının sonradan ama ilk kezmiş gibi yaşanmasına neden olan tuhaf olaylar silsilesi anlatılıyor. Nazire, hem tanınmış Ressam Zefir’e Canlı modellik yapar, hem de hayatıyla bir yazara konu olur. Beyoğlu’nda nostaljik bir otelde bu üç kişi arasında başlayan garip hikâye, okuyucunun hiç tahmin etmediği bir şekilde sonlanıyor.AŞKErkeklere siyah kapakElif Şafak’ın mart başında çıkan son romanı “Aşk” kısa sürede en çok okunanlar arasındaki yerini almıştı. Yazar, önceki romanlarında olduğu gibi yine toplumsal kuralların ve geleneklerin kıskaca aldığı insana yoğunlaşıyor. Mevlana ve Şems’in ilahi aşkından yola çıkarak dünyevi bir aşkı anlatan Elif Şafak, “Bizler aşkı unuttuk belki ama yüreğimizde derinde bir yerde o özlem hep var. Aslında hiç vazgeçmedik aşktan. Hep arayış halindeyiz” diyor. kitap ilk çıktığında pembe kapaklıydı ama birkaç ay sonra siyah kapaklısı da yayınlandı. Kimse resmi bir açıklama yapmadı ama herkes bunun sebebini erkeklerin pembe kitap taşımak istememesine bağlıyor. GİZLİ AŞK BUTürk filmi gibi romanEverest Yayınları’ndan çıkan kitap aslında 12 sayfalık bir Film hikâyesi olarak yazılmıştı. Bir buçuk yıl sonra Özen Yula onu roman haline getirdi. Müjde, Şener, Özgü, Ayşenil, Hümeyra, Suzan... Türk sinemasının duayenleri bu kitabın karakterlerine isim veriyor. Adları hayatları ile örtüşmese de ister istemez okur zihninde bu romanı onlarla resmediyor.
2009’un en iyi 10 yerli romanı

Genç İletişimciler ödüllerini aldı

TÖRENDEN FOTOĞRAFLARAydın Doğan Vakfı’nın nitelikli medya çalışanı ve yöneticisi yetişmesine katkı sağlamak amacıyla iletişim fakültelerinde öğrenim gören lisans öğrencileri arasında düzenlediği 21’nci Genç İletişimciler Yarışması’nda dereceye girenler, ödüllerini Convention Center’da düzenlenen törenle aldı. Yazılı, görsel, radyo, reklam, halkla ilişkiler ve internet yayıncılığı ana dallarında düzenlenen yarışmaya 23 üniversiteden 796 öğrenci, 738 çalışmasıyla katıldı. 19 üniversitenin 132 öğrencisi 91 projeyle ödül aldı. En çok ödülü 18 projeyle Erciyes Üniversitesi aldı. BİLGİ OTORİTENİN TEMELİDİR FELSEFESİTören öncesinde genç iletişimciler, Doğan Holding Yönetim Kurulu ve Aydın Doğan Vakfı Başkanı Aydın Doğan ile sohbet ederek hatıra fotoğrafı çektirdi. Doğan ile fotoğraf çektirmek istelen öğrenciler birbirleriyle yarıştı. Bazı öğrenciler okulda çıkardıkları gazeteleri Aydın Doğan’a incelettiler. Sunuculuğunu Korhan Abay’ın üstlendiği gecede açılış konuşmasını yapan Aydın Doğan Vakfı Yürütme Kurulu Başkanı Candan Fetvacı, “ ‘Bilgi otoritenin temelindedir’ felsefesinden yola çıkan kurucumuz Aydın Doğan’ın eğitime olan güçlü inancı ve hiç eksilmeyen desteği ile Aydın Doğan Vakfı, Eğitim alanında bilgi ve referans kaynağı olan çalışmalar yapan platformlarda yer almakta ve ülkemizin dört bir yanında Okul ve yurtların yapımından, okullara dil eğitimi ve teknik donanım sağlanmasına kadar geniş bir yelpazede eğitim desteği vermektedir. Bunların arasında önemli bir paya sahip olan çalışmalardan biri de Genç İletişimciler Yarışmasıdır“ dedi. Törende ödüller, Doğan Holding Yönetim Kurulu ve Aydın Doğan Vakfı Başkanı Aydın Doğan, eşi Aydın Doğan Vakfı Başkan Vekili ve Doğan Holding Turizm Grup Başkanı Sema Işıl Doğan, TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, Aydın Doğan Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Doğan Yayın Holding Yönetim Kurulu Üyesi İmre Barmanbek, TGC Başkanı Orhan Erinç, Hürriyet Yayın Danışmanı ve Yazarı Doğan Hızlan, Hürriyet Yazı İşleri Müdürü ve Yazarı Tufan Türenç, Kanal D Genel Yayın Yönetmeni İrfan Şahin, Vatan Gazetesi Yönetim Kurulu Kurulu Başkanı Zafer Mutlu, Basın Konseyi Başkanı ve Hürriyet Gazetesi Başyazarı Oktay Ekşi, Radikal Gazetesi Yazarı Altan Öymen, Milliyet Gazetesi Başyazarı Güneri Cıvaoğlu, Doğan Yayın Konseyi üyesi Doğan Heper, Orhan Birgit, Dinç Üner, Doğan Yayın Holding Genel Koordinatörü Nebil İlseven, Doğan Gazetecilik reklam Grup Başkanı Viki Habif, Star TV Kurumsal İletişim Direktörü Feryal Pere, Eski Bakanlardan Cavit Kavak, Doğan Yayın Holding Yönetim Kurulu Üyesi Cem Duna, Hürriyet Gazetesi Yazarı Sedat Ergin tarafından verildi. Yarışmada ayrıca ödül alan üniversitelerin dekanlarına plaketleri Aydın Doğan tarafından verildi. Yarışmada ödül alan tüm öğrenciler ve iletişim fakültelerinin dekanları toplu hatıra fotoğrafı çektirdi. Ödüllerini havaya kaldıran öğrencilerin coşkusuna Doğan Holding Yönetim Kurulu ve Aydın Doğan Vakfı Başkanı Aydın Doğan da eşlik etti.DERECEYE GİRENLERYazılı Dal;Yarışmada, en iyi Haber dalında birincilik ödülüne, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Çağdaş Düzgün 'Kayıp Demiryolunun İzinde' adlı çalışmasıyla, araştırma inceleme dalında birincilik ödülüne, Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Dilek Altunöz 'Aynı Gök Kubbe Altında Bir Hoş Seda' adlı çalışmasıyla,Fotoğraf dalında birincilik Ödülüne, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Cemal Arslantaş 'Kızıl Ateş Önünde Tomurcuk Alın Teri' adlı çalışmasıyla,Magazin Haberciliği dalında birincilik ödülüne, Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden İsmail Şahan '10 Kuruşla Avrupa Turu' adlı çalışmasıyla,Spor haberi dalında birincilik ödülüne, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Aypedri Muratova, Azamat Abdraev 'Kök Börü Oyunu Uluslararası Alanda Kırgızistan’ın Markası Olabilir mi' adlı çalışmalarıyla, Gazete Mizanpajı dalında birinciliği, Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Volkan Yıldız, Semih Göktürk, Yunus Aslan, Gazete Kampus yer alan çalışmalarıyla,Dergi Mizanpajı dalında birinciliği, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı Bölümü öğrencilerinden Efe Kaptanoğlu De Dergisi, alan çalışmasıyla,Görsel Dal;Televizyon Haberi dalında birincilik ödülüne, Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Cemile Nur Korkmaz ve Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencilerinden Güven Çelik, Deniz Yıldız 'Küçük Okul Büyük Umut' adlı çalışmalarıyla,Belgesel dalında birincilik ödülüne, Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencilerinden Alican Nasirov, Almaz Supatev 'Kışla' adlı çalışmalarıyla,Kısa Film dalında birincilik Ödülüne, Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencilerinden Mehmet Güven, Şükrü Sürer 'Ateş Böcekleri' adlı çalışmalarıyla,Televizyon Jeneriği dalında birincilik ödülüne, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencilerinden Yevgenıy Abdullaev 'Gloss' adlı çalışmasıyla,2 Dakikalık Kısa Film dalında birincilik ödülüne, Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencilerinden Hakan Kepenek 'Kaydet' adlı çalışmasıyla,İşitsel-Radyo;Haber Programı dalında birincilik ödülüne, Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Gulıra Kalıkova, Kubat Kasımbekov 'Miras' adlı çalışmalarıyla,Müzik Programı dalında birincilik ödülüne, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi öğrencilerinden Salih Kafadar 'Konsept' adlı çalışmasıyla,Şov programı dalında birincilik ödülüne, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencilerinden Mert Alat Dilekçioğlu 'Gel de Evlenme' adlı çalışmasıyla,Reklam;Reklam Filmi Senaryosu dalında birincilik ödülüne, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü öğrencilerinden Buket Gözen 'Işık Hızında Doğru Haber' adlı çalışmasıyla,Basın reklamı dalında birincilik ödülüne, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema Bölümü öğrencilerinden Melik Atalay 'Durex- Geciktirici Etkili' adlı çalışmasıyla,Radyo Reklam Metni dalında birincilik ödülüne, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü öğrencilerinden Fetih Dorum Akcen 'AFM' adlı çalışmasıyla,İnternet Reklamı dalında birincilik ödülüne, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü öğrencilerinden Kürşat Fahri Divarcı 'Kullanıcı Hatası' adlı çalışmasıyla,Açıkhava Reklamı dalında birincilik ödülüne, İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü öğrencilerinden H. Talha Baltaoğlu, Görsel İletişim Tasarımı Bölümü Çoşan Göksel 'CNN-Türk Canlı Yayın' adlı çalışmalarıyla,Reklam Kampanyası büyük ödülü dalında birincilik ödülüne, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü öğrencilerinden Nihan Uslucan, Özge Duru, Elif Kır 'Ehl-i Keyif' adlı çalışmalarıyla,Halkla İlişkiler;Kurumsal İletişim Projesi dalında, birincilik ödülüne Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğrencilerinden Çiğdem Arslan 'Krizde İnadına Birlikteyiz' adlı çalışmasıyla,Ürün Hizmet Tanıtım Projesiö dalında birincilik ödülüne, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü öğrencilerinden Gülce Bir, Başak Gezgin ve Reklam Bölümü öğrencilerinden Emre Samioğlu, Osman Nadir Aydın 'Kadının En Tatlı Sırrı' adlı çalışmalarıyla,İnternet Yayıncılığı;İnternet Yayını dalında birincilik ödülüne, Erciyes Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Mustafa Temel, Burak Somuncu www.haberciyes.com adlı çalışmasıyla,Kişisel Site dalında birincilik ödülüne, Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Kenan Kaya www.yeditepenews.com adlı çalışmasıyla değer görüldü.ÖDÜLLERBirincilik ödülleri: Aydın Doğan Vakfı Ödül Heykelciği, 600 TL’lik para ödülü, Reklam Kampanyası Büyük Ödülü 750 TL'lik para ödülü, Petrol Ofisi kalem, İkincilik ödülleri: Aydın Doğan Vakfı Ödül Heykelciği, Ray Sigorta'dan Ferdi Kaza Sigortası, 2 adet kitap (Cumhuriyet ve Sinekli Bakkal), Üçüncülük ödülleri: Aydın Doğan Vakfı Ödül Heykelciği, 2 adet kitap (Cumhuriyet ve Sinekli Bakkal),Ayrıca ödül kazanan öğrencilere Temmuz-Eylül ayları arasında Doğan Medya Grubu'na bağlı gazete, dergi, televizyon ve radyolarda bir ay ile üç ay arasındaki mesleki bilgi ve görgü arttırma amaçlı hazırlanan programlardan yararlanma fırsatı verildi.
Genç İletişimciler ödüllerini aldı