Showing posts with label Dizi. Show all posts
Showing posts with label Dizi. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Ona büyük bütçeli bir şaka geliyor


Tiyatro ve Sinema dünyasının iki ünlü ismi Kerem Alışık ile Yavuz Bingöl, “SASıN Film” adında bir yapım şirketi kurdu. Ünlü Türk yazarlarının eserlerini sinema perdesine taşımayı hedefleyen iki yakın arkadaş, ortaklık hikâyelerini Kelebek’le paylaştı...
? “SASıN Film”, adını Sadri Alışık’tan ve Yavuz Bingöl’ün kızı Sinem’den alıyor. Peki ortak bir Film şirketi kurma fikri nasıl ortaya çıktı?Kerem Alışık: Ben, bir film şirketi kurma konusunda çok geç kaldım. Bir okulum, bir tiyatrom var ama bir türlü sinema sektörünün içine giremiyordum. Oysa Sadri Alışık çatısı altında bir sinemanın olması kaçınılmaz bir durum. Yavuz’la Tiyatro yapmaya başlayınca, bunu çok sık konuşmaya başladık. Yavuz da bir yapım şirketi kurmayı istiyordu. “72. Koğuş”un tiyatro provaları devam ederken, Yavuz “Gel Kerem, bu 72’nin filmini çekelim” dedi. Düşündüm, çok iyi fikir olduğuna karar verdim ve ekibe “Arkadaşlar bu oyunun filmini yapmaya karar verdik” dedik. Bu kararımız doğrultusunda birlikte bir film şirketi kurduk.? Ortaklık anlaşması yarı yarıya mı?Yavuz Bingöl: Evet, kazanca da zarara da yarı yarıya ortağız. Sadri Alışık Kültür Merkezi’nin altındaki iki katı aldık. Oraya montaj ve dublaj stüdyoları kuracağız. Okulun öğrencilerinden de faydalanacağız. ? Ortak iş yapmak çok zordur...Y.B: Herkesin ya özel ya da iş hayatında bir kötü insan vardır. O kötü insanla ya çalışmak ya da evlenmek zorunda kalırsın. Kerem de ben de iyi insanlarız. Bu şansı kullanmak zorundaydık. ıki iyi insan bir araya gelince, bir şeyler yapmalı diye düşündüm. Ve iki iyi insan bir yola çıktık. Dürüstüz, vicdanlıyız, samimiyiz, kimsenin hakkını yemedik ama hakkımızı da yedirmeyiz. Kerem’in çok güçlü, geniş bir ailesi var. Benim duruşum da, tavrım da ortada. Bu gücümüzü birleştirmek istedik. BU ORTAKLIKTA ANNE ROLÜ BÜYÜK? Evet, bu birliktelik sinema sektörü adına hayırlı uğurlu olsun...K.A: Ben hem Sadri Alışık Tiyatrosu’nun hem de “72. Koğuş”un uğuruna çok inanıyorum. Bu yüzden ortak ilk film projemizin bu olmasını istedik. Y.B: Tabii burada anneleri göz ardı etmemek gerek... (Gülüyor)? Aaa evet, ikiniz de annenize çok düşkünsünüz. Annelerin bu ortaklıkta katkısı nedir? Y.B: ıkimizin bir araya gelişinde Çolpan ılhan’ın ve benim annemin çok büyük katkısı vardır. Mesela benim annem, “Onu evladım gibi görüyorum, onunla yürü, başarılı olursun” dedi.? Çolpan Hanım, Yavuz’la ilgili ne söyledi Kerem?K.A: Annem Yavuz’la Dizi yaptığı için, onu çok daha iyi tanıyor. Annemin Yavuz’u çok sevdiğini biliyorum. Ben Yavuz’un annesiyle tiyatroya geldiğinde karşılaştım. Sanki yıllardır tanışıyor gibiydik. O kadar sıcak bir enerji oldu ki aramızda, bizim bir araya gelmemizde bu enerjilerin de mutlaka payı olmuştur.? SASıN Film olarak bir misyonunuz olacak mı?K.A: Tabii ki olacak. Mesela Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Nazım Hikmet’in yanı sıra yeni dönemden Buket Uzuner gibi yerli yazarların edebi eserlerinden her yıl bir film yapmak istiyoruz.Y.B: Kerem, tiyatrosunda hep yerli yazarların edebi eserlerini sahneye koyuyor. Böyle bir misyonu var. Bizim derdimiz de Kerem’in tiyatroda yaptığını, sinemaya taşımak.72. KOğUş’UN FıLMı SONBAHARDA VıZYONDA? Ortaklar arasında zaman zaman kavga da olur, ki para her zaman kavga sebebidir...Y.B: Evet ama ikimizin de parayla işimiz olmadı. Kerem’in çok büyük hırsları olsaydı, Sadri Alışık Kültür Merkezi, bugün Beşiktaş Kültür Merkezi gibi olurdu. Biz her zaman mesajı olan bir şirket olacağız. Abuk sabuk bir film yapıp da, “Bu filme 3-4 milyon kişi gelir, para kazanırız, yapalım” derdinde değiliz.? Yani gişe filmi yapmanın derdinde değilsiniz...Y.B: Mutlaka gişe filmi de yapacağız ama bir denge oluşturacağız. Derdi olan filmler çekmeye çalışacağız.K.A: “72. Koğuş” tamamıyla sanat filmi gibi görünse de o denklemi kuracağız, yani gişesi de olacak. ? “72. Koğuş”un filmi ne zaman çekilecek?K.A: Mayıs gibi. Biket ılhan çekecek. 2010 sonbaharında da vizyona girecek.
YILMAZ’A BÜYÜK BÜTÇELı BıR şAKA YAPACAğIM
? Yavuz, Yılmaz Erdoğan’ın sana yaptığı şu şakanın aslını anlatır mısın?Yavuz Bingöl: Yılmaz’ın Catherine Deneuve hayranı olduğunu biliyordum. Bundan bir yıl önce Bosna Hersek’e gitmiştim. Nuri Bilge Ceylan ve Zeynep Özbatur’la oturuyorduk. O gün Yılmaz’la bir telefon trafiğimiz oldu. O sırada da yanımızda tercümanlık yapan bir kız vardı. Yılmaz’la konuşurken aklıma muziplik geldi ve “Yılmaz bak yanımda Catherine Deneuve var” deyip, telefonu o tercümana verdim. Kız, Catherine Deneuve gibi Yılmaz’la konuştu. şaka olduğunu öğrenince Yılmaz “Bunun acısını senden çıkarırım” dedi, konu kapandı. Aradan tam bir yıl geçti...? Tabii siz her şeyi unuttunuz...- Evet... Neyse, bir gece saat 02.30 civarında, cep telefonumda bir cevapsız arama gördüm. Bir baktım, Zeynep Özbatur. Yani Nuri Bilge Ceylan’ın yapımcısı... Sabah ararım dedim. Sabah kalktım, Sanem Altan aradı, “Yavuz’cuğum Nuri Bilge Ceylan’ın yeni filminde oynuyormuşsun” dedi. Öyle söyleyince kafam Zeynep’in aramasına takıldı. Sanem’den sonra Yılmaz’dan, “Gözün aydın köftehor, Doktor karakterini sen oynuyorsun” diye mesaj geldi. Ve tam bir hafta bu oyunu yedim. ? Sonra nasıl öğrendin?- Sonra Yılmaz’dan “Catherine Deneuve’e selam söyle” diye mesaj geldi ve anladım. (Gülüyor) Yılmaz’a fena bir şey düşünüyorum. Bu kez prodüksiyonlu, büyük bütçeli bir şaka yapacağım.
SONGÜL SADECE ARKADAşIM
? Kerem, Songül Öden’le Aşk yaşadığın doğru mu? ılişkinizi sakladığın için Songül’ün seni terk ettiği haberleri çıktı...Kerem Alışık: Songül Öden’i “Kadıncıklar” oyunundan beri tanıyorum. Songül benim arkadaşımdır, öyle yazıldığı gibi başlayıp biten bir şey asla olmamıştır. Biz duygusal anlamda bir şey yaşamıyoruz. Ama sıcak bir arkadaşlık ilişkimiz vardır. Bunun dışındaki Haberler gerçeği yansıtmamaktadır. Arkadaşlık ilişkimizin her zaman olduğunu, olacağını söyleyebilirim. Bundan sonra bu arkadaşlık ilişkisi içerisinde bizi bir yerlerde görebilirsiniz.
Ona büyük bütçeli bir şaka geliyor

Dizi çekimleri karakolda bitti

İSTANBUL - Ataşehir Belediyesinden yapılan açıklamada, dün gece saat 02.30 sıralarında Film çekiminin yapıldığı Atatürk Mahallesi'nde oturan çok sayıda vatandaşın gürültü ve aşırı ışık nedeniyle belediyeye şikayet başvurusunda bulunduğu belirtilerek, bunun üzerine Başkan Yardımcısı Erol Dolu nezaretindeki zabıta ekiplerinin olay yerine gittikleri anlatıldı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezince alınan ve ilçe belediye başkanlıklarına gönderilen 08 Şubat 2010 tarih ve 2010/1-1 sayılı ''ana ve ara caddeler ile sokaklarda yapılacak her türlü film çekimi için çekimin yapılacağı ilçe belediye başkanlıklarından izin alınması zorunludur'' kararı gereğince, ''Yolu araç trafiğine kapatarak çalışan film ekibine yolun açılması uyarısında bulunulduğu ve çekim için izin alıp almadıklarının sorulduğu'' ifade edilen açıklamada, Dizi yapımcılarının gerek belediye, gerekse ilçe emniyet müdürlüğünden izin almadıklarının anlaşıldığı öne sürüldü.
Dizi çekimleri karakolda bitti

Sunday, February 28, 2010

Dizi kahramanlarına psikolog bakışı

İSTANBUL - Yufka yürekli Münir Özkul’dan, olgun ve sevgi dolu Haydar Usta’dan bugüne kahramanlar çok değişti. Televizyon dizilerindeki ‘Hakkımı şiddetle arayabilirim, intikam almak doğrudur’ gibi yaklaşımların, doğal hak olarak sunulabildiğini belirten Medical Park Fatih Hastanesi’nden Klinik Psikolog Sinem Demir’e göre, ‘bilge’, ‘delikanlı’ ve ‘kahraman’ olarak yorumlanan bazı Dizi figürleri, problem çözme biçimlerine bakıldığında, antisosyal yöntemleri kullanan figürler. " Edebi laflar etmeleri, haksızlıklara karşı olmaları, etkileyici fiziksel görünümleri, sınırsız maddi olanakları gibi etkileyici imajlarla süslenmeleri, bu figürlerin hak arama yöntemlerindeki yıkıcılığın görmezden gelinmesine yol açıyor" diyen Demir'in dizi kahramanları ile ilgili tespitleri şöyle:FELSEFİ ‘BABA-DAYI’LAR Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki şiddet eğilimini imaja dönüştürmüş kişiler, düzgün kıyafetler, sert yüz hatları ve zenginlik vurgusu gibi unsurlarla daha fazla saygı görüyorlar. Bu tür dizilerde de esas kahraman, izleyiciler tarafından ‘bilge’ olarak adlandırılabilen ve abartılı düzeyde saygı gören bir ‘baba' veya 'dayı’ oluyor. Bu karakterlerin, ‘sevgiyi veya nefreti seç’ gibi uçlarda ve yıkıcılık içeren felsefeleri var. Diğerlerine zarar verme konusunda vicdan azabı yaşamıyorlar, yani yaşama bakışları ve problem çözme biçimlerine göre, antisosyal yani psikopat kişiliklere benziyorlar. Gerçek hayattaki antisosyal kişilikler de zekâlarının bazı yönleri çok gelişmiş, sevimli insanlar olabilirler, onların da değişmeyi isteme hakları vardır. Ancak bu tarz dizilerdeki ‘baba-dayı’ların olumlu yönleri o kadar etkileyici şekilde sunuluyor ki yanlış felsefeleri ve yöntemleri göz ardı ediliyor. Böylece, bazı doğrular ile mutlak yanlışlar birbirine karışıyor."
HAKSIZLIĞIN İNTİKAMI, HAKSIZLIK YAPMAK!Dizilerde olduğu gibi, gerçek hayatta da şiddetle otoritesini veya gücünü devam ettirmek için ‘baba-dayı’ rolünü kullanan liderler olduğunu belirten Demir'e göre, bu tip liderlerin temel amaçlarının, birilerinin uğradığı haksızlıklara adil ve insani çözümler bulmak olmadığını anlamak mümkün. "Bir haksızlığa karşı çıkarken, başka haksızlıklar yaratırlar ve bu konuda vicdan azabı yaşamazlar, haklı olduklarına emindirler. Varlıklarını, ‘şiddete dayalı otorite’ ile sürdürmek ve lider olarak saygı görmek için her zaman yeni nefret veya intikam sebeplerine ihtiyaç duyarlar. Boşlukta ve aidiyet duygusu zedelenmiş gençlere önce ‘benim çocuklarımsınız, bir yere aitsiniz’ hissi verirler. Sonra onları onur, adalet vaatleriyle, körü körüne itaat eden bedenlere dönüştürerek, intikam ama aslında, kendi iktidarları için kullanırlar.
ESAS ADAM: İNTİKAM ALIRKEN, YIKICILIK HAKKIM SINIRSIZBu tür Film ve dizilerdeki esas kahramanın temel özelliği, 'iyi niyetinin kurbanı’ olması ve hakkını, şiddet içeren, yıkıcı yöntemler ile aramasıdır. Kendisine ve kendisinden olarak kabul ettiklerine haksızlık yapan kişilerden intikam almak ister ve bunu, planlı şiddet eylemleri ile yapmaya çalışır. Bu tarz kahramanlar, sadece haksızlığa uğrayan taraftırlar, kendi yarattıkları haksızlık ise, başkalarının hatasının bir sonucudur veya kışkırtıldıkları için hata yapmışlardır. Yani sonuçta onlar her zaman masumdur. Bu yaklaşımın gerçek hayattaki karşılığı, olgunlaşmamış bir kişilik örüntüsüdür. Kişi veya grupların, kendi oluşturdukları hukuk sistemleri içinde öldürmeye veya yaralamaya dayalı infazlar gerçekleştirmesi, antisosyal (psikopatça) bir durumdur. Bir haksızlığı ifşa etmek ve hakkını aramak saygı uyandırır. Ancak 'hak aramak veya adaleti sağlamak için şiddet normaldir' diyen kişi ve gruplar, her zaman kendisine yeni adaletsizlik veya haksızlık mecraları ararlar. Çünkü şiddetin doğası, ‘tamam, adaleti sağladım, burada durayım’ demez, vicdanı tek-yönlü hale getirir, sadece, ‘benden olanların uğradığı haksızlığa üzülebilirim' ve ‘daha fazla intikam sebebi istiyorum!’ der.
ESAS KADIN: KANDIRILMANIN BEDELİNİ ÖDEMEYE MAHKUMUMŞiddet ile iktidarını sağlayan erkek dizi karakterlerinin Aşk konularındaki halleri birbirine benziyor: Kişisel veya toplumsal davaları sebebi ile yalnızdırlar. Sevdikleri tek kadın, ulaşılmaz olandır. Aslında bu ulaşılmazlık halinin temelinde, kahramanın kendi ulaşılmazlığı yani narsizmi yatıyor gibi gözükmektedir. Esas kadın, yani kahramanın seçtiği kadın, genellikle başkaları tarafından kandırılmış ama esasında masum karakterdir. Bu kadınlar, erkek kahramanın şu sorgulamalarına maruz kalırlar: ‘İffetsiz mi, değil mi’, benden uzakta veya bir başkasıyla olsa bile bana ait mi, değil mi?’ Esas kadın, dizi veya film boyunca kandırılmanın bedelini öder. Bu tür filmlerin çoğunda, aşk duygusunun merkezinde erkek kahramanın beklentileri, hayal kırıklıkları, tutkusu vardır. Esas kadın, esas adam kendisini sevdiği sürece ‘esas’tır. Filmlerdeki esas kadının ölmesi, genellikle iki sonuca hizmet eder. Ya erkek kahraman duygusal olarak ebediyen ulaşılmaz hale gelir ya da kadının şüpheli iffet hali, ancak bu şekilde tamamen temizlenir. Olgunlaşmamış sevgi halinde, kadının da erkeğin de sevgi veya aşk yaşamasına izin yoktur. Suçlama-cezalandırma-uzaklaşma ve genellikle bağımlılığın hiç bitmediği anneye geri dönme olasılığı fazladır."
NEREDESİN MÜNİR ÖZKUL, SADRİ ALIŞIK...Dizi ve film karakterlerini bu şekilde değerlendiren Psikolog Sinem Demir, olgunlaşmış düzeyde seven, hataları ‘kısasa kısas’ yöntemi ile çözmeyen, şiddeti hayat tarzı olarak benimsemeyen, sevdiklerini otorite veya dayatma ile değil, şefkat ile kollayan karakterlerin olumlu figürler olduğunu söylüyor. Demir'in dizi ve film kahramanlarına verdiği olumlu örnekler ise şöyle:
Dizi kahramanlarına psikolog bakışı

2010 un popcorn filmleri

İSTANBUL - theFABlife 2010'un seyir zevki en yüksek filmlerini seçti:
KURT ADAMSinemanın en sevdiği figürlerden 'Kurt Adam' beyazperdeye bir kez daha geliyor. kurt adam rolünde bu sefer Benicio Del Toro var.
Lawrence Talbot, kardeşinin ortadan kaybolmasının ardından aile evine geri dönüş yapar. Burada kendisine uzak duran babası John Talbot ile birlikte erkek kardeşini bulmaya karar verir. Yaptıkları araştırma boyunca Lawrence kendisi ve ailesi hakkındaki Korkunç gerçeği öğrenecektirr.
Joe Johnston'ın yönettiği filmin başrollerinde Del Toro dışında Anthony Hopkins, Emily Blunt, Hugo Weaving, Geraldine Chaplin gibi önemli oyuncular bulunuyor.
'Kurt Adam' 19 Şubat 2010'da gösterimde olacak.
PERS PRENSİ: ZAMANIN KUMLARIMike Newell'ın yönettiği 'Prince of Persia: The Sands of Time'da Jake Gyllenhaal, Ben Kingsley, Gemma Arterton, Alfred Molina ve Toby Kebbell başrolde yer alıyor.

28 Mayıs 2010'da vizyona girecek olan film, Prens Dastan'ın krallığını şeytanı güçlerden korumaya çalışmasını konu alıyor. Prensin, savaşında en büyük yardımcısı ise Prenses Tamina olur.
SALTBaşrollerinde Angelina Jolie,Liev Schreiber,Chiwetel Ejiofor,Towanda Underdue ve Gaius Charles'ın oynadığı 'Salt' yılın ajan filmleri arasında öne çıkıyor.
Phillip Noyce'un yönettiği Film 23 Temmuz'da gösterime giriyor.
HARRY POTTER AND ÖLÜM YADİGARLARI: BÖLÜM 1Harry Potter serisinin sonuncu iki bölüm halinde gösterime girecek. İlk film Türkiye'de 3 Aralık'ta gösterime giriyor.

JONAH HEX70'lerin ünlü Western kahramanı Jonah Hex beyazperdeye geliyor.
Josh Brolin ve Megan Fox'un başrolünde oynadığı film 18 Haziran'da seyirciyle buluşacak.
ALİS HARİKALAR DİYARINDAAlis, Çılgın Şapkacı, Beyaz Tavşan, Tweedledee ve Tweedledum, Fare, Tırtıl, Cheshire Kedisi ve daha fazlası usta Yönetmen Tim Burton’ın Fantastik macerası 'Alis Harikalar Diyarında'yla beyazperdeye geliyor.

Yenilikçi görsellerle ve masal tarihinin en karizmatik karakterleriyle dolu klasik öyküde, Alis, Beyaz Tavşan’ın peşinden bir deliğe girer ve kendini Harikalar Diyarında, bir Dizi maceranın içinde bulur.
Alis rolünde Mia Wasikowska'nın olduğu filmin başrollerinde Johnny Depp, Anne Hathaway, Helena Bonham Carter, Crispin Glover var.
'Alis Harikalar Diyarında' 5 Mart 2010’da vizyona giriyor.
IRON MAN 2Milyarder mucit Tony Stark’ın zırhlı Süper Kahraman Iron Man olduğu tüm dünya tarafından bilinmektedir. Teknolojisini orduyla paylaşması için hükümetten, basından ve halktan baskı gören Tony, bilginin yanlış ellere geçmesinden korktuğu için Iron Man zırhının sırrını açıklamak istemez. Tony, yanında Pepper Potts ve James Rhodes ile birlikte yeni ittifaklar kurar ve büyük güçlerle yüzleşir.
Robert Downey Jr'ın başrolünde olduğu 'Iron Man 2'de Scarlett Johansson, Samuel L. Jackson, Gwyneth Paltrow ve Mickey Rourke da yer alıyor.
'Iron Man 2' 7 Mayıs'ta gösterime giriyor.
SEX AND THE CITY 2En popüler Televizyon dizilerinden ve 2008'in hit filmlerinden 'Sex and the City'nin devam filmi 'Sex and the City 2' de merakla beklenen filmlerden.
2010'un 'popcorn' filmleri

Thursday, December 31, 2009

Mad Men bir kez daha En İyi

WASHINGTON - Time dergisi, bu yılın en iyi filmi olarak Walt Disney'in ilk siyahi prensesinin yaratıldığı animasyon yapım "Prenses ve Kurbağa"yı, en iyi Televizyon dizisi olarak da ödüllü yapım "Mad Men"i seçti.
Dergide yayımlanan "Yılın en iyi 10 filmi" listesinde, ilk üç sırayı, gerçek oyuncuların yer aldığı filmleri geride bırakan animasyonlar aldı. Buna göre yılın en iyi filmi, Walt Disney'in ilk siyahi prensesinin yaratıldığı "Prenses ve Kurbağa/ The Princess and the Frog'' oldu.
Yılın en iyi filmleri sıralamasında ikincilik koltuğuna yine animasyon filmi "Yukarı Bak/ Up'', üçüncülük koltuğuna da animasyon yapımı "Fantastik Fox/ Fantastic Mr. Fox'' oturdu.
Time'a göre, yılın en iyi diğer filmleri ise sırasıyla şöyle:
"Ölümcül Tuzak/ The Hurt Locker'', "Aklı Havada/ Up in the Air'', "Beyaz Kurdele/ The White Ribbon'', "Yalnız Bir Adam/ A Single Man'', "Zaman ve Şehre Dair/ Of Time and the City'', "Yasak Bölge 9/ District 9'', "Kan Arzusu/ Thirst''.

EN İYİ Dizi 'MAD MEN'Dergi, 'Yılın en iyi televizyon dizilerini" de belirledi. Listenin en başında 9 Emmy ve 3 Altın Küre dahil birçok ödül kazanan, Türkiye'de de beğeniyle izlenen "Mad Men" yer alıyor.
İkinciliği Komedi türündeki "Modern Family"nin, üçüncülüğü de drama dalındaki birçok ödüle sahip "Breaking Bad"ın aldığı sıralamadaki diğer en iyi televizyon dizileri de şöyle:
"Big Love", "Battlestar Galactica", "Lost", "Friday Night Lights", "Glee", "Sons of Anarchy" ve "(Tie) The Office/Parks and Recreation".
İLGİLİ HABER
Fatih Akın 'En İyi 10'daTarantino'dan yılın en iyi filmleri'Bağımsız Amerika' en iyilerini seçti
'Mad Men' bir kez daha 'En İyi'

Tuesday, December 29, 2009

Reyting canavarı sen nerede olursan ol, yiyecekse yer

* Güneydoğu'yu bilen biri olarak, oradaki hayat nasıl? İzlenimleriniz neler?

Uzaktan bakmaya benzemiyor. Yolda yürürken, şunu tercih etmek zorunda kaldığın anlar oluyor; çişe mi basayım kana mı? Bahçelerin oluklarında kanalizasyon olmadığı için, bir taraftan kanalizasyon artığı geliyor diğer taraftan akşam yemek için kestikleri hayvanın kanı. GAP turlarında bunu göstermiyorlar tabii; orada tek renk var. İnsanlar kendilerini korumak için çok kapatıyorlar. Bu kadar kapalı yaşarken ve hayatla ilgili bu derece sorunları varken, nasıl bu kadar misafirperver olabiliyorlar anlamıyorum. Orada büyümek başka bir şey. Onlarla aynı algı seviyesine ulaşabilmek için fazla vakit geçirmeniz lazım. Yoksa hakikaten turist kalıyorsunuz yanlarında... Çocukların çok erken büyüdüklerini görüyorsunuz. 14 yaşındaki çocuk, yetişkin gibi konuşabiliyor. Orada çocuk kalmak mümkün değil. Silah seslerinin eşliğinde hayat sürdürülüyor.



* Sezon başında yayına giren bir Dizi projeniz Reyting canavarına yenildi. Bu dizi için de aynı kaygıları taşıyor musunuz?

Reyting canavarı, siz nerede olursanız olun sizi yiyecekse, bulur ve yer. Aslında o canavarı da bir türlü anlayabilmiş değilim. Kaç tane dizi yaptım, kanal yöneticisi kadar vakıf oldum olaya ama bir türlü çözemedim. Bu neye göre belirleniyor, nasıl şekilleniyor bilmiyorum. O yüzden bir kaygım veya bir öngörüm yok. Benim oyuncu olarak derdim reyting değil, eğlenmek. Çünkü reyting listeleri oyuncuyu hasta ediyor.



YAŞAM BİÇİMİM

* 'Pazar-Bir Ticaret Masalı' filmiyle ödül aldınız... Bu ödül, oyunculuk kariyerinizi nasıl etkiledi?

Ödüllerle yaşamıyorum açıkçası. Daha sağlam adımlar atma sorumluluğuyla hareket ediyorum. Bunun altında ezilmek gibi bir derdim yok. Çünkü ben oyunculuğa profes-yonel hayat olarak bakmıyorum, Yaşam biçimi olarak bakıyorum. Öyle bakınca da ödül almak, keyifli sırt sıvazlama dışında benim hayatımı çok etkilemiyor.



* Peki yeni bir Sinema projeniz var mı?

'11'e 10 Kala' filminde konuk oyuncu olarak rol aldım. 'Büşra' diye bir Film çektik Alper Çağlar'la. Alper'in ilk filmi. Leman çizeri Bahadır Boysal'ın Büşra karakterinden yola çıkarak sinema filmi yaptık. Mart gibi vizyona girecek.
Reyting canavarı sen nerede olursan ol, yiyecekse yer

Selin in gözü yükseklerde


SELİN ŞEKERCİ FOTOĞRAFLARI
“Melekler Korusun”un asi Özgür’ü olarak sevilen Selin şekerci, gözünü yükseklere dikti. Topuğundaki doku kaybı nedeniyle konservatuvara kabul edilmeyen ve eğitimini yurtdışında sürdürmeyi planlayan 20 yaşındaki oyuncu, “Acı Aşk’ta Ezgi Asaroğlu’nun canlandırdığı Seda karakterini ben oynayacaktım. Ama Dizi yüzünden kabul edemedim” diyor.
"Acı Aşk"ta ben oynayacaktım
“Melekler Korusun”da çok asi bir kızı canlandırıyorsun. O karakterle aranda ne gibi benzerlikler var sence?- Ben de Özgür gibi biraz patavatsızımdır. Ama ben daha duygusalım ondan...Oyunculuk yapmaya nasıl karar verdin?- Aslında balerin olmak istiyordum. Ama belediye otobüsünün altında kaldım, doku zedelenmesi yüzünden topuğumun bir bölümünü kaybettim. Dolayısıyla balerin olma hayalim suya düştü. Ben de tiyatroyu tercih ettim.Melekler Korusun’a nasıl dahil oldun?- İzmir’deyken “Kavak Yelleri”nde oynamam için aradılar. Kalktım ızmir’den geldim. Üç bölüm oynadım. “Melekler Korusun”a girmemse Timur Savcı sayesinde oldu. Zorlandın mı dizi oyunculuğuna ilk başladığın zamanlarda?- Evet çok zorlandım. Hatta Rojda (Demirer) “Bu kız oyuncu olamaz” demişti. İzmir’den kalkıp tek başına ıstanbul’a gelmişsin. Zor olmadı mı senin için?- İlk zamanlar “Annemi özledim” diye ağlıyordum. Zor alıştım. Hâlâ yalnız yatamam ve karanlıktan çok korkarım. Sinema teklifi geldi mi bugüne kadar?- Evet geldi. “Acı Aşk”ta Ezgi Asaroğlu’nun canlandırdığı Seda karakterini ben oynayacaktım. Ama dizi çekimleri nedeniyle kabul edemedim. Sence nasıl bir Film olmuş “Acı Aşk”?- İzlemedim henüz, ama senaryosu etkiliyiciydi. Aşk hayatınız nasıl gidiyor?- İyi giden bir ilişkim var. O da oyuncu mu?- Bilmiyorum.Mesleğini bilmediğin biriyle mi berabersin?- Tamam, o da oyuncu. Ama ismini vermeyeceğim. Peki birbirinizi televizyonda görüp beğenip bilinçli bir şekilde mi tanıştınız?- Tabii beğenerek izliyordum. Ama tanışmamız tesadüf oldu. Evrenden onu diledim, geldi diyebilirim. BENİM DERDİM TANINMAK DEĞİL
Eğitimine devam etmek istiyor musun?- Üç yıl konservatuvara hazırlandım, topuğum yüzünden giremedim. Bu yıl da dizi yüzünden almadılar. Londra’da Royal Shakespeare Acadamy’de okumak istiyorum.Tam burada tanınmaya başlanmışken bu biraz riskli değil mi?- Eğitim daha önemli. Derdim tanınmak değil zaten...
Kariyerinde en çok yapmak istediğin şey ne?- Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi” adlı kitabı filme çekilirse oradaki Füsun’u ben oynamak istiyorum. Bir başkasına oynatırlarsa gider o seti basarım. Bir de kendimi Amerikalı Yönetmen Tim Burton’a gösteresim var. Çünkü ben tam bir Tim Burton karakteriyim. en büyük hayalim onunla çalışabilmek.
Selin'in gözü yükseklerde

Friday, December 25, 2009

Seçkin in 10 yıllık birikimi 10 dakikada çalındı

Ünlü komedyen Yavuz Seçkin, önceki akşam oto hırsızlarının gazabına uğradı. Cipinin camını patlatan hırsızlar, Seçkin'in tüm Film senaryolarını ve filmlerinin ön çekimlerinin yer aldığı diz üstü bilgisayarını çalarak kayıplara karıştı.



Gitti film!

Etiler'de bir açılışa katılan Seçkin, dört aydır 'Das Borak' filminin hazırlıklarıyla uğraşıyordu. Filmin ön çekimlerini de Almanya'da yaptığını söyleyen Seçkin; 10 yıllık birikiminin on dakika içinde yok olduğunu dile getirdi. ünlü komedyen olaya ilişkin şunları anlattı: "10 dakika içeride kaldım ve dışarı çıktım. Camı patlatmışlar. Dört aydır çekimler yapıyordum ve yeniden başlamak zorundayım. İnşallah bilgisayarım bulunur."



Yavuz Seckin'in minübüsünün camını patlatıp laptopunu çaldılar

Yavuz Seçkin, yaşadığı hırsızlık olayı sonrasında hemen polise başvurdu. Ünlü sanatçının hırsızlık nedeniyle canı çok sıkılmış ve tüm enerjisi bitmişti.





ÜNLÜLER HANGİ TAKIMI TUTUYOR?



2009'UN Twitter BOMBALARI



HANGİ ÜNLÜ NEREDE OTURUYOR?







ÜNLÜLERİN KÜÇÜKLÜK HALLERİ



ÜNLÜLERİN İLK EVLİLİKLERİ



GERÇEK OLAN Dizi AŞKLARI



ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ...



YAVUZ SEÇKİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ
Seçkin'in 10 yıllık birikimi 10 dakikada çalındı

Thursday, December 24, 2009

Fazla gerçek bulununca diziyi yasakladılar

PEKİN - Servet, Cinsellik, aldatma, yolsuzluk ... Komünist Çin’de bile pembe diziler bu konular üzerine yazılıyor ve çok izleniyorlar. Ülkenin en popüler pembe dizilerinden bir olan ‘Salyangoz Evi’ de bu konuları işliyordu.
Aylardır milyonlarca Çinli’yi ekran başına toplayan dizide, halkın yüzde 85’inin yaptığı gibi mortgage kredisi alan ancak bunun altından kalkamayan iki kız kardeşin hikayesi anlatılıyor. Kardeşlerden biri kolay para kazanma yolu olarak bir Komünist Parti yetkilisinin metresi olur, sonrasında da siyasi komplo ve yolsuzluklarla dolu çetrefilli olaylar gelişir.
Gelişen olayları çok başarılı ve gerçeğe uygun olarak yansıtan dizi, bu başarısının kurbanı oldu. Dizi kısa süre önce çok ‘gerçekçi’ olduğu gerekçesiyle sansürlendi.
Çin Radyo, Film ve Televizyon Denetim Kurulu’nun aldığı karardan sonra tüm ulusal ve yerel kanallarda dizinin yayını durduruldu.
GERÇEK YOLSUZLUK HİKAYESİ Dizide, hikayenin geçtiği şehrin ve kişilerin adı verilmiyor. Ancak izleyiciler, 2006’da Shanghai’ın üst düzey pek çok yerel yetkisinin tasfiyesi ile sonuçlanan Temizlik operasyonu ile dizide anlatılanlar arasındaki benzerliklere dikkat çekiyor.
Çin’de ‘mortgage kölesi’ denilen ve borçlarını ödemeyemediği için farklı yollara sapan kişilere günlük hayatta çok sık raslanıyor. Bu nedenle dizinin baş kahramanları ve yaşadıkları izleyici için hiç de yabancı değil.
Bağımsız bir gazeteci-yazar olan As Tu Qiao sansürün nedenini, toplum için en hassas ve kaygı verici konulardan biri olan Emlak fiyatlarındaki ani artış ve yarattığı trajedilerin dizide açıkça işlenmesi olarak gösterdi.
Fazla gerçek bulununca diziyi yasakladılar

Wednesday, December 23, 2009

Cansu Dere domuz gribi mi?




Show TV’yi ve Ay Yapım’ı mail yağmuruna tutan ‘Ezelkolikler’ bu sorunun cevabını arıyor.

Dün akşam Show TV ekranlarında bütün hafta sabırsızlıkla beklenen ‘Ezel’ yerine neden ünlü komedyen Cem Yılmaz’ın filmi ‘A.R.O.G’ yayınlandı? Film yapımcıları ve Show TV bu konu hakkında henüz bir açıklama yapmadı.

Yetkililerden bir açıklama gelmeyince de herkes kendisine göre bir gerekçe aramaya başladı.

Bunlardan birisi de dizide ‘Eyşan’ı canlandıran Cansu Dere’nin 15 gün önce Dizi setinde fenalaşıp hastaneye kaldırılması. Ünlü oyuncuya hastanede ‘domuz gribi’ teşhisi kondu.

Cansu, o geceyi hastanede geçirdi. Durum böyle olunca da çekimler aksadı ve ‘Ezel’in yeni bölümü bir hafta ileriye ertelendi.
Cansu Dere domuz gribi mi?

Gerekirse saçlarımı kazıtırım


SEDA BAKAN FOTOĞRAFLARI
* Bu projeden haberdar olduğunuzda ilk neler düşündünüz? - “Makber”i ilk duyduğumda çok heyecanlandım. Senaryoyu az buçuk biliyordum, karakteri de öyle... Zaten piyasada bu yaşlarda birini canlandırabilecek herkesin kulağına gelmişti. *Sizi heyecanlandıran neydi peki? - Çünkü bu karakterin, yani Güneş’in çok fazla rengi var ve bu projede kendimi geliştirebileceğimi düşünüyorum. O yüzden rolü almayı çok istiyordum. Pana Film’in bu Film için seçme yapacağını duydum ve tam üç kez katıldım. *Neden üç kez? - Çok titiz çalışıyorlardı. Ben de ders çalışır gibi çalıştım role. Dediğim gibi üç kez seçmelere katıldım, çünkü onları Güneş olabileceğime inandırmam gerekiyordu. Benim için sancılı bir süreçti, ama sonunda ikna oldular. *Çekimler ne zaman başladı? - Kasım ayının ortalarında... şu ana kadar üç bölüm çektik. Çarşamba akşamı (bugün) saat 20.00’de ilk bölüm gösterilecek. Takdir seyircinin...BU ROL BENİ EPEY ZORLADI*Biraz da “Makber”in konusundan söz eder misiniz?- Hüzünlü bir Aşk hikayesi... “Aşklar eskisi gibi değil, artık her şeyi çabuk tüketiyoruz” ya da “Aşk mutasyona uğradı” falan deniyor ya, “Makber”de aslında bütün aşkların öyle olmadığını görecekler. Dizide imkansız, çok hüzünlü bir aşk öyküsü var. Hazar (Devrim Nas) çok zengin bir aileden... Güneş ise 25 yaşında, kimsesiz büyümüş bir kız. Henüz kendisinin de bilmediği bir hastalığı var; kan kanseri... Hazar ona çok aşık ama ona başka birini uygun görüyor. Tam ailesine karşısına alıp parayı ve gücü aşkı için bırakacakken kızın kanser olduğunu öğreniyor. Ama henüz Güneş’in bundan haberi yok. *Güneş nasıl bir karakter?- Güneş’in de sorumlulukları var. Kimsesiz büyümüş, zaman içinde küçük ama sağlam bir ailesi olmuş. Çok net bir kız. Konuşmaları, tavırları hesapsız... Karakteri o kadar sağlam ki onun için gri yok, her şey ya siyah ya da beyaz. Ayrıca bir Moda tasarımcısı ama “moda tasarımcısıyım” demiyor çünkü henüz o deneyimde görmüyor kendini. *Lösemi hastası birini oynamak sizi zorladı mı?- Gerçekten çok zor. Kanser çağımızın hastalığı. Rol için insanlarla konuşuyorum, çeşitli programlar izliyorum ve bol bol okuyorum. Allah bu hastalıkla mücadele eden herkese şifa versin. Bu arada Güneş olarak baktığımda, kanserin üstesinden aşkla gelebileceğimi düşündüm. *Rol gereği saçlarınızı kestirecek misiniz?- Ben bu projeye çok inandım. Senaryo ne gerektirirse yaparım. “Saçlarını kestir” derlerse de çekinmem, kazıtırım.BİZİM DİZİMİZDE sevişme YOK*Televizyon dizilerinde öpüşme ve sevişme sahneleri çok prim yapmaya başladı. Sizde böyle sahneler olacak mı?- Bizimkisi sadece masum bir aşk hikayesi. Tamamen saf... ınsanlar aileleriyle birlikte rahatça izleyebilecekler “Makber”i... *Ekiple aranız nasıl? - Setimiz çok eğlenceli. Hepimiz kısa sürede yakın arkadaş olduk. Devrim’le elektriğimiz çok tuttu. Ev arkadaşımı canlandıran Gaye Gürsel’le de çok iyi anlaştık. şanslıyım yani...*Ekrem Bora gibi bir usta ile kamera karşısına geçmek nasıl bir duygu?- Ekrem Bora ile karşılıklı sahnem yok ama benim için bir öğretmen gibi. Onun sahnelerini izlemekten kendimi alamıyorum. *Dizide moda tasarımcısını oynuyorsunuz ama bir stil danışmanınız da var. - Evet, tüm ekibin kostümlerini Seben Koçibey ayarlıyor. *Dört haftadır, haftada altı gün çalışıyorsunuz ama hiç de yorgun görünmüyorsunuz. Peki bu enerjinin sırrı ne? - Bilmem, normalde de böyleyim ben... Çok hareketliyim. Bu yüzden annemler benden çok çekerdi! şimdi enerji fazlamı işimle atıyorum.*Sakarya Üniversitesi Dış Ticaret Bölümü’nden mezunsunuz. TÜRVAK’taki Eğitim de bitti. şimdi sırada ne var? - Tempo yeterince yoğun... Dizi dışında kalan zamanlarımı da kitaplar ve filmler dolduruyor.
GECE HAYATINA DÜŞKÜN DEĞİLİM
* Set dışındaki zamanlarda neler yapmaktan hoşlanırsınız?- Çekirdek bir ailem var, onlarla zaman geçirmeyi tercih ederim. Bir de pazar sabahları kahvaltıyı dışarıda yapmayı sevenlerdenim. * Güneş’in yaşadığı aşkı kıskanmıyor musunuz?- Güneş ile yaşıyorum işte, kıskanmaya gerek yok. * İstanbul’a yerleştiniz. Başladı mı gece turları?- Tabii ki gece dışarı çıkıp eğleniyoruz da ama özel bir düşkünlüğüm yok gece hayatına... Daha çok arkadaşlarımla evde vakit geçirmekten hoşlanıyorum.
Gerekirse saçlarımı kazıtırım

Saturday, December 19, 2009

Artık her önüne gelen film çekiyor, çıta düşüyor

Eskişehir'de çekilen 'Es-Es' dizisinde fekadar anne 'Selmin'i oynayan Derya Alabora, alt kültürden gelen insan öykülerinin kendisine çekici geldiğini söyledi. Canlandırdığı karakteri çok sevdiğini belirten Alabora, birlikte rol aldığı genç oyuncuları da övdü: "İşlerini çok ciddiye alıyorlar, rollerine kafa yorup, düşünüyorlar..."



Dizi projelerini seçerken oldukça seçici davranıyorsunuz. 'Es-Es'i tercih etmenizin sebebi neydi?

Senaryosu çok gerçekçi gelmişti. Alt kültürden insanların hayatı bana her zaman cazip gelir. Hayatın içinde kaybolan ve mücadele eden insanlar, seyircinin de ilgisini çekiyor. Uç noktada karakterler oynamak her zaman tercih sebebim.



ESKİŞEHİR'E ALIŞTIM

Eskişehir'e alıştınız mı?

Evet. Bence çok sıcak, tam bir ögrenci şehri... Gençler fazla olunca enerji de yükseliyor. Konserler ve Festivaller oluyor. Porsuk nehri kıyısında çok güzel yerler var. E durum böyle olunca, alışmak da kolay oluyor.



Canlandırdığınız 'Selmin' karakterini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok fedakar bir anne olarak görüyorum. Çocukları için birçok şeye katlanıyor, onları asla yalnız bırakmıyor. Kendi hayatını hiçe sayıp, başkaları için çok şey yapabilecek biri... Hayatta çok şeyle karşılaşmış, o yüzden sertleşmiş bir kadın ama sevdiklerine son derece yumuşak. Bence tam olması gereken bir anne.



Dizide birçok genç oyuncuyla çalışıyorsunuz. Oyunculuklarını nasıl buluyorsunuz?

Hepsi çok iyi oynuyor. Çünkü işlerini çok ciddiye alıyorlar. Rollerine kafa yorup, düşünüyorlar. Aslında bu kadar işini ciddiye almak günümüzün değerleri arasında pek değil. Bizimkiler nasıl olup biraraya geldiyse...



İNAN TEMELKURAN BAŞARILI

Şu zamana kadar birçok rolde karşımıza çıktınız. Fakat içinizde ukte kalan bir karakter var mı?

Çok var. Genel olarak bütün iyi yazılmış karakterleri oynamak isterim.



Türk Sineması'nın gidişatı nasıl?

Hem iyiye hem de kötüye doğru bir gidiş var. Bir taraftan çok parlak sinemacılar çıkıyor, öbür taraftan her önüne gelen Film çekmeye başladı. İnsanlar Piyano çalayım, resim yapayım, bir Roman yazayım demiyor film çekiyor. Seyredilme oranlarından da anlayabilirsiniz; son dönemde bir yığın film çekildi ama giden seyirci yok... Televizyon starları sinemada çok kullanılıyor. Seyirci, her gün evinde izlediği bu insanlar için neden kalkıp sinemaya gitsin. Buna karşılık çok başarılı olanlar da var. Mesela son zamanda beğendiğim en parlak yönetmenlerden biri İnan Temelkuran.



Sinema ile Tiyatro oyunculuğunun birbirinden farkı nedir?

Araya teknik girmesi... İkisinde de bir dünya yaratıyorsunuz ama biri Canlı seyirci karşısında, öbürü çok fazla tekniğin kullanıldığı bir ortamda... Tabii ki sinemanın olanakları, tiyatroya oranla çok daha fazla. Gerçekçilik duygusu, ses, ışık, oyuncuyu kullanmadaki olanaklar bence çok etkileyici. Kalıcı olması bakımından da tiyatroya oranla çok daha avantajlı. Ama seyirciyle canlı paylaşımın verdiği haz da sinemada yok. Sonuçta oyuncu olarak ikisinde de bir karakter yaratıyorsunuz.



MADEN İŞÇİLERİNDEN HİÇBİR FARKLARI YOK!
Artık her önüne gelen film çekiyor, çıta düşüyor

Best Buy, ‘Avrupa için doğru yer gördü Türkiye ye İzmir den girdi


Bu açılışla Türkiye, Dünyanın üç büyük tüketici elektroniği perakende markası olan Media Markt, Best Buy ve Electro World’ün aynı anda yer aldığı tek ülke oldu. Best Buy Türkiye Ülke Başkanı Ruşen Kopmaz, rakiplerinden farklı bir satış stratejisi belirleyeceklerini belirterek, “Türkiye’ye bizden önce gelen uluslararası perakende zincirleri sadece fiyat ekseninde dönen bir rekabet ortamı yarattı. Biz rekabetin yönünü ürün satın alırken doğru karar verme, satış sonrası hizmet, müşterinin elektronikte ufkunun açılmasına çevireceğiz” dedi.İkinci mağaza Ankara’yaİzmir’de referans noktası olmayı amaçladıklarını belirten Kopmaz, şöyle konuştu: “Türkiye’nin genç ve dinamik nüfusuna, coğrafyasına güveniyoruz. Avrupa’ya açılmak için doğru bir lokasyonda olduğumuza inanıyoruz. Best Buy Türkiye’den sonra 2010 Eylül ayında İngiltere’de de ilk mağzasını açacak. 2010’un ilk yarısında ikinci mağazayı Ankara’da açacağız. Mağaza açma konusunda ilk birkaç yıl acelemiz yok. Türkiye’de olmayan iki yeni ürünle geldik. Bunlar, TV’deki Dizi Film ve maçları Cep Telefonu ve Notebook üzerinden uzaktan da seyredebilmeyi sağlayan Slingbox ile Oyun konsollarının Rolls Royce olarak bilinen Alienware. Bu ürünler bir yıl süreyle sadece Best Buy’da olacak.”İstanbul’da uygun yer yokİzmir’deki mağazayla 200 kişiye istihdam sağladıklarını ifade eden Ruşen Kopmaz, şunları dile getirdi: “İlk etapta İstanbul’u tercih etmememizin nedeni uygun lokasyon bulamamak. Türkiye’de mağaza açma planı ortaya çıkınca haritayı alıp bölgede ne kadar potansiyel olduğunu araştırdık. Hangi fırsat önce geldiyse oradan başladık. İzmir genç nüfusun olduğu ve ortalama gelir düzeyinin Türkiye’nin üstünde bulunduğu bir il. Bu şehri görmezden gelemezdik. 20 bine yakın iş başvurusu aldık. 2 bine yakın kişiyle birebir görüştük. Araştırmalar çerçevesinde karşımıza çıkacak fırsatlara göre mağaza açacağız.”
Rakiplerden daha pahalı olmayacağız
RUŞEN Kopmaz, düşük fiyatı ana Politika görmediklerini ancak rakiplerinden de daha pahalı olmayacaklarını vurgulayarak, şunları söyledi: “Düzenli araştırmalarla fiyat eşitlemesi yapacağız. Araştırmalarımızda en büyük eksikliğin tüketicilerin mağaza içinde yeterli bilgi alamaması olduğunu gördük.”
155 bin çalışanı var, 45 milyar dolar ciro yapıyor
KIRK üç yıllık geçmişi, 9 farklı markasıyla 13 ülkede 155 bin çalışanı ile hizmet vererek 45 milyar dolarlık ciro elde eden Best Buy ‘ın dünya çapında 4 bin mağazası bulunuyor. ABD’li Teknoloji perakende zinciri Avrupa’ya Eylül 2010’da İngiltere’den girecek.
Türkiye’yi anlayıp her yere yöneleceğiz
RUŞEN Kopmaz, 2010’un sonuna doğru internetten de satış yapacaklarını anlatarak, şu bilgileri verdi: “Biz Türkiye’ye iki yıl önce gelmemize karşın mağazamızı yeni açtık. Buraya ABD’deki şablonumuzu aynen getirseydik, mağazanın açılışı çok önce gerçekleşirdi. Ancak ilk hedefimiz yerel ihtiyaçlara cevap vermek. Türkiye’yi öğrenmeye çalışıyoruz. Türk müşterisinin güvenini kazanıp uygun bir model olduktan sonra hızlı mağaza açarak Türkiye’nin her yerinde olacağız.”
Best Buy, ‘Avrupa için doğru yer’ gördü Türkiye’ye İzmir’den girdi

Türk dizisi fiyatı 8 e katlandı Araplar ‘ortak çek


ARAP ülkelerinde Türk dizilerine gösterdikleri yoğun ilgi sonunda ortak Televizyon dizisi ve Film yapımı gündeme getirdi. Türk dizilerinin gördüğü ilgi Ortadoğulu yatırımcıları harekete geçirdi; Avşar Yapım’a birkaç firmadan ortak Proje teklifi geldi. Rönesans’ın Trablus’ta yaptığı Alışveriş merkezi Zumurrud’de yer alması için davet edilen Avşar Yapım, Libyalı yatırımcılarla da görüştü. Avşar Yapım Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Avşar, Ortadoğu’da petrolden gelen ciddi bir para olduğunu belirterek, “Türk dizileri ve filmlerini de çok seviyorlar. Şimdilik ortak bir yapım zor ama ilgileri sayesinde son 3-4 yılda Türk dizilerinin ve filmlerinin satış fiyatları oldukça yükseldi” dedi.Arapların Brezilyası olduk“Babam ve Oğlum” ile en son vizyona giren “Türkler Çıldırmış” olmalı gibi filmlerin ve bir kısmı Arap ülkelerinde çok popüler olan “Çemberimde Gül Oya”, “Kurşun Yarası”, “Kırık Kanatlar”, “Ihlamurlar Altında”, “Aşk Yakar” dizilerinin yapımcısı Şükrü Avşar, şöyle konuştu: “Buralar bizim 20-30 yıl önceki halimiz gibi. Bir zamanlar Köle Isaura’larla başlayan Brezilya dizileri rüzgarı gibi Arap dünyasında da Türk rüzgarı esiyor. Araplar’ın Brezilya’sı gibi olduk. İran, Suriye ve Libya’da da arayıştayız. Bu ülkelerde Sinema salonu yapımı ve Türk filmlerinin pazarlanması konusunda planlarımız var.”Dizi fiyatı 8’e katlandı Gördüğü ilgi sayesinde yeni pazarlanmaya başlayan Türk dizilerin fiyatı bölüm başına 8’e katlandı. 3-4 yıl öncesine göre bölüm başına 1000-1500 dolara satılan dizilerin fiyatı 8 bin dolara, 2 bin 500-3 bin dolara alıcı bulan Türk filmlerinin fiyatı 15 bin dolara kadar yükseldi.Dev bütçeli yeni diziAvşar Yapım olarak yeni Dizi projelerine de hazırlandıklarını aktaran Şükrü Avşar, Eylül 2010 için Balkanlar’dan başlayarak Türkiye’ye uzanan bir dizi projesini gerçekleştireceklerini kaydetti. Avşar yeni dizi projesiyle ilgili olarak şu bilgileri verdi: “Öykü 1800’lerin sonunda başlayacak ve 1900’lerin ortasına kadar gelecek. Çekim mekanları da Bulgaristan’dan Edirne, İstanbul, Adapazarı, Bursa ve Eskişehir’e uzanacak. Bu prodüksiyonda ünlü oyuncularla çalışmayacağız çünkü prodüksiyonun maliyeti zaten çok yüksek olacak. Projenin başlangıç maliyeti 2 milyon dolar.”2010’a ertelendiAvşar Yapım olarak 1975 yılından beri sinema olduklarını, 100’den fazla sinema filmine ve diziye imza attıklarını söyleyen Şükrü Avşar, “Biz grup olarak pahalı projeler yapıyoruz. Bu yüzden dizi planlarımızı küresel krizin de etkisiyle 2010’a erteledik” dedi.
Balkanlar’dan talep geliyor
ARAPLAR’ın yanı sıra son dönemde başta Romanya olmak üzere Balkan ülkelerinden de Türk dizilerine yönelik talep aldıklarını aktaran Şükrü Avşar, “Ancak bu ülkelerde gelir seviyesi düşük olduğu için şimdilik Arapça konuşulan ülkelerde gelişmek daha doğru görünüyor” dedi.
10 yıl bekledik 250 sinema salonuna ulaşırız
1980’lerde sekiz sinema salonunun yaklaşık altısını Avşar Film olarak işlettiklerini ama yaklaşık 10 yıldır yeni yatırım yapmadıklarını belirten Şükrü Avşar şunları söyledi: “Şimdi yeniden yatırım atağına geçtik. 13 şehirde sinema salonlarına yatırım yapıyoruz. Şu ana kadar dört şehirde salon açtık. 2010’da İstanbul, Malatya ve Adana’da dört yeni salon açacağız. 2011’de de 2 sinema kompleksini hizmete sunacağız. 14 lokasyonda 103 salonla Türkiye’de pazarda 3’üncü sırada bulunuyoruz. Kapasitemiz 15 bin koltuk, 2011’de 250 salona ulaşacağız.”
En az Babam ve Oğlum’a harcadık, çok kazandık
VİZYONDAKİ ‘Türkler çıldırmış olmalı’ filminin çdev bütçesine değinen Şükrü Avşar, filmde rol alan 80 zenciyi yurtdışından getirdiklerini söyledi. Bir filmin para kazanması için bir yöntem olmadığına işaret eden Avşar, yönetmenliğini Çağan Irmak’ın yaptığı Babam ve Oğlum filmini örnek gösterdi: “En az parayı Babam ve Oğlum’a harcadık ama en çok parayı da bu filmden kazandık.”
Türk dizisi fiyatı 8’e katlandı Araplar ‘ortak çek

Kösem Sultan ın hayatı film olacak


Kösem Sultan'ı 2 ayrı karakterin canlandıracağı filmde, ''Mahpeyker''in 60'lı yaşlarını Selda Alkor oynayacak. Kösem Sultan'ın kocası 1.Ahmet'in tahta çıkma sahnesinin de yer alacağı filmin çekimleri Ocak ayında başlayacak.
Filmin uygulayıcı yapımcısı Belgin Baştürk, yaptığı açıklamada, “Mahpeyker” adını taşıyacak filmin yapımcılığını TFT Film adına Avni ve Ayfer Özgürel'in üstlendiğini belirtti.
Yönetmenliğini Tarkan Özel'in yapacağı filmin özel efekt yönetmenliğini Cem Özel'in, görüntü yönetmenliğini de Soykut Turhan'ın üstleneceğini ifade eden Baştürk, filmin, 2010 yılında, Avrupa Kültür Başkenti olan İstanbul açısından Topkapı Sarayı ekseninde imparatorluk kültürünü yansıtacağını anlattı.Filmin, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından da desteklendiğini bildiren Baştürk, yurt içinde olduğu kadar yurt dışında Osmanlı'ya, dönemin İstanbul'una ilgi duyan seyirciyi cezbedecek nitelikte bir yapım olarak projelendirildiğini ifade etti.“3 BOYUTLU ANİMASYON TEKNİKLERİ KULLANILACAK”Belgin Baştürk, çekimlerin 2010 yılının Ocak ayı ortalarında başlayacağını ifade ederek, Topkapı Sarayı'nın iç mekanları ölçeklendirilerek Gebze yakınlarında bir plato kurulduğunu ve çekimlerin burada yapılacağını söyledi.
Dış mekan çekimlerinin ise Topkapı Sarayı'nda gerçekleştirileceğini dile getiren Baştürk, oyuncu seçimi ve kostüm hazırlama işlemlerinin ise sürdüğünü kaydetti.Filmde, “Kösem Sultan”ın 14, 28 ve 60'lı yaşlarını 3 ayrı oyuncunun canlandıracağını belirten Baştürk, “Mahpeyker”in 60'lı yaşlarını Selda Alkor'un oynayacağını bildirdi.
Baştürk, filmde çok kalabalık bir figürasyonla Topkapı Sarayı'nda I. Ahmet'in tahta çıkma sahnesinin canlandırılacağını belirterek, “Filmde 3 boyutlu animasyon teknikleri kullanılacak. Sadece 10 saniyelik o dönemin İstanbul geneli için 5-6 aylık çalışma süreleri var. Dolayısıyla bir padişahı tepenin üzerinden şehre bakarken gördüğümüzde 17. dönem İstanbul'unun birebir yansıması olacak. 5-6 sahnede cami inşaatı gibi özel animasyonlar planlanıyor” diye konuştu.Baştürk, filmin tanıtımının 2010 yılının ortalarında yapılacağını ve vizyon tarihinin de henüz netlik kazanmadığını ifade etti.“Kösem Sultan”ı, 1980 yılında TRT yapımı “IV. Murat” dizisinde Ayten Gökçer, 1996 yapımı “İstanbul Kanatlarımın Altında” adlı filmde ise Zuhal Olcay canlandırmıştı.“KADINLAR SALTANATININ ÖNEMLİ SİMASI”Uygulayıcı yapımcı Baştürk, filmde, Osmanlı devletinin, imparatorluğun bir dönemine damgasını vuran, “saltanat naibi” olarak devlet yöneten önemli bir kadın karakterin üzerinden anlatılacağını söyledi.17. yüzyılın siyasi olayları ötesinde bir Aşk ve iktidar mücadelesi hikayesi olduğunu anlatan Baştürk, filmin konusu hakkında özetle şu bilgileri verdi:“Özgün senaryoda, köle olarak 6 yaşında İstanbul'a getirilip yaşlı ve emekli bir denizcinin eşine evlatlık olarak verilmiş, Din ve ad değiştirip Müslüman olmuş, talihin kendisini Osmanlı Sarayı'na sürüklediği, Sultan I. Ahmet'in eşi olup 'Kösem Mahpeyker' olarak ünlenen genç bir kadının 28 yaşında dul kaldıktan sonra sahip olduğu statü ve iktidar gücünü korumak için giriştiği mücadele yansıtılmaktadır.”“Mahpeyker”in, batı dünyasında egzotik çağrışımlar dışında fazla bilinmeyen, Türkiye'de ise Osmanlı İmparatorluğunun yıkılış sebepleri arasında gösterilip “Kadınlar Saltanatı” diye anılan dönemin önemli simalarından biri olduğunu anlatan Baştürk, şöyle devam etti:“Mahpeyker, giriştiği siyasi mücadele içinde bir Dizi entrika girdabına savrulan, ancak saray dışında halk katında vesile olduğu hayır işleriyle de anılan bir karakterdir. I. Ahmet'in eşi, IV. Murat ve Sultan İbrahim'in annesi, IV. Mehmet'in babaannesi olan Mahpeyker'in kendisine atfedilen olumlu ve olumsuz özellikler bir yana oğlunun öldürülmesi için verdiği emre rağmen hanedanın hayattaki tek erkek üyesi Şehzade İbrahim'i kurtararak Osmanoğulları soyunun devamını sağlamış olması dolayısıyla dahi ilgiyi hak eden, tarihsel kişiliğiyle hem edebi hem sinematografik açıdan ilginç bir karakterdir.”“KÖSEM SULTAN” KİMDİR?“Kösem Sultan”, 1590 yılında Bosna'da “Anastasya” adıyla doğdu. Bosna Beylerbeyi tarafından İstanbul'a kızlarağasına gönderilen Anastasya, 15 yaşında Sultan I. Ahmet'e haseki oldu. Kocası ölünce tahta geçen kocasının kardeşi Sultan I. Mustafa ve Sultan II. Osman zamanında devlet işlerinde etkinliği artan “Kösem Sultan”, eski saraya gönderildi.
Oğulları IV. Murat ve I. İbrahim'in padişahlıkları döneminde devlet yönetiminde etkisini gösteren “Kösem Sultan”ın saraydaki nüfuzu, torunu 6 yaşındaki IV. Mehmet'in tahta çıkmasıyla sarsıldı.
IV. Mehmet'in annesi Turhan Sultan ile Kösem Sultan arasında 3 yıl süren kıyasıya rekabet, “Kösem Sultan”ın 61 yaşındayken bir gece dairesinde boğdurularak öldürülmesiyle sona erdi. “Kösem Sultan”ın cenazesi Sultanahmet Camisi'ndeki I. Ahmet Türbesi'ne gömüldü.








Kösem Sultan'ın hayatı film olacak

Mücadele olmadan aşk olmaz

MERT FIRAT FOROĞRAFLARI

Vizyona giren ‘Başka Dilde Aşk’ filminde Saadet Işıl Aksoy ile başrolü paylaşan Mert Fırat ile; rol aldığı film, dizi, Tiyatro oyunu ve Aşk üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

‘Başka Dilde Aşk’ filminde, Saadet Işıl Aksoy’la başrolleri paylaşıyorsunuz. Sizden başka kimler var? Lale Mansur, Emre Karayel, Timur Acar, Tuna Kırlı, Ayten Uncuoğlu, Metin Coşkun gibi bir sürü iyi ve deneyimli oyuncu var.

Konusu da ilgi çekecek gibi…Sessizliğin temsil edildiği kütüphanede çalışan işitme engelli bir çocukla, sesi temsil eden çağrı merkezinde çalışan bir kızın ilişkisi.

Doğuştan işitme engelli ve dilsiz Onur'u canlandırıyorsunuz. Bu rol teklif edildiğinde tereddütünüz oldu mu ilk başta? Çünkü hemen hemen hiç canlandırılmayan bir karakter…Filmin senaryosunu İlksen Başarır’la birlikte yazdığımız için, bu karakteri benim oynamamı istedi. Tüm senaryo sürecini beraber geçirdiğimiz için karaktere daha hakim olacağımı düşündü.

Gerçekten duyamamak ve sesi kontrol edememek…Gerçekten duyamaz ve sesimi kontrol edemezsem neler yaparım diye düşündüm. Bazı sahnelerde dış seslerle ilişkimi kesmek için kulağıma tıkaç tıkadım.

Siz aslında konuşkansınız. Böyle çok zıt bir karakterde rol almak…Evet, çok konuşkan biriyim. Şimdiye kadar canlandırdığım roller içinde bu rol en zoruydu. Ama çıkan sonuçtan çok memnunum.

Çekimler öncesinde gözlemleriniz, araştırmalarınız olmuştur, canlandıracağınız rolle ilgili…Evet, üç ay kadar işaret dili çalıştım. Bu çalışmalar dışında İşitme Engelliler Derneği’ne gidip onlarla zaman geçirdim.

Sizi zorlayan neler ya da hangi sahneler oldu peki?İşaret dilinin ağırlıklı kullanıldığı sahneler oldukça yorucuydu. Sadece oyuna değil işaret diline konsantre olmak algıyı olumsuz yönde etkileyebiliyor.

İnsan, işitme engelli birini canlandırırken, duymanın öneminin yanı sıra nelerin farkına varıyor? İletişimin duymadan ya da konuşmadan da gerçekleşebileceğinin ve karşımızdakine dikkatimizi vermemiz gerektiğinin…

AYNI DİLİ KONUŞANLAR DEĞİL, AYNI DUYGULARI PAYLAŞANLAR ANLAŞABİLİR!

Hiç konuşmadan anlaşabilinir mi acaba? Bir de söz konusu aşk olunca… Mevlana’nın bir sözü bunu gayet iyi açıklıyor; ‘Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.’

Genel olarak baktığımızda aşk; dil, Din, ırk, mesafe tanımıyor bildiğimiz gibi. Bu filmde aşkın engel tanımadığını da görecek insanlar. Filmi izleyenler bundan başka neler bulacaklar? Bu filmi izleyenler samimi ve gerçek karakterlerle anlatılan bazı anlarda Komik bazı anlarda duygusal bir aşk filmi izleyecekler. Empati yapacaklar. Ciddi bir Film olarak düşünmeyin, eğlenceli sahneler de var.

Aşkın kendine has dilini şiirsel bir anlatımla ele alan bu filmde sizi en çok etkileyen Sahne / sahneler hangisi oldu?Filmin final sahnesi çünkü film orada yeniden başlıyor.

MÜCADELE OLMADAN AŞK OLMAZ!

Aşkı anlatan filmden yola çıkarak aşkın size hissettirdiklerini sormak istiyorum bu kez?Heyecan ve macera… Çok heyecanlanırım aşık olunca. Gözüm başka hiçbir şeyi görmez. Sürprizler yapmayı severim. Aşk için mücadele güzeldir. Mücadele olmadan aşk olmaz. Beni zaten öyle aşklar cezbediyor. Belki de bende bir arıza var. Bir aşk için çaba harcanmalı, mücadele edilmeli. Ama hani gerçekten değen biriyse, değiyorsa mücadele edilmeli diyorum. Zaten mücadele, aşkta - ilişkide olması gereken… Tabii, kesinlikle… Bir insanın kendisiyle savaşırken, hatta ailesiyle bile savaşması zorken başka birini hayatına dahil etmek, her şeyine ortak olmak, sorunları beraber paylaşabilmek çok önemli. Bu da mücadeleyi gerektiriyor tabii.

Senaryoda sizin de imzanız var. Böyle bir konuyu böyle bir karakteri insanlara sunmanızda sizi yönlendiren ya da etkileyen neler oldu diye sorsam…Bu senaryoda ideal kavramını değiştirmek istedik bu karakterle. Bize dizilerde, filmlerde sunulan süper kahramanların yerine işitme engelli birinin de ideal olabileceğimi gösterdik. Film, vizyona girmeden ödülleri birer birer topladı. Uluslararası Kanada Film Festivali’nde senaryo kategorisinde özel seçim başarısını yakaladı. Bu ödülün hemen ardından, 46. Altın Portakal Film Festivali’nden Kent Konseyi Jüri Ödülü’nü aldı. Son olarak ise Bursa Film Festivali’nde iki ödüle layık görülen film, SİYAD en iyi Film Ödülü ile En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü de aldı. Sinema yazarları ve kamuoyu tarafından ilklerin filmi olarak görülen ‘Başka Dilde Aşk’ı yöneten İlksen Başarır’ın ilk yönetmenlik deneyimi. Nasıldı onunla çalışmak?İlksen’le senaryoyu yazmadan önce tanıştık, çok iyi anlaştığımızı bildiğimiz için de bu senaryoyu birlikte yazmaya karar verdik. Senaryo yazım aşamasında da ben zaten İlksen’in nasıl bir film çekeceğini biliyordum. Set süreci de çok iyi geçti. İlksen’in Yönetmen tarafı çok sakindi. Hiç gerginlik olmayan, güzel bir çalışmaydı.

Film ekibi, senaryo ile Engelleri Kaldır Hareketi’nin (www.engellerikaldir.com) gerçekleştirdiği projeleri destekleyerek hayata geçirmeyi amaçlamış. İnsanlara bir şeyler anlatırken aynı zamanda sosyal sorumluluk anlayışının vurgulanması bir duyarlılık… Biz öncelikle bir film yaptık. Film yapabilmenin şartları çok zor, bu şansı yakalayınca da elimizden geleni yapmak istedik. Umarız tüm istediklerimizi gerçekleştirebiliriz.

Türkiye’de bir ilke imza atarak işitme engelliler için Türkçe altyazı ile vizyona girecek. Böyle ince bir konuda duyarlılık gösterilmesi de hoş bir gelişme. Biz bu filmle ötekileştirmenin her türüne karşı olduğumuzu söylüyoruz. İşitme engelliler Türk filmlerini sinemada izleyemiyor, televizyonda sadece alt yazılı kanalları izleyebiliyor. Biz de işitme engellilere özel seanslar yapmak istemedik. Bu filmde işitme engelli bir karakter olduğu için bu film alt yazılı değil bundan sonra ki filmlerimiz de alt yazılı olacak. Umarız tüm Türk filmleri bunu dikkate alır.

Sinema başka bir büyü. Adını beyazperdede görmek neler hissettiriyor insana?Sinema gerçekten büyülü bir dünya. Adımı perdede görmekten çok, yapılan işin o perdede birçok insan tarafından seyredilmesi heyecanlandırıyor beni.

SAHNEDE GERİ DÖNÜŞ YOK!

Dizi, sinema, sahne… Hangisinde kendinizi daha iyi ifade edebildiğinizi düşünüyorsunuz?Kendimi en iyi hissettiğim yer sahne. Orada hata yaparsanız geri dönüşü yok. O yüzden daha heyecanlı ve adrenalini yüksek.

Binbir Gece’deki Burak karakteriyle tanındınız. Dizi bitti ama o diziyle ilgili yorumlarda bulunuyorlar mı insanlar, sizi gördüklerinde?Hala sokakta görünce arada “Burak” diyenler oluyor ama Arda da hemen benimsendi. Herkes Kapalıçarşı’dan bahsediyor artık.

2010, Mert Fırat yılı olacak gibi… Üç koldan… ‘Başka Dilde Aşk’ filmi, rol aldığınız ‘Kapalıçarşı’ dizisi ve tiyatro oyunu ‘Testosteron’… Nasıl yetişiyorsunuz bu yoğun tempoya?Yoruluyorum ama hepsini çok severek yapıyorum. O yüzden şikayet etmiyorum.

‘Kapalıçarşı’ dizisinde canlandırdığınız Arda nasıl bir karakter?Arda karakteri sevimli, çapkın, biraz yaramaz bir karakter ama çok da iyi niyetli, arkadaşlarını çok seven ve onlar için her şeyi göze alabilecek bir adam.

‘Kapalıçarşı’ dizisinde Erkan Can, Olgun Şimşek, Nejat İşler’le rol alıyorsunuz? Nasıl onlarla beraber aynı seti paylaşmak?Kapalıçarşı dizisinin tüm ekibi çok iyi ve deneyimli. Oyuncular, senaristler… Erkan Can, Olgun Şimşek ve Nejat İşler’le çalışırken hem çok eğleniyorum hem de bu kadar iyi oyuncularla birlikte çalışmaktan çok zevk alıyorum.Gelelim rol aldığınız tiyatro oyununa. ‘Testosteron’ ikinci yılında… Siz, Metin Coşkun, Emre Karayel, Onur Ünsal, İnan Ulaş Torun, Timur Acar ve Tuna Kırlı rol alıyorsunuz. Nasıl bir karakteri canlandırıyorsunuz sahnede?Gazeteci Tretyn’i canlandırıyorum. Magazin gazetecisi, nerde sansasyon varsa ona yönelen, ‘Bir kelimeden başka türlü nasıl anlam çıkarabilirim’ diye düşünen bir gazeteci…Oyunun konusu da kadın – erkek ilişkileri…Evet… Erkekler arasında kadın konusu… Erkeğin kadına bakışı… Hayatında var olan kadınları nasıl gördüklerini anlatıyor. Aslında kadının, erkeğin hayatındaki yeri… Bir de kadın her yönden ele alınıyor oyunda. Medyatik, biyolojik, toplumsal… Komik bir şekilde…Erkeklerin ipliğini pazara çıkarıyorsunuz diyebilirim. (Kahkahalar…)Erkeklerin dünyası… Erkek olmanın ne kadar zor olduğunu, aslında hatanın nerde başladığını anlatıyoruz. Bir yandan da erkeklerin kadınlara bakışını…“ERKEKLER DOĞURAMADIĞI İÇİN KADINLARI CİNSEL OBJE OLARAK GÖRÜYORLAR!”Erkekler kadınları neden cinsel obje olarak görüyor? Oyun tam da bunu irdeliyor. Kadınları neden cinsel obje olarak görüyor erkekler? Bunun nedeni çok basit ve çok açık aslında. Erkeklerin doğurganlık özellikleri olmadığı için! Bunun temelinde, yani kadınları cinsel obje olarak görme konusunda ‘erkekliğin doğası’ diye savundukları o olgu mu var? Yoksa başka bir sebep mi…Hem erkeğin doğasında var hem de şu, bir kadın dünyaya çocuk getirebiliyor. Evet erkekler her şeye sahip olabiliyorlar. Yönetici oluyorlar, fabrikalar kuruyorlar. Başarılar kazanıyorlar, para kazanıyorlar, güç sahibi oluyorlar. Ama doğuramadıkları için de kadınları cinsel obje olarak görmekten vazgeçmiyorlar, vazgeçemiyorlar.İlginç bir açıklama…Doğurganlık özelliği kadında olup erkekte olmayınca… Erkek ne yaparsa yapsın, bu anlamda yani doğurganlık anlamında yoktan var edemiyor. Ama kadında öyle değil. Hatta öyle ki, kadınlar yakın gelecekte erkeğe hiç ihtiyaç duymadan çocuk sahibi de olabilecek. Bu, daha da beter bir kaygı yaşatıyordur birçok erkeğe.Bir oyuncu için vazgeçilmez olan şeyler…Çok çalışmak, gözlem yapabilmek ve en önemlisi disiplinli olmak.

Oyunculuğunuz ve gelecekle ilgili yapmak istedikleriniz asında neler var?Oyunculuk çok çalışmayı gerektiriyor ve öğrenme süreci hiçbir zaman bitmiyor. O yüzden ben de sonuna kadar kendimi geliştirmek istiyorum.“SEYİRCİ ROLÜMÜ ANLIYORSA BAŞARI BUDUR!” 'Hırçın Kız' oyunundaki ‘Tranio’ rolünüzle 2006 yılında ‘Arda Kanpolat Oyunculuk Ödülü'ne layık görüldünüz. Nedir başarı kıstasınız…Başarı benim için, karşılık bulmaktır. Yaptığım işin karşı tarafa geçmesi demektir. Yaptığım iş karşı tarafa geçiyor ve seviliyorsa, seyirci anlıyorsa başarı budur benim için. Oynadığınız bir rol ya da yaptığınız bir iş seyirciye geçmiyorsa başarısızlıktır o.


Mücadele olmadan aşk olmaz

Monday, December 14, 2009

Bedenim çok kutsal


BURCU KARA FOTOĞRAFLARI
* Yarın akşam başlayacak olan yeni diziniz “Maskeli Balo”nun ilginç bir ismi var. Bunun nedenini biliyor musunuz?- “Maskeli Balo”, mecazi bir anlam taşıyor. Bu projede gerçekliğini bilmediğimiz çok karakter var. Aslında hayatın ta kendisi. Gerçek hayatta da insanları tanıyamıyoruz. Herkes işine geldiği karakterlere bürünüyor. Bundan yol çıkarak “Maskeli Balo” ismi konuldu.* Dizinin konusundan bahseder misiniz? - Dizi bir milletvekili ile kızlarının çevresinde dönen olayları konu alıyor. * “Maskeli Balo”dan beklentiniz nedir? - ınsanlar dizimizi merakla izleyecek ve yeni bölümleri heyecanla bekleyecekler. Çok uzun soluklu ve kaliteli bir işe başladığımı düşünüyorum.* Canlandırdığınız Zeynep karakteri nasıl biri?- Çok idealist bir kız. Hikaye, onun Eğitim için gittiği Amerika’dan dönmesiyle başlıyor zaten. Muhafazakâr bir ailenin kızı. Ama zaman geçtikçe herkes birbirinin gerçek yüzünü görüyor, o tatlı yuva darmadağın oluyor.AİLEM ÜZÜLMESİN DİYE YAPMADIĞIM ÇOK ŞEY VAR * Zeynep ailesi ile aşkı arasında kalacak gibi gözüküyor. Siz böyle bir şey yaşasaydınız tutumunuz ne olurdu?- ınsanın ailesi ve aşkı arasında kalması çok fena bir durum. Ben de hayatımda ikilemler yaşadım. Hâlâ da yaşıyorum. Ailem üzülmesin diye yaptığım ya da yapmadığım çok şey var. Bu anne-baba kadar evlatları da yıpratan bir durum. O yüzden herkesin birbirine yardımcı olması gerekir.* Rol arkadaşınızı Burak Hakkı ile yakın arkadaşsınız. Bu arkadaşlığın temeli ne zamana dayanıyor?- Aslında tam hatırlamıyorum. Ama Burak ve Sema (şimşek) benim için çok özeldir. Burak’la yıllardır da konuşurduk beraber çalışsak ne güzel olur diye. Birlikte oynamak bu projede nasip oldu.* Çok dostunuz var mıdır?- Dostum olduğunu sandığım çok dostum var. Ama gerçekten dostlar mı onu bilemiyoruz. Bunu zaman gösterir.YAVUZ’LA BİRBİRİMİZDEN SELAMIMIZI ESİRGEMEYİZ* “Romantik Komedi” adlı filminiz 12 şubat’ta vizyona giriyor. Filmden beklentileriniz neler?- Filmin şu an fragmanları yapılıyor. şubat ayını gerçekten iple çekiyorum. ınsanları gülümsetecek, kafalarını dağıtacak bir Film oldu.* Film, metropollerde yaşanan kadın-erkek ilişkilerini beyazperdeye taşıyacak. Günümüz kadın-erkek ilişkilerini nasıl yorumluyorsunuz? - Benim için el ele tutuşmak hâlâ kutsal bir şey. Büyük şeyler için de acele etmiyorum. ılişki kavramını ve bedenimi çok kutsal buluyorum. Herkesin de kutsal bulmasını istiyorum. Bu kadar kolay ve yozlaşmış bir gençlik görmek istemiyorum. * Peki Aşk hayatınız nasıl gidiyor, hâlâ Yavuz Bingöl ile her an barışacakmışsınız imajı çiziliyor...- Biz böyle bir imaj çizmedik. Biz ayrıldık ve bunun ötesinde birbirimiz için tek kelime bile etmedik. Herkes hayatına devam ediyor.* Bazıları aşk bittikten sonra da dostluklarını devam ettirebiliyor. Siz de onlardan mısınız?- Bunu lüzumlu bulmuyorum. Ama tabii ki hiçbir zaman da birbirimizden selamımızı esirgemeyiz.HİPERAKTİF VE SIKILGANIM
* 4.5 yaşında ilkokula, 16 yaşında üniversiteye başladınız doğru mu? IQ’nuzu hiç ölçtürdünüz mü?- Doğru. Çok hızlı bir eğitim hayatım oldu. Bir o kadar da sınavları seven biri değilim. Bu yüzden o testlere bile tahammül edemiyorum. Çok sıkılgan ve Hiperaktif bir yapım var.* Özel bir çocuk olduğunuzu kim fark etti?- Annemdi. Ben dört buçuk yaşındayken o birinci sınıflara eğitim veriyordu. Çalıştığı köyde bakıcı olmadığı için beni mecburen sınıfa götürüp sıraya oturturdu. Benim diğerleri ile eşit duruma gelmem bir ay bile sürmedi.
Bedenim çok kutsal

Wednesday, December 9, 2009

Diziye özendi, kardeşini öldürdü


Soğukkanlı bir seri katilin maceralarını anlatan Dizi Film Dexter’a özenen Amerikalı genç gözünü bile kırpmadan 10 yaşındaki öz kardeşini öldürdü

"Hamburger yemek gibiydi!"

Amerika’da 17 yaşındaki bir gencin, öz kardeşini soğukkanlı bir katil gibi öldürdüğü ortaya çıktı. Ohio’da yaşayan Andrew Conley, mahkemede kardeşi Conner Conley’i (10) öldürdüğünü itiraf ederken, hakim ve jüri üyelerinin kanını dondurdu. Hiç suçluluk duymadığını dile getiren Andrew “Kardeşimle öldürme içgüdümü tatmin ettim” dedi. Kardeşini boğarken aç bir insanın hamburger yemekten aldığı zevki aldığını belirten cani genç, işini başarıyla yapan bir seri katili anlatan Dexter dizisinin kahramanı Dexter’a özendiğini söyledi.

Ailesi en ağır cezayı istiyor
Kardeşinin boğulurken kendisine yalvardığını ifade eden Andrew, babasını da bıçakla öldürmeyi planladığını fakat daha sonra bu fikirden vazgeçtiğini itiraf etti. 17 yaşında olmasına rağmen bir yetişkin gibi yargılanan kardeş katili Andrew’in ömürboyu hapis cezası alması bekleniyor. Andrew’in anne babası da oğullarının en ağır cezayı almasını istiyor. Arkadaşları ve çevresi tarafından normal, kibar bir delikanlı olarak tanımlanan Andrew’ın okulda oldukça başarılı olduğu ve hiç disiplin suçu işlemediği belirlendi.

Diziye özendi, kardeşini öldürdü

Oyunculuk serüvenimin asıl amacı tiyatro

En son 'Nefes' dizisinde yer alan ancak Dizi yayından kalkınca yeni projelere göz kırpan Naz Elmas, ALL dergisine röportaj verdi. Elmas, oyunculuğa bakışını ve gelecek planlarını anlatırken, her zamanki gibi özel hayatına hiç değinmedi...



En son hangi filmi izlediniz?

Çok fazla Film izliyorum, fakat yoğun bir şekilde çalıştığımız için genellikle evde DVD'den. Sinemaya gitmeyi de çok severim ama çok fazla vaktim olmuyor. Daha çok dram türü filmler izliyorum. Animasyon çok seviyorum. Genelde, oynadığım karakterleri canlandırırken o durumu ve atmosferi yakalamak adına da aynı türden filmler izliyorum. Eski filmleri de çok seviyorum. Bir filmi defalarca izleyebilirim. Çünkü bir sene önce gördüğün bir filmi şimdi aynı bakış açısıyla değerlendiremiyorsun. Daha farklı izler bırakabiliyor...



NAZ ELMAS FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ...
Oyunculuk serüvenimin asıl amacı tiyatro

Tuesday, December 8, 2009

İçimdeki engelliye bakıp onu çıkarmaya çalıştım

* Filmin tanıtımında 'acıklı güldürü' deniyor. Ne demek acıklı güldürü?

Edebiyatın en büyük isimlerinden biri olan Oğuz Atay'ın güzel bir tanımıdır. Acıklı bir güldürü bu. Normalde, dışarıda yaşadığımız hikayeler de böyledir. Acıklı güldürülerin yaşandığı bir ülke burası…



* Filmi izleyenler çok farklı bir Levent Üzümcü'yle mi karşılaşacaklar?

Evet, Sinema ve Televizyon izleyicileri şaşıracaklar ama beni tiyatroda izlemiş olan izleyicilerim şaşırmayacaklar. Aslında ben yıllardır, Tiyatro sahnesinde televizyondakinin aksine sert kişilikleri oynuyorum. Ama beyazperdeden ve ekrandan tanıyanlar için siz, o dönem hangi Dizi izleniyorsa o karaktersiniz. Bir televizyon dizisinde oynuyorsanız, bir günde potansiyel izleyici sayınız Türkiye'deki televizyonu olan evler kadar.



HALKIN BEĞENİSİ FARKLI

* Filmde, zihinsel engelli Arif karakterini canlandırıyorsunuz. Role hazırlanma süreciniz nasıldı?

Fiziksel ve ruhsal olarak zor bir hazırlanma süreciydi. Ben rolleri kabul ederken şöyle bakıyorum; acaba ben bu yaptığım işi çocuklarıma miras bırakabilir miyim? Benim en önemli kriterim bu. İlerde bir filmi izlediklerinde, "Bunu bizim babamız, dedemiz oynamıştı" diyebilecekleri bir şeydir sinema filmi. Kalır çünkü… Çocuklarımın izlerken ve izlettirirken gurur duyacakları işler yapmaya çalışıyorum. Televizyon dizileri bize böyle bir özgürlük tanıdılar. Bir işi yapmak zorunda olduğu için yapmayan çok az aktörden biriyim Türkiye'deki.



* Zeka engelli birini oynamak büyük bir avantaj değil mi bir aktör için?

Yapabiliyorlarsa ne ala! Daha kendini bile seslendiremeyen aktörler var Türkiye'de. Aktörlüğü kimse tekeline alamaz; yok o mankendi, o şarkıcıydı, o oyunculuk yapamaz diyemez. Halkın beğenisine açıktır sonuçta. Türkiye'de halkın beğenileri çok eleştirilir çünkü hiçbir ülkede, aynı havayı soluyan, aynı dili konuşan insanlar arasında bu kadar fazla zaman farkı yoktur. Yolda yürürken omuzlarınızın birbirine değdiği insanlarla aranızda, bin 500 yıllık mesafe var. İşte o yüzden, halkın beğenilerini tahlil ederken zorlanıyoruz. Çünkü halkın beğenilerini tahlil eden insanlar, kalabalıkların beğenilerine sahip değiller. Bunun için de, birçok şey bağıra bağıra, değişiyor dönüşüyor ve bir değirmen gibi insanları öğütüyor bu ülke.



* Filmin bir de sosyal sorumluluk ayağı var değil mi? 3 Aralık Dünya Engelliler Günü'nden bir gün sonra vizyona giriyor.

Evet, bunu en başından beri düşündük. Nüfusumuzun onda 1'i engelli. Akraba evliliğinin bu kadar yoğun olduğu bir ülkede, bu çok normal zaten. 25 yıllık bir iç savaş sonucunda fiziksel engelli olan vatandaşlarımızı da katarsak, ülkemiz engelli üretiyor. Ama bu kadar engelli insanla birlikte paylaşacağımız bir hayatımız yok. Bir engellinin, tekerlekli sandalyeyle çıkıp gezebileceği, bir yerden bir yere gidebileceği bir şehir planlamamız yok.



* Fiziksel ya da zihinsel engelli arkadaşınız oldu mu hiç?

Evet, hem fiziksel engelli hem de zihinsel engelli arkadaşlarım oldu.



* Bu Film, sizde bir şeyleri değiştirdi mi?

En azından daha bilinçli bir insan oldum. Mesela siz geliyorsunuz, benimle röportaj yapıyorsunuz; Türkiye'nin en çok okunan gazetelerinden biri. En azından bu kadarını yapabiliyorum. Bu bilince sahip çok az insan var. ünlü olup da, ailesinde engelli insan olan arkadaşlarımız da var, saklamayı tercih ediyor kimisi. Evli olduğunu, çocuğu olduğunu saklayan birçok aktör arkadaşımız var Allahaşkınıza!



İSTEMEDİĞİM İŞİ YAPMADIM

* Arif rolünün, oyunculuk kariyerinizdeki yeri ne olacak?

Severek oynadığım rollerden biri, güzel bir yerde duracak. Ben, istemediğim işi yapmadım hayatta. Bugüne kadar hangi işin içine girmiş olursam olayım, hepsinin hesabını bir aktör olarak verdim kendime.



* Bu rol için 20 kilo almıştınız. Bir rol için başka neler yapabilirsiniz, sınırlarınızı ne kadar zorlarsınız?

Sınırım; vücudumun ve aklımın sınırı kadardır. Vücudumun sınırını zorladım işte, 20 kilo aldım. Oturup kalkamaz bir hale gelmiştim artık. Bu önemliydi. Aklımın sınırına gelince; elimden geldiğince kendimi ikna ederim, ama role inanmam gerekiyor. Ben kendi içimdeki engelliye baktım, onu çıkarmaya çalıştım. Dışarıdaki bir engelliyi taklit etmek istemedim. Benim tekniğim, oyunculuğa bakış açım; gidip de bir engelliyi izlemekten farklı. Sahte olmasını engellemenin en iyi yolu, kendi içine sormaktır.



SÖYLEYECEK SÖZÜM VAR

Ben oyuncuyum, oyunculuk yapmayı seviyorum. Güzel işlerde yer almak istiyorum. Söyleyecek sözüm var hayata dair ve onu söyleyecek mecralar bulmayı seviyorum. Derdi olan filmlerde çalışmak istiyorum. Niye yaşıyorum ki; sadece para kazanmak için yapılmaz bu iş.
İçimdeki engelliye bakıp onu çıkarmaya çalıştım