Showing posts with label Bilimsel. Show all posts
Showing posts with label Bilimsel. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Eksi 80 derecede GDO karşıtı bir kahraman

İSTANBUL - küresel ısınma sonrası karlar ve buzullarla kaplı bir dünya, Tilki diye anılan paralı bir asker ve doğal besinlerin tükendiği bu dünyada petrolden bile kıymetli olan tohumlara ulaşmaya çalışan gruplar...
Yalçın Didman yazıp-çizdiği 'Ayılı Adam'da bir yandan sıkı bir Macera anlatıyor bir yandan da çevresel sorunları merkezine alarak güçlü bir eser ortaya çıkarıyor.
Kuzey Avrupa gezilerinden ve karlı zirvelere bizzat yaptığı yolculukları da hikayesine katan Didman, Rodeo etiketiyle çıkan 'Ayılı Adam'ı ntvmsnbc'ye anlattı.
Küresel ısınmayla, GDO'lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) ürünlerle, güncel konularla ilgili, hatta bu temaları merkezine alan bir çizgi Roman ‘Eksi Seksen’. Bu bakımdan çıkış noktanızı sormak istiyorum. Yani, başlamadan önce aklınıza ilk gelen resim neydi?Çevreyi düşünerek başlamamıştım aslında. Kuzey halkları, Yakut Türkleri, İnnuitler (Eskimolar) gibi Enteresan topluluklara dair otantik bir çalışma yapmak geçiyordu içimden. Binlerce yıldır zorlu iklimlerde yaşayan insanların kültürel ortamlarını ve hayatta kalma mücadelelerini post-apokaliptik bir bilim-kurgu ortamına taşımaktı niyetim. Söz konusu zorlu koşulların yakın gelecekte tüm dünya için söz konusu olabileceği fikri belirdi aklıma. Doğal kaynakların sorumsuzca israfı, er geç dünyayı topyekün böyle bir potaya sokacaktı... Ben 90'ların başında konsepti geliştirirken, küresel ısınma konusu bu denli popüler değildi.
‘Ayılı Adam’ ‘insanlığın sonu’ hikayesi... Bu bakımdan karamsar ama öte yandan özellikle baş karakteri sebebiyle umut vaat eden bir hikayeye de dönüşebiliyor. Bu denge çizgi romanın ana izleğini oluşturuyor diyebilir miyiz? Kimi insanlardaki umursamaz tavra ve bencilliğe sahip, paranın emrinde bir karakterimiz var. Fakat böyle yaparak dünyaya ve insanlığa zarar verdiğinin farkına varınca, içsel bir dönüşümle, duyarlılığını harekete geçiriyor... Evet, karakterin içsel dönüşümü hikayenin kırılma noktalarından.
GÜNÜMÜZ İNSANI GÜNÜ KURTARMA PEŞİNDEAlt metinlerini de hikayeye katan, göndermeleri bol bir çizgi roman 'Ayılı Adam'. Bundaki en önemli etkenin hikayenin güncel olması mı?Evet. Günümüz insanında pek kalmamış olan “hayata anlam katma arayışı”, hikayedeki karakterlerin bazı diyaloglarında açığa çıkıyor. Felsefi temeli olmayan, günü kurtarma derdindeki insandır günümüz insanı. Zaten çevresel problemlerin ortaya çıkışında da bence bu ruhani boşluğun katkısı var.
Dolu dolu içeriğine rağmen aksiyonu hiç aksamayan bir çizgi roman. Bu, çizgi romanın genel prensipleriyle mi alakalı yoksa yazıp çizerken aksiyon hep kafanızda mıydı?Çizgi roman türünün ruhunda sürükleyici bir aksiyon olması gerektiğine inanırım. Kurgulanması uzun süreçlere yayılmış olan bu macerada, okurun merak ve heyecanını her daim diri tutmak gerekiyordu. Böyle olması, eserin görsel boyutunu da renklendiriyor. Enteresan hareketler, mekanizmalar, mizansenler devreye giriyor.
ÇEVRESEL TEHDİT KARŞISINDA İMTİYAZLAR...Hikayeyi karşıtlıklar üzerine kurduğunuzu söyleyebilir miyiz? İnsan isimli hayvan, 'Tilki' lakaplı adam, duyarlı bir hikaye, paralı bir asker, kahramana ihtiyaç duyan bir dünya ve bir anti-kahraman… Özde, bütün hikayeler karşıtlılıklara dayanır. İyinin kötüyle mücadelesine bilinmezlikler eklenince, sallantıda dengeler oluşuyor... İnsan ve hayvan arasındaki isim değişmecesi planlı bir şey değildi. Fakat, çevresel tehdit karşısında herhangi bir türün imtiyazı kalmadığına da işaret ediyor. Zaten bizim bu maceranın zorlu coğrafyasında, insanların hayvanlarla ilişkisi, aralarındaki dostluk ve kaynaşma çok sağlamdır hep.
Yalçın Didman
Hikayede belki de tek zayıf kalan yön Tilki ile Simonet arasındaki ilişki olabilir. Çünkü okurken, hikayenin onlar arasındaki daha güçlü bir ilişkiye ihtiyacı varmış gibi geldi… Bunu geri planda bırakmak bilinçli tercihiniz miydi? Yoksa böyle bir hikayede bunu beklemek çok Hollywood-vari, Romantik bir şey mi olur? Duygusal boyut, az önce bahsettiğimiz kesintisiz aksiyona sekte vurabilecek bir şeydi. Ayrıca bu ilk macera zaten hayli uzun oldu. Anlatılması kaçınılmaz olan şeyler arasına romantizm sıkıştırmaya çalışmak, o duyguyu da hak ettiği kuvvette anlatamamak sonucunu doğurabilirdi. Bir diğer faktör de, Tilki lakaplı kahramanımızın, duygusallığa fazla prim vermeyen bir karakter olması. Onu diri tutan, önündeki somut problemlere konsantrasyonunu sağlayan şey de bu zaten.
Bilimsel gerçeklere referans verseniz de hikayenin ve çizgi romanın estetiği daha çok distopik, apokaliptik hikayeleri, filmleri hatırlatıyor. Bu anlamda Bilimsel gerçeklerin çizgi romanda nasıl bir işlevi olduğunu düşünüyorsunuz? Bu Hikaye içerisinde bilimsel gerçeklerin ağırlığı var tabii. Çizgi romana taşımak istediğim şeyler, genç neslin bilime ilgisini körüklemek için kullandığım unsurlar mevcut. En az çizgi romanlar kadar heyecan verici olan bilimsel gelişmelere yönlendirmek istiyorum onları. Takip eden için, Bilim dünyasında her gün yeni bir macera çıkıyor ortaya, yeni bir doğum oluyor. İlk Ayılı Adam kitabının isminin neden Eksi Seksen olduğu bile, arı sularda nadiren rastlanan bir durumun bilimsel açıklamasıyla ilgili.
Didman'ın, 'Ayılı Adam'ın dünyasını yaratırken en büyük referansı yaptığı geziler olmuş...
Hikayenin özünde küresel iklim değişikliği var. Bu değişiklik yakın zamana dek sadece bir teoriydi belki, fakat sıcak (bir yandan da soğuk) gelişmelerle yazık ki artık tartışılmaz bir gerçek: Şimdiye kadarkilerden çok daha büyük bir buzul kitlesinin Antarktika'dan koptuğu, geçtiğimiz haftalarda Türk basınında bile (!) anasayfa haberi oldu. Ve bu, Okyanus akıntılarını etkileyerek, bizim hikayemizdeki realitenin uzun vadede gerçekleşmesine sebep olabilecek bir durum. Yok eğer uzun değil de kısa vadede sebep olursa, Ayılı Adam konsepti başlıbaşına 'gerçekleşmiş bir kehanet' e dönüşür, ki bunu hiç istemem... Bir de tohumlar meselesi var tabii: Eksi Seksen'in lokomotif unsuru olan doğal tohumlar artık o kadar azaldı ki, Türkiye'de bile bu konuda bir telaş başladı. Çok süt veren ineklerin veya dev domateslerin değil, soğuk veya kurak iklimde bile ürün verdirecek genlere sahip tohumların peşinde artık dünya. 'Dayanıklılık' temel kriter... Türkiye, vaktiyle hor gördüğü dayanıklı tohumlarının kıymetini geç de olsa anlamaya başlıyor.
'MODERN' Dünyanın GERİLİMLİ KAOSU...Kitabın arkasında da yer alan gezileriniz, anılarınız çizgi romandaki dünyanın yaratım sürecinde ne kadar etkili oldu? Özellikle soğuk ve karlı dünyayı yaratmanızda etkili olan şeylerden bahsedebilir misiniz?Laponya'dan Kaçkarlar'a kadar çeşitli coğrafyalara yaptığım geziler, karlı, soğuk ortamlara dair nüansları yakından tanımamı sağladı. Anlattığım hikayedeki fiziksel ortam, avcılık ve gezi tutkusu sebebiyle gençlik yıllarımdan beri girip çıktığım bir ortamdır. Kuzey Avrupalıların karda kullandığı araçlar dahil, görüp denediğim hemen her şey bir biçimde Ayılı Adam'ın dünyasına sızdı. Sözde 'modern' dünyanın gerilimli kaosundan uzaklaşmak için ille de yaz mevsimini bekleyenlerden değilim.
‘Ayılı Adam’ çevreci bir kitap? Fakat didaktik olmayan bir hikaye... Bilgiçlik taslayan bir tavır, çizgi roman içinde güzel durmaz. Ayrıca, ipin ucunu kaçırıp yanlış ifadelere kaymak riskini de taşır. Özellikle bilim konusunda, haddi aşmamak lazım. İklime dair bir araştırma yazıyormuşçasına bilimsel dil kullanmak olmazdı. Bütün mesele, merak uyandırmak. Didaktik bir tavır ise bunun tam tersini yapıp, okuru soğutabilir.
'Ayılı Adam'dan bir kare.
2001'DEN JACQUES COUSTEAU'YAGezileriniz, anılarınız ve bilimsel bulgular dışında görsel referanlarınız nelerdi? Genel çizgi roman kariyerimden bahsedecek olursak, sinemadan tabii ki referanslarım oldu. Örneğin, bu kitapla direkt bağlantısı görülmese de, beni en çok etkileyen '2001: uzay Macerası'dır. Bu temaları tercih etmemde, Jack London ve Jules Verne'in romanları da çok etkili olmuştur. Tabiat içindeki mücadeleleri bizzat yaşayıp edebiyata taşımış olan Joseph Conrad, deniz maceralarıyla, Afrika maceralarıyla, özel yaşamıyla ve Keşif gezileriyle beni çarpmıştır. Narcissus'un Zencisi isimli kitabına hayranımdır Conrad'ın...
Eksi Seksen'in görselliğinden bahsedecek olursak, Sessiz Dünya ve Beyaz Dünya gibi, ta çocukluğumda seyrettiğim Jacques Cousteau belgesellerine varana dek çok sayıda Film etkili olmuştur. İlkokul çağımda, Televizyon yokken, Adapazarı'ndaki öğretmenlerimiz bizi okulca Sinema salonlarına götürüp bu belgeselleri izletirlerdi.
İLGİLİ HABER
Okyay: Klasik korkusu çizgi romanla bitecekÇizgi Roman Klasikleri'nden 'Madam Bovary'Çizgi Roman Klasikleri 'Dava' ile devam ediyorMacbeth ve Dava’nın ardından FrankensteinÇizgi Roman Klasikleri'nden 'Suç ve Ceza'Bram Stoker korkutmaya devam ediyor 'İnce Memed' çizgi roman olsun
Eksi 80 derecede GDO karşıtı bir kahraman

Sunday, February 28, 2010

Dizi kahramanlarına psikolog bakışı

İSTANBUL - Yufka yürekli Münir Özkul’dan, olgun ve sevgi dolu Haydar Usta’dan bugüne kahramanlar çok değişti. Televizyon dizilerindeki ‘Hakkımı şiddetle arayabilirim, intikam almak doğrudur’ gibi yaklaşımların, doğal hak olarak sunulabildiğini belirten Medical Park Fatih Hastanesi’nden Klinik Psikolog Sinem Demir’e göre, ‘bilge’, ‘delikanlı’ ve ‘kahraman’ olarak yorumlanan bazı Dizi figürleri, problem çözme biçimlerine bakıldığında, antisosyal yöntemleri kullanan figürler. " Edebi laflar etmeleri, haksızlıklara karşı olmaları, etkileyici fiziksel görünümleri, sınırsız maddi olanakları gibi etkileyici imajlarla süslenmeleri, bu figürlerin hak arama yöntemlerindeki yıkıcılığın görmezden gelinmesine yol açıyor" diyen Demir'in dizi kahramanları ile ilgili tespitleri şöyle:FELSEFİ ‘BABA-DAYI’LAR Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki şiddet eğilimini imaja dönüştürmüş kişiler, düzgün kıyafetler, sert yüz hatları ve zenginlik vurgusu gibi unsurlarla daha fazla saygı görüyorlar. Bu tür dizilerde de esas kahraman, izleyiciler tarafından ‘bilge’ olarak adlandırılabilen ve abartılı düzeyde saygı gören bir ‘baba' veya 'dayı’ oluyor. Bu karakterlerin, ‘sevgiyi veya nefreti seç’ gibi uçlarda ve yıkıcılık içeren felsefeleri var. Diğerlerine zarar verme konusunda vicdan azabı yaşamıyorlar, yani yaşama bakışları ve problem çözme biçimlerine göre, antisosyal yani psikopat kişiliklere benziyorlar. Gerçek hayattaki antisosyal kişilikler de zekâlarının bazı yönleri çok gelişmiş, sevimli insanlar olabilirler, onların da değişmeyi isteme hakları vardır. Ancak bu tarz dizilerdeki ‘baba-dayı’ların olumlu yönleri o kadar etkileyici şekilde sunuluyor ki yanlış felsefeleri ve yöntemleri göz ardı ediliyor. Böylece, bazı doğrular ile mutlak yanlışlar birbirine karışıyor."
HAKSIZLIĞIN İNTİKAMI, HAKSIZLIK YAPMAK!Dizilerde olduğu gibi, gerçek hayatta da şiddetle otoritesini veya gücünü devam ettirmek için ‘baba-dayı’ rolünü kullanan liderler olduğunu belirten Demir'e göre, bu tip liderlerin temel amaçlarının, birilerinin uğradığı haksızlıklara adil ve insani çözümler bulmak olmadığını anlamak mümkün. "Bir haksızlığa karşı çıkarken, başka haksızlıklar yaratırlar ve bu konuda vicdan azabı yaşamazlar, haklı olduklarına emindirler. Varlıklarını, ‘şiddete dayalı otorite’ ile sürdürmek ve lider olarak saygı görmek için her zaman yeni nefret veya intikam sebeplerine ihtiyaç duyarlar. Boşlukta ve aidiyet duygusu zedelenmiş gençlere önce ‘benim çocuklarımsınız, bir yere aitsiniz’ hissi verirler. Sonra onları onur, adalet vaatleriyle, körü körüne itaat eden bedenlere dönüştürerek, intikam ama aslında, kendi iktidarları için kullanırlar.
ESAS ADAM: İNTİKAM ALIRKEN, YIKICILIK HAKKIM SINIRSIZBu tür Film ve dizilerdeki esas kahramanın temel özelliği, 'iyi niyetinin kurbanı’ olması ve hakkını, şiddet içeren, yıkıcı yöntemler ile aramasıdır. Kendisine ve kendisinden olarak kabul ettiklerine haksızlık yapan kişilerden intikam almak ister ve bunu, planlı şiddet eylemleri ile yapmaya çalışır. Bu tarz kahramanlar, sadece haksızlığa uğrayan taraftırlar, kendi yarattıkları haksızlık ise, başkalarının hatasının bir sonucudur veya kışkırtıldıkları için hata yapmışlardır. Yani sonuçta onlar her zaman masumdur. Bu yaklaşımın gerçek hayattaki karşılığı, olgunlaşmamış bir kişilik örüntüsüdür. Kişi veya grupların, kendi oluşturdukları hukuk sistemleri içinde öldürmeye veya yaralamaya dayalı infazlar gerçekleştirmesi, antisosyal (psikopatça) bir durumdur. Bir haksızlığı ifşa etmek ve hakkını aramak saygı uyandırır. Ancak 'hak aramak veya adaleti sağlamak için şiddet normaldir' diyen kişi ve gruplar, her zaman kendisine yeni adaletsizlik veya haksızlık mecraları ararlar. Çünkü şiddetin doğası, ‘tamam, adaleti sağladım, burada durayım’ demez, vicdanı tek-yönlü hale getirir, sadece, ‘benden olanların uğradığı haksızlığa üzülebilirim' ve ‘daha fazla intikam sebebi istiyorum!’ der.
ESAS KADIN: KANDIRILMANIN BEDELİNİ ÖDEMEYE MAHKUMUMŞiddet ile iktidarını sağlayan erkek dizi karakterlerinin Aşk konularındaki halleri birbirine benziyor: Kişisel veya toplumsal davaları sebebi ile yalnızdırlar. Sevdikleri tek kadın, ulaşılmaz olandır. Aslında bu ulaşılmazlık halinin temelinde, kahramanın kendi ulaşılmazlığı yani narsizmi yatıyor gibi gözükmektedir. Esas kadın, yani kahramanın seçtiği kadın, genellikle başkaları tarafından kandırılmış ama esasında masum karakterdir. Bu kadınlar, erkek kahramanın şu sorgulamalarına maruz kalırlar: ‘İffetsiz mi, değil mi’, benden uzakta veya bir başkasıyla olsa bile bana ait mi, değil mi?’ Esas kadın, dizi veya film boyunca kandırılmanın bedelini öder. Bu tür filmlerin çoğunda, aşk duygusunun merkezinde erkek kahramanın beklentileri, hayal kırıklıkları, tutkusu vardır. Esas kadın, esas adam kendisini sevdiği sürece ‘esas’tır. Filmlerdeki esas kadının ölmesi, genellikle iki sonuca hizmet eder. Ya erkek kahraman duygusal olarak ebediyen ulaşılmaz hale gelir ya da kadının şüpheli iffet hali, ancak bu şekilde tamamen temizlenir. Olgunlaşmamış sevgi halinde, kadının da erkeğin de sevgi veya aşk yaşamasına izin yoktur. Suçlama-cezalandırma-uzaklaşma ve genellikle bağımlılığın hiç bitmediği anneye geri dönme olasılığı fazladır."
NEREDESİN MÜNİR ÖZKUL, SADRİ ALIŞIK...Dizi ve film karakterlerini bu şekilde değerlendiren Psikolog Sinem Demir, olgunlaşmış düzeyde seven, hataları ‘kısasa kısas’ yöntemi ile çözmeyen, şiddeti hayat tarzı olarak benimsemeyen, sevdiklerini otorite veya dayatma ile değil, şefkat ile kollayan karakterlerin olumlu figürler olduğunu söylüyor. Demir'in dizi ve film kahramanlarına verdiği olumlu örnekler ise şöyle:
Dizi kahramanlarına psikolog bakışı

Thursday, December 10, 2009

Sinema ve tarih buluştu


Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı'nın (TÜRSAK) bu yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Metro Group desteğinde “Avrupa Kültürleri İstanbul Buluşması” temasıyla düzenlediği 12. İstanbul Uluslararası Sinema Tarih Buluşması törenle açıldı.
FİLM GÖSTERİMLERİYLE İLGİLİ AYRINTILI BİLGİ İÇİN TIKLAYIN
Cemal Reşit Rey konser Salonu'nda, oyuncu Ceyda Düvenci'nin sunduğu tören, Yönetmen Eytan İpeker'in ünlü piyanist İdil Biret'in Müzik serüvenini konu alan ve henüz tamamlanmamış olan “İdil Biret: Piyanodaki Mucize Parmaklar” adlı belgeselinin tanıtımıyla başladı.
Etkinlikte Biret, Franz Liszt tarafından piyanoya uyarlanan Richard Wagner'in “Tannhauser” Operası Uvertürü'nü seslendirdi.
Törende konuşan TÜRSAK Başkanı Engin Yiğitgil, karanlığın karşısında bireysel aklı rehber edinmenin tarih boyunca toplumsal bir “büyük düzene başkaldırı” olarak etiketlendiğini ve bu cesareti gösterebilenlerin yalnızlıkla cezalandırıldığını söyledi.
Sivil toplum kuruluşlarının bugün yalnızlığa cesaret edenlerin kültüre kazandırdıklarının korunması ve toplumun geneliyle paylaşılması noktasında tarihte pek az örgütlülüğe nasip olmuş bir gücü elinde bulundurduklarını ifade eden Yiğitgil, şöyle konuştu:
“Kültürün cesaret, emek ve erdemle ışıldayan meyvelerinin korunması, artık herkesten önce toplumun dönüştürücü güçlerinden biri olarak kutsanan sivil toplum kuruluşlarına düşmektedir. Sivil toplum kuruluşlarının da en az, sahip çıktıkları kültürün yaratıcıları kadar bağımsız ve patronsuz olmaları gerektiği bir gerçektir.
Toplum vicdanının sorumluluğunu taşıyan örnek sivil toplum örgütlerinden biri olma onuruna sahip TÜRSAK'ın yıllık etkinlikler programında çok özel bir yere sahip olan İstanbul Uluslararası Sinema Tarih Buluşması bu yıl 12. yaşını kutluyor. Sinema-Tarih, her yıl olduğu gibi bu yıl da onur ödüllerini yalnızlıktan ve karanlıkta yürümekten korkmayan öncü sanatçı, Bilim adamı ve düşünürlere sunuyor, Film programında da aynı inançla üretilmiş eserlere yer veriyor.”

ONUR ÖDÜLLERİ

Yiğitgil'in, festivale destek veren kurum ve kuruluşlara teşekkür ettiği konuşmasının ardından bu yılki “Işık Saçan Apollon” Onur Ödülleri de sahiplerine verildi.
İlk yazısını yayınladığı 1946 yılından bu yana türlü dillerde 15 kadar kitap ve 500'den fazla Bilimsel makale sahibi olan 86 yaşındaki Bizans sanatı uzmanı Prof. Dr. Semavi Eyice'ye ödülünü, tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı verdi.
Bugün doğum günü olduğunu söyleyen Eyice, inceleme alanının Bizans ve Osmanlı sanatı olduğunu, Anadolu'da ve Osmanlı'nın yitirdiği topraklardaki eserleri incelediğini ve tanıtmaya çalıştığını belirterek, ortaokul 2. sınıfta bu işe başladığını ve büyük bir aşkla mesleğini seçip sürdürdüğünü anlattı.
Ödülün kendisini çok mutlu ettiğini ifade eden Eyice, “Bu benim için umulmayan bir şeref payesi, bir ilim adamı için de en büyük kazanç ve mutluluktur” dedi.
Törende Festival kapsamında “Perdenin Karanlık Yüzü” başlığı altında filmleri gösterilecek, “Kıskanmak”, “Kader” ve “Masumiyet” filmlerinin yönetmeni Zeki Demirkubuz'a da sinemaya katkılarından dolayı onur ödülü verildi.
TÜRSAK Yönetim Kurulu Üyesi yönetmen Fehmi Yaşar'dan ödülünü alan Demirkubuz, 15 yıl önce ilk kez CRR sahnesi'nde kendisine bir ödül sunulduğunu, ancak ödülü kabul etmediğini belirterek, “Ödüllendirilmek iyi birşeymiş. Bu bahaneyle o gün zor durumda bıraktığım insanlardan da özür dilemiş oldum” diye konuştu.
O durumun kendisini bir “öteki” yaptığını ve o günden sonra insanların ona kuşkulu baktıklarını anlatan Demirkubuz, “O kuşku sayesinde ben daha tedirgin, daha kızgın bir adam oldum ve inatla yapmaya çalıştığım bu 8 filmi çevreme hiç bakmadan, 'sinemada neler oluyor, ne yapılmalı?' gibi düşüncelere girmeden, sadece geceleri yazarak, gündüzleri çekerek yapmaya çalıştım. Bana bugüne kadar destek olan herkese teşekkür ediyorum” dedi.
Türkiye ve Avrupa'nın ortak miras ekseninde yalnızca Türkiye'nin değil Dünyanın en iyi piyanistlerinden biri olarak kabul edilen İdil Biret'e de onur ödülünü Yiğitgil ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürü Abdurrahman Çelik sundu.
Ödülü alan Biret, çok eskiden beri sinemanın çok sevdiği bir sanat dalı olduğunu, tüm filmleri ve sinema yazılarını izlediğini söyledi.
Biret, “Sinemanın benim için çok özel yeri vardır. Bu yüzden TÜRSAK'ın bana bahşettiği bu ödülü almaktan ve bu geceyi sizlerle paylaşmaktan özel bir mutluluk duyuyorum” diye konuştu.
Tören, yönetmen Mira Nair'in “Amelia” adlı filminin gösterimiyle son buldu.
Sinema ve tarih buluştu