Showing posts with label konser. Show all posts
Showing posts with label konser. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Dahi piyanist yeniden Türkiye de

İSTANBUL - Hayatı Oscar ödüllü ''Shine'' filmine konu olan şizofreni hastası piyanist David Helfgott, 3 Nisan'da KKTC'de, 6 Nisan'da psikiyatristlere konser verecek.
Dünyanın en önemli piyanistlerinden biri kabul edilen David Helfgott, ''Gazi Psikiyatri Günleri'' kapsamında 3 Nisanda KKTC'de Sahne alacak.
Helfgott, bu konserin ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve Hürriyet Gazetesinin katkılarıyla 6 Nisan'da da Türkiye'de olacak.
Helfgott, konserlerinde 12 yıl tedavi görmesine sebep olan Rahmaninov'un 3. Piyano konçertosunu yorumlayacak.
'The Last Great Romantic, Rahmaninov' albümü 4 milyondan fazla satan, 'Billboard' dergisi tarafından da en başarılı Klasik Müzik albümü seçilen Helfgott’un İstanbul konseri ise yine Aya İrini’de gerçekleşecek.
HAYATI Film OLDUAktör Geoffrey Rush'a 'En İyi Erkek oyuncu Oscar'ını kazandıran 'Shine' filminde, ruh sağlığı yerinde olmayan, Müzik aşığı bir babanın kendi olamadığı müzisyen kimliğini oğlunda yaşatmaya çalışması ve bu süreçte yaşanan dramlar konu ediliyor.
Dahi piyanist yeniden Türkiye'de

Tuesday, December 29, 2009

İş Sanat tan yılbaşı konseri


Çigan müziğine yeni bir soluk getirerek, dünya müzikleriyle buluşturan Ernest Sarközi liderliğindeki orkestra, Roman geleneksel şarkılarından caza uzanan zengin repertuarı ile yılbaşı temasına uygun bir konser verecek. Konser 29 Aralık 2009 saat 20.00'de İş Sanat’ta gerçekleştilecek.
Slovak, Rus, Macar, Yunan, Yahudi ve Roman geleneksel şarkılarından caza, operetlerden Film müziklerine çeşitlemeler yaparak geleneksel müzikleri hiç alışılmadık performanslarla dünyaya ulaştıran "The Gypsy Devils Orchestra", Ağustos 2007’de Müzik dünyasına "Devil’s Violin" ismi ile adım attı. Grup bu adıyla, "En İyi Orkestra", "En İyi Albüm", "En İyi Performans" kategorileri olmak üzere, Slovak Müzik Akademisi'nin 3 Grammy ödülünün sahibi oldu. Müzisyenlerden birinin ayrılması ile geriye kalan 7 kişi, gruba "The Gypsy Devils" adını verdi.
İş Sanat'tan yılbaşı konseri

Thursday, December 10, 2009

Sinema ve tarih buluştu


Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı'nın (TÜRSAK) bu yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Metro Group desteğinde “Avrupa Kültürleri İstanbul Buluşması” temasıyla düzenlediği 12. İstanbul Uluslararası Sinema Tarih Buluşması törenle açıldı.
FİLM GÖSTERİMLERİYLE İLGİLİ AYRINTILI BİLGİ İÇİN TIKLAYIN
Cemal Reşit Rey konser Salonu'nda, oyuncu Ceyda Düvenci'nin sunduğu tören, Yönetmen Eytan İpeker'in ünlü piyanist İdil Biret'in Müzik serüvenini konu alan ve henüz tamamlanmamış olan “İdil Biret: Piyanodaki Mucize Parmaklar” adlı belgeselinin tanıtımıyla başladı.
Etkinlikte Biret, Franz Liszt tarafından piyanoya uyarlanan Richard Wagner'in “Tannhauser” Operası Uvertürü'nü seslendirdi.
Törende konuşan TÜRSAK Başkanı Engin Yiğitgil, karanlığın karşısında bireysel aklı rehber edinmenin tarih boyunca toplumsal bir “büyük düzene başkaldırı” olarak etiketlendiğini ve bu cesareti gösterebilenlerin yalnızlıkla cezalandırıldığını söyledi.
Sivil toplum kuruluşlarının bugün yalnızlığa cesaret edenlerin kültüre kazandırdıklarının korunması ve toplumun geneliyle paylaşılması noktasında tarihte pek az örgütlülüğe nasip olmuş bir gücü elinde bulundurduklarını ifade eden Yiğitgil, şöyle konuştu:
“Kültürün cesaret, emek ve erdemle ışıldayan meyvelerinin korunması, artık herkesten önce toplumun dönüştürücü güçlerinden biri olarak kutsanan sivil toplum kuruluşlarına düşmektedir. Sivil toplum kuruluşlarının da en az, sahip çıktıkları kültürün yaratıcıları kadar bağımsız ve patronsuz olmaları gerektiği bir gerçektir.
Toplum vicdanının sorumluluğunu taşıyan örnek sivil toplum örgütlerinden biri olma onuruna sahip TÜRSAK'ın yıllık etkinlikler programında çok özel bir yere sahip olan İstanbul Uluslararası Sinema Tarih Buluşması bu yıl 12. yaşını kutluyor. Sinema-Tarih, her yıl olduğu gibi bu yıl da onur ödüllerini yalnızlıktan ve karanlıkta yürümekten korkmayan öncü sanatçı, Bilim adamı ve düşünürlere sunuyor, Film programında da aynı inançla üretilmiş eserlere yer veriyor.”

ONUR ÖDÜLLERİ

Yiğitgil'in, festivale destek veren kurum ve kuruluşlara teşekkür ettiği konuşmasının ardından bu yılki “Işık Saçan Apollon” Onur Ödülleri de sahiplerine verildi.
İlk yazısını yayınladığı 1946 yılından bu yana türlü dillerde 15 kadar kitap ve 500'den fazla Bilimsel makale sahibi olan 86 yaşındaki Bizans sanatı uzmanı Prof. Dr. Semavi Eyice'ye ödülünü, tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı verdi.
Bugün doğum günü olduğunu söyleyen Eyice, inceleme alanının Bizans ve Osmanlı sanatı olduğunu, Anadolu'da ve Osmanlı'nın yitirdiği topraklardaki eserleri incelediğini ve tanıtmaya çalıştığını belirterek, ortaokul 2. sınıfta bu işe başladığını ve büyük bir aşkla mesleğini seçip sürdürdüğünü anlattı.
Ödülün kendisini çok mutlu ettiğini ifade eden Eyice, “Bu benim için umulmayan bir şeref payesi, bir ilim adamı için de en büyük kazanç ve mutluluktur” dedi.
Törende Festival kapsamında “Perdenin Karanlık Yüzü” başlığı altında filmleri gösterilecek, “Kıskanmak”, “Kader” ve “Masumiyet” filmlerinin yönetmeni Zeki Demirkubuz'a da sinemaya katkılarından dolayı onur ödülü verildi.
TÜRSAK Yönetim Kurulu Üyesi yönetmen Fehmi Yaşar'dan ödülünü alan Demirkubuz, 15 yıl önce ilk kez CRR sahnesi'nde kendisine bir ödül sunulduğunu, ancak ödülü kabul etmediğini belirterek, “Ödüllendirilmek iyi birşeymiş. Bu bahaneyle o gün zor durumda bıraktığım insanlardan da özür dilemiş oldum” diye konuştu.
O durumun kendisini bir “öteki” yaptığını ve o günden sonra insanların ona kuşkulu baktıklarını anlatan Demirkubuz, “O kuşku sayesinde ben daha tedirgin, daha kızgın bir adam oldum ve inatla yapmaya çalıştığım bu 8 filmi çevreme hiç bakmadan, 'sinemada neler oluyor, ne yapılmalı?' gibi düşüncelere girmeden, sadece geceleri yazarak, gündüzleri çekerek yapmaya çalıştım. Bana bugüne kadar destek olan herkese teşekkür ediyorum” dedi.
Türkiye ve Avrupa'nın ortak miras ekseninde yalnızca Türkiye'nin değil Dünyanın en iyi piyanistlerinden biri olarak kabul edilen İdil Biret'e de onur ödülünü Yiğitgil ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürü Abdurrahman Çelik sundu.
Ödülü alan Biret, çok eskiden beri sinemanın çok sevdiği bir sanat dalı olduğunu, tüm filmleri ve sinema yazılarını izlediğini söyledi.
Biret, “Sinemanın benim için çok özel yeri vardır. Bu yüzden TÜRSAK'ın bana bahşettiği bu ödülü almaktan ve bu geceyi sizlerle paylaşmaktan özel bir mutluluk duyuyorum” diye konuştu.
Tören, yönetmen Mira Nair'in “Amelia” adlı filminin gösterimiyle son buldu.
Sinema ve tarih buluştu

Wednesday, December 9, 2009

Yılın en iyi ikilisi Michael Bolton-Ferhat Göçer

İSTANBUL - Bir baktınız geri sayım var, bir baktınız yıl başında öptüğünüz kız yanınızda yok, bir baktınız yeni yıl gelmiş, bir baktınız yine geri sayım var. Hayat da böyle işte. O yüzden üzülmek darılmak yok, gelin 2009’da dikkatimizi çekenleri hatırlayalım. Sonra nasıl olsa unutacağız, yerine yenileri gelecek. 2010’a kadar hepinize iyi seneler.
YILIN SANSÜRÜ Müzikle yaşayanları en çok üzen ve sinirlendiren olaylardan biri bu sene MÜYAP’ın sanatçılarına sahip çıkamayıp, Dünyanın en büyük Müzik portalı last.fm’e Türkiye’den erişimi engellemesi oldu.
Olay, MÜYAP’a bağlı sanatçıların last.fm sayfaları açması ve insanların bu sanatçıları dinlemek istemesinden ortaya çıkmıştı. MÜYAP da her sorumlu kurum gibi sanatçılarını “Arkadaşlar last.fm’le anlaşmamız yok, kaldırın mp3’leri oradan” demedi, direkt vanaya gitti ve interneti kesti.
Sansüre uzun süredir bu kadar maruz kalmamıştık. erotik siteler, youtube, last.fm, Google groups, worldpress derken Türkiye uygarlıktan 2009’da da sistemli bir şekilde uzaklaştı. Başbakan’ın sürekli üç çocuk istemesi de bizi “Sansür, şiddet, devlet baskısı... Ya giderek Çin’e mi dönüşüyoruz acaba?” diye düşündürdü.

YILIN EN PAHALI İZLEYİCİ KOSTÜMÜ OSKAR’IBu sene gittiğim ve gördüğüm en acayip şeylerden biri de Kuruçeşme Arena’daki Santana konseriydi. Trafik sıkışıklığıyla, giriş sıkıntısıyla tam bir konserdi. Ama esas tuhaf olan kısım konsere gelen dinleyici profiliydi. Santana dinlemeye çalışırken bir yandan size Eda Taşpınar çarpabiliyordu. Özetle müzikle ilgilenen, ilgilenmeyen herkes oradaydı. Yaş ortalaması 30 ve üstü gibiydi. Eğer 2009’daki her konser alanındaki elbiselerin fiyatlarını toplasalar Santana konseri hiç şüphesiz en pahalı izleyici kostümü oskarını alır. Oscar De La Renta.
YILIN EN SÜPER İKİLİSİSenenin en acayip olaylarından biri de Ferhat Göçer ve Michael Bolton ortaklaşa konseriydi. İki ismi ayrı ayrı bile görmek çoğu kişi için çok tehlikeliyken, bu iki cesur şarkıcı güçlerini birleştirdi ve dünyayı ele geçirmeye yemin etmişcesine bu konseri gerçekleştirdi. Biraz travmatik olsa da kazanan ve kaybeden müzik oldu. Seveni var, sevmeyeni var. Ha bir de Frank Sinatra parçaları söylemeleri daha da acayipti. Biri bana Michael Bolton’la gelsin, o da sensin.
YILIN EN AKILLI ALBÜMÜKısmetse 2009 sonuna, değilse 2010’da çıkacak Kurban’ın yeni albümü bence bu senenin ya da 2010’un en iyi albümlerinden biri olacak. Albümü dinledim. Haberler iyi. Çok sert ve akıllı bir Kurban albümü geliyor. Davula vurmayı bilmeyen, bastan ses çıkaramayan bir sürü insanı ilgiyle dinlediğimizi düşünürsek Kurban yeni albümüyle hepimize biraz insanlık, biraz da enstrümanlarımızı nasıl kullanmamız hakkında ders verecek. Canlı bulursanız, Nekropsi’yle birlikte kaçırmayacağınız iki gruptan biri sonuçta.

YILIN PATLAMASI 2009’da dünyada Lady GaGa bi şekilde patladı. Güzel desen güzel değil, çirkin desen çirkin değil, ama çok güzel pop müzik yapıyor. Hatta internete sansürsüz girebiliyorsanız youtube’dan Southpark’ta Cartman’ın söylediği “Poker Face”i izleyin. Hazır girmişken Faith No More’un da “Poker Face” cover’ına bakılabilir.
YILIN METALCİLERE KIYAĞI 2009’un sonunda Slayer’ın son albümü World Painted Blood piyasaya çıktı. 20 küsur senedir acı metal yapan Slayer’ın yeni albümü de tam anlamıyla bir ayılama. Slayer seviyorsanız, bu albümü çok seveceksiniz. Bu arada Lamb of God ve metal olmasa da Mutemath ve The XX de 2009’da en iyi işlerine imza attılar.
YILIN EN RAHMETLİSİ2009’da gecenin bir saatinde Michael Jackson’ın ölüm haberini aldık. Cep telefonlarına mesajlar gitti. Türkiye ilk kez bir pop starının ölümünü dünyayla birlikte izledi. Haberleri izlerken sürekli “Acaba ölmedi mi, numara mı yapıyor” diye kıllandık. Ölümden sonra sağda solda, alakalı alakasız herkes Michael Jackson çalmaya başladı. Böylesi bir etki yıllar önce Kurt Cobain’in ölümünden sonra da meydana gelmişti. Hatta ondan önce Freddie Mercury’nin ölümünden sonra herkesin “Best of Queen” albümü alması vardı. Onun gibi bir etki yaptı, Michael’ın kendini kapatması. Madonna tek başına kaldı. Onun ölümünde bakalım ne olacak? Ölüm izlemek bir keyif haline geliyor.
YILIN NE ETLİYE NE SÜTLÜYE YAPIMITürkiye’de de yılın en çok konuşulan filmi Nefes’ti. Nefes de kendinden bekleneni tam veremediyse de bu konuda yapılmış ilk Film olmanın verdiği heyecanla bol bol izlendi. Film bir enstantaneler derlemesi gibiydi. Ne etliye, ne sütlüye karıştı. Ne milliyetçi göründü, ne askerliğin sorunlarını dile getirdi, seven de sevmeyen de çok fazla bir hayal kırıklığıyla sinemadan ayrılmadı. Film bir yandan da içinde hiç kadın görünmeyen ender Türk filmlerinden olarak raflardaki yerini aldı. Filmden sonra herkes askerlikle ilgili bildiklerini “Dağda o takım birbirine o kadar yakın gezmez bir kere” gibi birçok kaliteli tarzlarda açıkladı. Yönetmen Levent Semerci çok fazla röportaj vermek istemedi. “Film kendini anlatıyor” dedi. Ne dediği anlaşılmadı.

YILIN YouTube ÇILDIRAYLARI Bu sene ne kadar sansürlü olsa da Türkiye’den en çok girilen siteler arasında Youtube vardı. E durum böyle olunca birçok abuk subuk yetenekle karşılaştık. Tabii yeteneğin yerli olanı daha bir acayip oluyor. Ercik fenomeni, Saray Kızı ve duş altında Gülben Ergen söyleyen çocuk bu yıl çok izlendi. Önümüzdeki yıla umutla ve gülümsemeyle bakmamıza yardım ettikleri için hepsine çok teşekkür ederim.
Yaptım, yaptım, yaptııııım, yapamadım.
Yılın en iyi ikilisi Michael Bolton-Ferhat Göçer

Fotoğraf karesinden yansıyan derin hüzün

Sefa KAPLANGEÇTİĞİMİZ gün Kültür-Sanat sayfasında, ‘İstanbul’un Meşhur Edebiyatçıları’ kitabının kapağında yer alan önemli bir fotoğraf karesine yer vermiş ve “Sanayi-i Nefise’nin Edebiyat Şubesi için Alay Köşkü’nde bir araya gelen edebiyatçıların fotoğrafı, bugün herhangi bir fotoğrafta bile bir araya gelemeyen edebiyatçılara yönelik bir sitem sanki” demiştik. Kitap-lık’ın Aralık sayısı, sanki buradaki ‘sitemi’ yeniden hatırlatmak istercesine çıkıp geliverdi.Elit Kahvesi:1943Derginin kapağındaki o ünlü fotoğrafta yer alan isimler, yer alma biçimlerindeki zarafet, günümüzün edebiyat ortamına yönelik kaygıları besler nitelikte. Üstelik, bu kareyi de bir sitem olarak değerlendirecek isek, bu daha yakın devre ait bir sitem. Çünkü bu kare 1943 tarihini taşıyor.Üstelik bu fotoğraf, birbirini besleyen düşüncelerle birlikte sayısız çağrışımı da getiriyor beraberinde. Elini yanağına yaslayıp uzaklara dalmış olan Oktay Akbal, o hülyalı bakışlarla belki de ‘Önce Ekmekler Bozuldu’ kitabının sayfalarını tahayyül ediyor. Grubun tek gözlüklüsü olarak hemen dikkat çeken ve henüz gözleri gören Cemil Meriç’in dudağının kıyısından hakikaten ‘sarkan’ Sigara, ‘Bir Dünyanın Eşiğinde’ ya da ‘Mağaradakiler’in ta içinde olduğunu getiriyor akla hemen. Sait Faik’in sanki yeni briyantin sürülmüş gibi parlayan muntazam taralı saçları ise biraz önce Beyoğlu’nda Eleni’den ayrılmış, biraz sonra Marika ile buluşacakmış izlenimi vermiyor mu?Peki ya Behçet Necatigil? O her şeyiyle tam bir hüzün abidesi olan Behçet Necatigil, ‘Evlerle savaşımız, Savaşların çetini’ der gibi eğilmiş kendi içerisine. Salâh Birsel ise tıpkı ‘Boğaziçi Şıngır Mıngır’ın ara sokaklarında gezinir gibi müstehzi bir ifade takınmış, Yahya Kemal’in Çengelköy sırtlarındaki İhsan Kongar’ın evine dört hamal tarafından nasıl taşındığını anlatacakmışcasına tebessüm ediyor. Naim Tirali’nin ciddiyeti, fotoğrafçıya bakan tek insan olan İskender Fikret Akdora’nın yüz ifadesiyle birleşince, devre ait bilgilerimizi gözden geçirmemize yol açıyor. Fahir Onger’in kendine güveni ise Sait Faik’in ona dikilen bakışlarının hiç de haksız olmadığını düşündürtüyor ister istemez.Neden kadın yok Nihayet, fotoğraftaki tek bıyıklı olan Kenan Harun’un, Kitap-lık’ta yer alan Özdemir Asaf’la ilgili anıları, fotoğraftaki eksiklere de işaret ediyor bir bakıma. Mesela kimler olmalıydı bu fotoğrafta? Elbette Özdemir Asaf, Haldun Taner, onların yanında Attilâ İlhan, hemen ötede Necip Fazıl! Biraz ağabey, biraz üstad edasıyla Peyami Safa, daha genç olmakla birlikte Doğan Hızlan ve edebiyatın sadece erkek ‘iş’i gibi görünmesini yol açan fotoğrafa bir firketeyle iliştirilmiş gibi elbette ki Adalet Ağaoğlu...Oysa bugün yaşayan mühim şairlerimizden Hilmi Yavuz, İsmet Özel ve Enis Batur’u bir araya getirmek, böyle bir fotoğraf karesine yerleştirmek mümkün olur mu acaba? Olabilir diyen varsa, buyursun, bu sayfalarda öyle bir fotoğraf yayımlamak, edebiyatımıza son derece önemli bir katkı olacaktır hiç kuşkusuz...La Scala’da muhteşem galaReha ERUS / Roma İTALYA’nın Milano kentindeki ünlü La Scala Operası’nın mevsim açılış galasında George Bizet’in Carmen operası sahnelendi. Carmen, izleyicilerin büyük beğenisiyle karşılandı ve tam 14 dakika alkışlandı. Başrollerini Gürcü Mezzo Soprano Anita Rachvelishvili ile Alman Tenor Jonas Kaufmann’ın paylaştığı eseri Arjantinli orkestra şefi Daniel Barenboim yönetti. Operayı İtalya Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano da izledi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de galaya davetliydi ancak işlerinin yoğunluğu nedeniyle katılamadı. Şovalye Jackson 175 bin dolarAŞIRI dozda ilaç alarak 25 Haziran’da hayatını kaybeden pop kralı Michael Jackson’ın resmedildiği tablo 175 bin dolara satıldı. Jackson tabloda beyaz bir at üzerinde, zırhlı şovalye giysiyle tasvir ediliyor. ABD’nin Florida eyaletindeki Miami kentinde çağdaş sanat eserleri için düzenlenen açık artırmada 175 bin dolara alıcı bulan tablo, Jackson tarafından 2008 yılında New Yorklu sanatçı Kehinde Wiley’e sipariş verilmişti. Ancak pop kralı, tablonun bitmiş halini göremedi. 3,51 metreye 3,10 metre ebatlarındaki tablonun kimin tarafından satın alındığı ise açıklanmadı. Yunanistanlı udîden saz semaileriORTAOKUL yıllarında Yunan geleneksel müziğine ilgi duymaya başlayan Yunanistanlı Georgios Marinakis altı yıl önce bir konser için İstanbul’a geldiğinde Türk musikisine ve ud enstrumanına ilgi duymaya başladı. Öyle ki üniversite eğitimini ve Müzik hayatını İstanbul’da devam ettirmeye karar verdi. Ayangil Türk Müziği Orkestra ve Korosu’yla çalışmalarına devam Marinakis, 19 Aralık’ta İstanbul’daki Galata Tanıtım ve Kültür Merkezi’nde saz semaileri icra edecek. Dinleti ücretsiz.GÖSTERİBroadway oyunu Kuşevi İstanbul’daBROADWAY’in ünlü oyunlarından Birdhouse Factory (Kuşevi Fabrikası), yarından itibaren 13 Aralık’a kadar İstanbul Maslak TİM Gösteri Merkezi’nde sahneleniyor. Amerika’nın ünlü gösteri kumpanyalarından biri olan ‘Cirque Mechanics’in sunduğu oyunda hayvan veya geleneksel üç halkalı sirk düzenini kullanılmıyor. 1930’lu yıllarda geçen Hikaye, bir ıvır-zıvır fabrikasındaki gündelik hayatın basit öyküsü üzerine kurulu. Charlie Chaplin’in Asri Zamanlar filminden ilham alan Oyun her yaştan seyirciye hitap ediyor. Biletler 40-100 TL arası.TİYATRO İki usta aynı sahnedeSABANCI Üniversitesi Gösteri Merkezi’nde bu akşam, Ali Poyrazoğlu ve Nilgün Belgün’ün biraraya geldiği “İyi Günde Kötü Günde” oyunu sahnelenecek. Pierre Palmade ve Michel Laroque ikilisinin yazdığı, Fransa’da çok beğenilen bir güldürü, farklı bir stil denemesi olan oyun, Ali Poyrazoğlu’nun uyarlaması. Saat 20:00’de başlayacak oyunun biletleri 7-10 TL, Biletix’te. KONSEREn iyi genç İtalyan yetenek geldiİTALYAN caz müzisyenleri Cinzia Roncelli ve Giovanni Mazzarino, Garanti Caz Yeşili konserleri kapsamında İstanbul jazz Center’da. Bugün ve 10-11-12 Aralık’taki konserlerde Cinzia Roncelli’nin seslendireceği parçalara piyanosuyla Giovanni Mazzarino eşlik edecek. İtalya’daki “P. Mazza”, “Dedalo” ve “Sound City Studio” müzik okullarında caz vokal dersleri veren Roncelli, son albümü “My Shining Hour”da, Brodway müzikallerindeki Amerikan caz standartlarını tekrar yorumladı. Giovani Mazzarino ise 2003’te Music Jazz Rusconi dergisinin düzenlediği referandumda “En İyi Genç İtalyan Yetenek” dalında “Top Jazz” ödülünü kazandı.SİNEMAGeziciler Ankara’da15’İNCİ Gezici Festival, il il dolaşmaya devam ediyor. Bu akşamki durağı ise Ankara. Saat 18:45’te Batı Sineması Salon I’de İki Dil Bir Bavul adlı Film gösterilecek. Yıldırım Türker ulusal ve uluslararası birçok ödül alan İki Dil Bir Bavul üniversiteden yeni mezun olmuş ve uzak bir Kürt köyüne atanmış Türk öğretmenin bir yılını, onun okula yeni başlayan ve Türkçe bilmeyen çocuklarla yaşadıklarını anlatıyor. Biletler 6 TL. SERGİKoçan resimleri için son bir haftaHÜSAMETTİN Koçan’ın “Yüz Göz Resimleri” adlı resimlerini Galeri Işık Teşvikiye’de görmeniz için son bir hafta. 180x180 ebadında 15 resmin yer aldığı sergide Koçan, görmek ve yüzleşmek kavramlarını merkeze yerleştirerek görmenin öte boyutuna işaret ediyor. Tel: 0212 233 12 03.
Fotoğraf karesinden yansıyan derin hüzün

Tuesday, December 8, 2009

554 yıllık tersane müze olacak


İSTANBUL Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. İdris Bostan, İstanbul Deniz Otobüsleri İşletmesi, Denizcilik Müsteşarlığı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ile tersaneyi müzeye dönüştürmek için çalışıyor. Tersanenin en önemli varlıklarından, üç taş havuz, başlarındaki kitabeler ve bekçi kulübeleri aslına uygun olarak restore edilecek. Havuzlarda Osmanlı’nın kullandığı kürekli, yelkenli ve buharlı gemileri temsilen aynı teknolojiyle gemiler inşa edilecek. Müzeyi gezenler, tarihi bir teknenin nasıl yapıldığını görecek, geminin içini gezebilecek. Aynı zamanda havuza su doldurup boşaltma işlemi de eskiden nasıl yapılıyorsa, öyle yapılacak. Bazı gemilerin inşasıyla ilgili belgeler de toplanarak sinevizyonlarla müzeyi gezenlere sunulacak. Yenikapı’daki metro kazısı sırasında ortaya çıkan Theodosius Limanı’nın batık gemileri de burada sergilenecek.Eski adıyla Tersane-i Amire, şimdiki adıyla Haliç Tersanesi’nin, Unkapanı Köprüsü ile Alibeyköy arasındaki sahil şeridinde, 40-45 bin kişi çalışıyor, yılda 150 gemi üretiyordu. Teknolojik gelişmeler ve filodaki büyüme dikkate alınarak ilk olarak Valide kızakları inşa edildi. 1787’de İtalya’daki Vezüv Yanardağ’ından gemilerle getirilen volkanik taşlarla, 19’uncu yüzyılda üç havuz yapıldı. 14, 28 ve 32 bin metreküplük havuzlar, yeraltından tünellerle birbirine bağlı. İTÜ’nün temelleri atıldı İlk mühendislik okulu Mühendishane-i Bahri-i Hümayun, şimdiki adıyla İstanbul Teknik Üniversitesi, 1773’te Haliç Tersanesi’nde gemi mühendisi yetiştirmek için kuruldu. Cumhuriyet döneminin ilk gemileri burada üretildi. Tersanede şimdi şehir hatları gemilerinin bakımları yapılıyor.
Kâbe Anahtarı’yla müzayede açılacak
İsmail AKTAŞ / İSTANBULPORTAKAL Sanat ve Kültür Evi tarafından, bir araya getirilen tablo, hat eserleri ve el yazmaları gibi 213 parça eser, 13 Aralık’ta düzenlenecek müzayedede satışa sunulacak. Müzayedenin gözdeleri ise 900 bin TL’lik fiyatıyla Süleyman Seyyid’in Karpuzlu Notürmort tablosu ve ismi açıklanmayan bir koleksiyonere ait Abbasi döneminden kalma Kabe Anahtarı olacak. 36 santim uzunluğundaki Kâbe Anahtarı’nın üzerinde gümüş kakma kufi yazıtta, El-Muntasır’ın ismi, 623 tarihi ve Ali İmran Suresi’nin 26’ncı ayeti yazıyor. Kâbe Anahtarı’nın fiyatı, müzayede günü verilecek tekliflere göre belirlenecek. Müzayedenin en yüksek fiyatlı eserleri ise şunlar:Süleyman Seyyid’in “Karpuzlu Natürmort” tablosu 900 bin TL, Osman Hamdi Bey’in “Naile Hanım Portresi” tablosu 450 bin TL.
Alev’in seramikleri Vallauris Kalesi’nde
Bülent OVACIKPİCASSO, Chagall ve Matisse gibi birçok ünlü sanatçının seramik ürettikleri Fransa’nın güneydoğusundaki Vallauris kasabası, Türk seramik ustalarından Alev Ebuzziya Siesbye’i ağırlayacak. Vallauris Kalesi’nde yer alan Seramik Müzesi, 5 Aralık 2009–8 Mart 2010 tarihleri arasında Alev Ebuzziya Siesbye’nin sergisine ev sahipliği yapacak. “Alev’in Seramikleri” başlıklı sergide 57 adet yüksek pişirimli seramik ve sanatçının ünlü markalar için ürettiği 56 adet cam ve porselen Tasarım yer alıyor.Alev Ebuzziya Siesbye’nin eserleri aralarında Londra Victoria and Albert Museum ve New York Cooper Hewit Museum’un da bulunduğu 36 müzenin koleksiyonlarında yer alıyor. Fransa’da Türk Mevsimi, Türkiye ve Fransa’nın Dışişleri ve Kültür Bakanlıkları’nın himayesinde düzenleniyor.
Rüyayla başlayan yolculuk Kadıköy’de
Ömer ERDEM / DHA2001’de resim yapmaya başlayan Mine Zabcı, kısa sürede bine yakın, soyut, akrilik, çizgi, fotoğraf, poster dizayn, heykel çalışmasına imza attı. İngiltere’deki Farnham’daki Yaratıcı Sanatlar Üniversitesi’nde (University for the Creative Arts) akademik Eğitim de alan Zabcı, Londra’daki sanat çevrelerinde “The Word is, was, will God” adlı kataloğunu tanıttıktan sonra İstanbullu sanatseverlerle buluşuyor. Kataloğu Kozyatağı Bakraç Sanat Galerisi’nde izlenebilecek olan Mine Zabcı, resimle olan macerasını “Bir rüyayla başladı” diye anlatıyor.
Ankara’ya başvurular başladı
DÜNYA Kitle İletişimi araştırma Vakfı tarafından düzenlenen, 11-21 Mart 2010 tarihleri arasında gerçekleşecek 21’inci Ankara Uluslararası Film Festivali’ne başvurular başladı. Yarışmalı bölümler başvuru 8 Ocak 2010’a kadar sürecek.
GÜNÜN AJANDASI
Keribar’dan farklı bir üslup
Fotoğraf duayenlerinden İzzet Keribar’ın “Farklı Yaklaşımlar” isimli sergisi bugün İstanbul Amerikan Hastanesi Sanat Galerisi’nde açılıyor. Keribar alışılagelmiş fotoğraf üslubunun dışına çıktığı 40 eserini 16 Aralık’a kadar sergileyecek.
10’uncu yılda yeni Proje
4 Ayak, dansın öncülerinden olan Zeynep Tanbay Dans Projesi 10’uncu yılını kutluyor. Ne, nerede, ne zaman, neden, nasıl ve kim sorularıyla izleyicileri başbaşa bırakan yeni projesi ARAZ, bu akşam saat 20.00’de İstanbul’da CRR konser Salonu’nda.
Çocuklar müzeyle tanışsın
İstanbul Oyuncak Müzesi’nde yarın Faber-Castell atölyesi var. Hem büyüklerin hem de çocukların keyifli saatler geçireceği atölyede 11.00 - 13.00 saatleri arasında “Sihirli Kalemler Oyuncak Müzesi’nde” ve “Ellerim Şarkı Söylüyor” atölye çalışmaları yapılacak. Eğitimciler, çocuklara müzeyi gezdirecek ve yaratıcılık dersleri verecek. 0216 359 45 50.
Genç Osman’ın başına gelenler
Turan Oflazoğlu’nun yazdığı ve Şakir Gürzumar’ın rejisörlüğünü üstlendiği “Genç Osman” 6 Aralık’ta Ankara Büyük Tiyatro’da sahnelenecek. Akın Erozan, Tolga Tuncer’in rol aldığı oyunda genç ve tecrübesiz bir hükümdar olan Genç Osman’ın toplum hayatında ve devlet işlerinin yürümesinde yapmak istediği yeniliklere değiniliyor.
Bir demokrasi sorusu
Uluslararası birçok sergide küratörlük yapmış bağımsız Eleştirmen, sanatçı ve sanat tarihçisi Robert C. Morgan bugün saat 18.30’da Akbank Sanat’ta bir konferans verecek. “Sanatın Serbest Bölgesinde Demokrasi Sorusu” başlığı altında konuşulacak konferansa giriş ücretsiz olacak ancak mutlaka rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Tel: 0 212 252 35 00.
554 yıllık tersane müze olacak

Ülker, 65. yılı için özel kampanya hazırladı..


Ülker, "Hayatı Güzel Kılan Mutlu Bir An" konseptli reklam kampanyasının başladığını duyurdu.

Ülker’den yapılan yazılı açıklamada, TV, Sinema, yazılı basın, açık hava ve internet reklamlarından oluşan kampanyanın, Ülker’in 65 yıldır tüketicisi için yarattığı "mutlu anlar"ı konu aldığı belirtildi.

Reklam kampanyasının, televizyon, sinema, yazılı basın, açık hava ve internet olmak üzere 360 derece iletişimi kapsadığı vurgulanan açıklamada, TV reklamları ve yazılı basın ilanları yayınlanmaya başlayan kampanyanın diğer ayakları olan sinema, açık hava ve internet çalışmalarının da önümüzdeki günlerde devreye gireceği kaydedildi.

Kampanya öncesinde "Ülker" markasının insanlarda neleri çağrıştırdığına dair geniş bir araştırma yaptıklarını kaydeden Yıldız Holding Pazarlama Başkanı Ahad Afridi, şu değerlendirmelerde bulundu: "Gördük ki çocuk, genç, yaşlı, çalışan, öğrenci, iş adamı, ev kadını gibi hangi yaş ve cinsiyetten olursa olsun, insanların Ülker ürünlerinin en az bir tanesine dair mutlu bir anısı var. Bu ’mutlu anlar ve anılar’ sohbetlere konu oluyor. İnsanlar, çocukluklarında Ülker Çokomel kağıtlarını nasıl düzeltip defterlerinin arasında biriktirdiklerini ya da meşhur Ülker tüplü Çokokrem’in son damlasını ziyan etmemek için nasıl uğraştıklarını birbirlerine anlatıyor. Yani Ülker, insanları aynı sıcak duyguda, aynı mutlulukta, aynı keyifte, aynı paylaşma duygusunda birleştiriyor. Biz de kampanyamızı bu güçlü Marka gerçeğinin üzerine kurguladık." Reklam konseptininin, Ülker’in kurucusu ve Onursal Başkanı Sabri Ülker’in "Herkesin mutlu bir çocukluk geçirmeye hakkı vardır" felsefesiyle de uyuştuğunu kaydeden Afridi, reklamlarda da özellikle bu felsefeyi yansıtmaya özen gösterdiklerini belirtti.

Yönetmenliğini "Broken English" filmiyle uluslararası alanda tanınan Yeni Zelandalı Gregor Nicholas, görüntü yönetmenliğini ise Belçikalı Danny Hiele’in yaptığı reklam filminde, Ülker’in "Mutlu Anlar"ını anlatmak için 300 oyuncu rol aldı. Kısa filmleriyle Chicago, Venedik gibi uluslararası Film festivallerinde ödül alan Gregor Nicholas’ın, anın arkasında yatan duyguyu başarıyla aktardığı ve reklam filmleri izleyici tarafından tekrar tekrar beğeniyle izlendiği için tercih edildiği belirtildi.

Kampanyanın basın ilanlarında kullanılan fotoğraflarını ise insan suretlerini gerçekçi bir şekilde yansıttığı fotoğraflarıyla uluslararası alanda sayısız ödülü bulunan Alman fotoğrafçı Darius Ramazani çekti. Ramazani, kampanyada kullanılan bütün fotoğrafları doğal ışıkta çekmeyi tercih etti.

Ramazani’nin fotoğraf alanında kitapları da bulunuyor.

-KAMPANYANIN KÜNYESİ- Televizyon filmleri, iki farklı mekanda geçen ve iki ayrı filmden oluşan bir seri olarak çekildi. Vapurda geçen film, farklı statülerde, farklı hayatları yaşamış, farklı yaşlardaki insanların mutluluk anlarını anlatıyor.

Üniversite kampüsünde geçen diğer film ise, onlarca yıldır var olan, her yeni neslin hayatına girmeyi başarabilen, değişen, bir sosyal fenomen olarak enerjisini kaybetmeden artan mutlu anları, yani geleceğin projesini anlatıyor.

Çekimler 5 günde 80 kişilik ekip ve 300 kişilik oyuncu kadrosu ile gerçekleştirildi. Oyuncular bir ay süren hazırlık süreci sonunda seçildi. Vapur filminde yer alan İstanbul görüntüleri için, sürat teknesiyle Boğaz’da bir gün boyunca çekimler yapıldı.

Vapur filminin çekimleri için İstanbul Şehir Hatları’nda halen kullanılmakta olan bir vapur kiralandı ve çekimler iki günde tamamlandı.

Kampüs filminin çekimleri İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü’nde iki günde tamamlandı. Filmde yer alan konser sahnesinde, gençlerden oluşan gerçek bir Müzik grubu rol aldı.

Kampanyanın basın ilanlarında kullanılan fotoğraflar ise İstanbul’un çeşitli semtlerinde 6 farklı mekanda gerçekleşti. İki hafta ön hazırlık ve 5 günlük bir çalışmada 23 oyuncu rol aldı.
Ülker, 65. yılı için özel kampanya hazırladı..