Showing posts with label internet. Show all posts
Showing posts with label internet. Show all posts

Sunday, February 28, 2010

Kotalı internet gerçeği

Yapılan bir araştırma ortaya çok ilginç sonuçlar koydu. İngiltere'de yapılan genişbant internet araştırmasının sonuçlarına göre, İngiliz internet kullanıcıları, kullanmadıkları internet için para ödüyor.

Genişbant internet sitesi Broadbandchoices tarafından düzenlenen araştırmaya göre, sınırsız internet bağlantısı abonesi olan tüketicilerin dörtte üçü, ayda sadece 20GB indirme yapıyor. Araştırma sonuçlarına göre, bu kullanıcıların yarısı ayda 10GB'tan az miktarda veri indiriyor.

Bu tüketiciler daha alt internet paketlerine geçerlerse yılda 100 pound, Türk Lirası'yla 300 TL tasarruf edebiliyorlar. Günde iki saatten daha fazla streaming medya kullanan, Film ya da Müzik indiren kullanıcılar sınırsız pakette avantajlı. Ama sadece e-postalara bakıp Haber sitelerinde gezen kullanıcılar için daha fazlası sadece keseye zarar.
Kotalı internet gerçeği

Avatar ı dağa taşa yazıyorlar...

PEKİN - Çin'in güneyindeki Hunan eyaletinin Cangciacie şehrinde bir dağa, uçan dağları ve üç boyutlu animasyonlarıyla dünyada izlenme rekorları kıran "Avatar" filminin ismi verildi.
"Avatar"ın ulaştığı şöhreti paraya çevirmek isteyen eyalet yönetimi, resmi internet sayfalarında, Cangciacie'deki "Güneyin Gökyüzü Sütunu" adlı dağın adının "Avatar Hallelujah Dağı" olarak değiştirildiğini duyurdu.
Eyalet yönetimi, "Avatar" filminde uçan "Hallelujah Dağları"nın ilham kaynağının "Güneyin Gökyüzü Sütunları" dağı olduğunu ve 2008 yılında eyalete gelen bir Hollywood fotoğrafçısının bölgede birçok resim çektiğini aktardı.
İnternet sitesinde, fotoğrafçının çektiği karelerin "Hallelujah Dağları" dahil, "Avatar" filminin ana unsurlarını oluşturduğu da belirtiliyor.
"Pandora uzak, ancak Cangciacie yakın" ifadesinin kullanıldığı resmi internet sitesinde, "Avatar'daki Hallelujah Dağları'nı görmeye ve gerçek Pandora'yı keşfetmeye hoş geldiniz" ibareleri yer alıyor.
Öte yandan, turist çekmek için faaliyete geçen Çin seyahat şirketleri ise müşterilerini davet ettiği internet sitelerinde, "Avatar-Pandora'ya büyülü seyahat" ve "Avatar'ın uçan dağına mucizevi seyahat" gibi sloganları kullanmaya başladı.
İLGİLİ HABERLER
'Avatar' 'Titanic'i batırmak üzereFarklı Dünya, ebedi sorunlar… 'Avatar' Oscar'a doğru... 'Avatar olmak istiyorum' 'Avatar' solcu bir Film mi? 'Avatar'la 'beyaz mesih yalanı' devam ediyor 'Avatar' İspanya rekorunu da kırdı
'Avatar'ı dağa taşa yazıyorlar...

Thursday, December 31, 2009

Korsanın faturası tüketiciye

İngiltere'deki geniş bant internet kullanıcıları, online korsanlığın bedeli olarak 500 milyon pound yani yaklaşık 1.5 milyon Türk Lirası ödüyor.

Times gazetesinin haberine göre bu masraf kullanıcı başına yıllık 25 pound yani 75 TL oluyor. Yani her kullanıcı, bu miktarı her yıl ekstradan ödemek zorunda.

İngiliz bakanlar, Dijital Ekonomi yasasını onayladı. İnternet servis sağlayıcıların maliyetleri bu yeni yasayla birlikte artıyor. ISP'ler kullanıcıları uyarmak, korsan download yapmayı durdurmayanların bağlantısını yavaşlatmak ya da kesmekle yükümlü. İşte bu maliyetler, sonuçta kullanıcılara patlıyor.

Korsana karşı alınan bu önlemler Müzik ve Film endüstrisinin yıllık satışlarında 1.7 milyar sterlin artış sağlayacak. Devlet de bunun üzerinden 350 milyon pound ek vergi geliri elde edecek.
Korsanın faturası tüketiciye

Çingene kızı Tuba geliyor


İŞTE ÇİNGENE TUBA(FOTO GALERİ)
Dizide çiçek satarak ailesinin geçimini sağlayan ve tesadüf sonucu şarkıcı olan Hasret’i canlandıran Büyüküstün, “Tomris Giritlioğlu, ‘My Fair Lady’ müzikalinden yola çıkarak oluşturduğu ‘Gönülçelen’ projesini getirdiğinde çok heyecanlandım. Zaten oldum olası Audrey Hepburn’ün o filmine bayılırdım. Yani bu çingene kızı ‘Bu kadar Tatil yeter’ dedirtti” dedi.
Çok uzun zamandır dizilerde oynuyorsunuz. Bir ara, “Dizilere daha ne kadar devam edeceğimi sorguluyorum” dediniz. Neden böyle bir sorgulama içine girdiğinizi açabilir miyiz?- Dizide oynarken, hayatınızı Dizi merkezli programlamak zorundasınız. Açıkçası o açıklamaya yorgun bir anda yapılan bir yorum olarak bakmak gerekir. Çünkü ben oyunculuğu dizi, Sinema filmi ve reklam filmi olarak kategorize eden bir oyuncu değilim. Bugüne kadar yer aldığım tüm projeler heyecanlanarak dahil olduğum, seyirci tarafından benimseneceğini düşündüğüm projelerdi. Sadece sinema, uzun yıllar sonra da internet üstünde veya şu anki Teknoloji ile DVD olarak yaşayan bir sanat dalı. Filmde oynamak tabii ki beni çok heyecanlandırıyor ama dediğim gibi bugüne kadar dizilerde oynadığım tüm karakterleri de severek, benimseyerek, elimden gelenin en fazlasını yapmaya çalışarak oynadım. Bundan sonra da bu böyle devam edecek. Oyunculukta samimiyet ve sahiciliğin peşindeyim. Çünkü her Proje dünyamı zenginleştirdiği gibi oyunculuğa dair yeni adımlar atmama yardımcı oluyor.“Asi” dizisinin çekimleri bittikten sonra dizi yapmamaya karar verdiniz, 6-7 aydır da ekranlardan uzaksınız. Bu zaman içerisinde neler yaptınız?- “Asi”nin çekimleri için Antakya’da yaşamak gerçekten çok keyifliydi. Ancak iki yıl evimden uzak kalmak ve dönüşte eve adaptasyon süreci kolay olmadı. Açıkçası bu yaz yurtdışında olmak gibi bir planım vardı ama Yusuf Kurçenli’nin senaryosu tüm planlarımı değiştirdi. “Yüreğine Sor” filmi, içinde olmaktan çok keyif aldığım bir proje. Aynı zamanda Karadeniz kültürünü de öğrenme şansı yakaladığım bir Film oldu. Çekimler boyunca Rize’de; Ayder Yaylası’nda yaşadım, film için şive ve horon dersleri aldım. Film sonrası, dizi için de hazırlık yapmaya ve karakterin gerektirdiği özellikler için dersler almaya başladım.ÇİNGENE KIZI ‘BU KADAR TATİL YETER’ DEDİRTTİPeki, şimdi yeni bir dizide, “Gönülçelen”de oynayacaksınız. Birkaç yıl dizi yapmama özgürlüğünüz vardı. Neden “Gönülçelen”i kabul ettiniz?- Yıllardır birlikte çalıştığım Tomris Giritlioğlu, “My Fair Lady” müzikalinden yola çıkarak oluşturduğu “Gönülçelen” projesini getirdiğinde çok heyecanlandım. Zaten oldum olası Audrey Hepburn’ün “My Fair Lady” filmine bayılırdım. Filmdeki sokak çiçekçisini başka bir etnik kültürden, Çingene bir kıza dönüştürdük. Bir etnik kimlik olarak kabulü 16’ncı yüzyıla dayanan Çingeneler, hayata bakışları ve yüzyıllardır yerleşik hayata tam adapte olamamış olmalarından ötürü, bugüne kadar genellikle televizyonda Komedi öğesi olarak yer aldı. Yüzyıllardır göçen bu halkın anlatılacak çok fazla şeyi olduğunu düşünüyorum. Özetle bu Çingene kızı, “Bu kadar tatil yeter” dedirtti bana. (Gülüyor)“Çingenelerin anlatılacak çok şeyi var” dediniz. “Gönülçelen”de neler anlatılacak?- Dizide baş erkek karakter Murat, Müzik konusunda kariyer yapmış, 30 yaşlarında bir akademisyen. Zengin olmasının yanı sıra kuşaklar boyu kökü ıstanbul’a bağlı bir ailede doğup büyümüş. Murat, ıstanbul’un en fakir semtlerinden birinde yaşayan, zengin semtlerinde çiçek satarak evine ekmek götüren Hasret’le bir araya geliyor. Onları bir araya getiren şey ise müzik. Semtin havalı şarkıcısı mahalle düğününde Sahne almayı reddedince, yerini Hasret alıyor. Böylece hayatı değişiyor. Bu eğitimsiz ve zaptedilmesi zor ses, daha fazla para kazanıp ailesinin selametini sağlamak adına kendisini Murat’a teslim ediyor. Tabii Murat, “Bu sesi öylesine adam ederim ki, onun geçmişine kimse inanamaz” iddiasını ortaya attıktan sonra! Hasret, Murat’ın ailesinin evine adım attığı andan itibaren bu eğitimin göründüğü kadar kolay olmayacağı ortaya çıkıyor. Hasret’in dobralığı, incelikle düzenlenmiş Sosyete kurallarına karşı ilgisizliği ve özgür ruhu, Murat’ın başına bela oluyor. Hasret’in yolculuğu ikisi için de çetin geçecek. Hasret’in dışarıdan bakıldığında değiştiğini düşünenlere cevabı net; kimsenin söküp atmaya yetmeyeceği kökü, hep aynı yerden nefes almaya yetecek.KIVRAK OLUP OLMADIĞIMI İZLERKEN GÖRECEKSİNİZBelli ki çok neşeli, renkli, keyifli, Türk Filmi lezzetinde bir proje. Sizi bugüne kadar hep az gülen, soğuk karakterlerde izledik. Hasret, bizi şaşırtacak ama eminim ki size de değişik ve ilginç gelmiştir...- Evet... Bol şarkılı, bol müzikli, bol danslı bir proje olacak. Bu projeyi kaçırmak istemedim. Çingenelerin özünde göçebe Yaşam vardır. “Asi” dizisinde toprağına bağlı, yüzyıllardır aynı toprak üzerinde yaşamış, hayatın anlamını toprakla bütünleştirmiş bir ailenin kızını oynadıktan sonra, hayatı günü gününe yaşamayı genlerine yerleştirmiş bir toplumun içinden gelen bir genç kızı canlandırma fikri, bana büyük heyecan verdi. Dediğiniz gibi bu projede izleyiciler, daha neşeli ve gülen bir Tuba ile buluşacak.Türk sinemasında Çingene’yi Türkan şoray, Gülşen Bubikoğlu gibi isimler de canlandırdı. O filmleri izlediniz mi?- Tabi ki izledim. Hemen hemen hepsini hem de. Çingene kültürü Dünyanın her yerinde olan, herkesin fikir sahibi olduğu, buna rağmen gizemini her zaman korumuş bir kültür bence. Çingenelerle ilgili her film, insanı kendine çekiyor. Ya da en azından beni...Hasret rolünü başarıyla canlandırabilmek için dans, şive ve ritim dersleri aldığınızı biliyoruz. Dans konusunda yetenekli misiniz? Bir Roman kıvraklığına sahip misiniz?- Dans dersleri alırken ve müziklerini dinlerken, zaten onların ruh halleriyle özdeşlik kurma şansı buluyorum. Bunun dışında mahallelerinde onları gözlemlemek de benim için önemli bir çalışma süreciydi. Bu süreç dizi boyunca da devam edecek. Bu proje için ağustos ayından beri Aydın Elbasan’dan şive ve ritim, ıstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçısı Hande Soner’den de şan dersleri alıyorum. Kıvrak mıyım, değil miyim, onu izlerken göreceksiniz...HASRET, FİŞEK GİBİ BİR KIZ Etnik bir kültürü yani Roman kültürünü inandırıcı bir şekilde canlandırabilmek için ağustos ayından itibaren ön çalışmalar yaptığınızı söylüyorsunuz. Bu yeterli olacak mı sizce?- Dersler dışında gözlem yapmak en önemli ön çalışma. Bir de Çingeneliğin tarihi hakkında teorik çalışma yaptım. Nereden geldikleri, tarihte nelerle karşılaştıkları, aldıkları tepkiler, göçebe hayatları, yerleşik hayata geçişleri gibi. Onların da oyunculuğuma yansıyacağına inanıyorum.Çingene kavminin aslen nereden geldiğini biliyor musunuz?- Hindistan’dan gelip dünyanın farklı yerlerine dağılmışlar. Avrupa’ya gidenler ‘soylu gezginler’ olarak adlandırılmış. Her yere gidip konaklayabilmeleri için, kraldan özel izin kağıdıyla dolaşıyorlarmış. Bir süre sonra skolastik düşünce etkisinden dolayı fal bakma yetenekleri gelişmiş ve ten renklerinin farklılığından dolayı da cadılık yapıyorlar diye suçlanıp her şehirden kovulmaya başlanmışlar. Konaklamalarına izin verilmemiş. Birkaç yüzyıl sonra yerleşik hayata geçmeye başlamışlar. Ancak hâlâ evlerini yanlarında taşıyan Çingeneler var. Hasret karakteri için “Güzelliği ve zekası ile herkesi kendine aşık eden bir genç kız” diyebilir miyiz?- Dobralığı, haksızlığa karşı çıkışı bence daha önde. Evine ekmek götürmek, hayta kardeşini okutmak gibi dertleri var bu kızın. Sokaklarda çiçek satarak büyümüş. Zorlukları iyi biliyor ama derdin içinde boğulmayıp gülmeyi, eğlenmeyi de seviyor. Yani fişek gibi, her yanından hayat taşan biri.“Sevdaya Durmak” filminde yasak aşkın içinde yer alıyorsunuz. Bir yanda aşka inanmayan bir Çingene kızı, diğer yanda yasak Aşk yaşayan bir kadın... Aşkın hallerini oyunculukta deneyimlemek nasıl bir şey?- Birinde Karadenizli bir genç kız, diğerinde Çingene... Bir sürü halde var olmayı deneyimlemek, farklı kültürlerin derinlerine inmek dolayısıyla başka başka insanlarla tanışmak, sohbet etmek, en iyisini yapabilmek için gözlem yapmak, hayatlarına bir nebze de olsa girmek çok keyifli.
Çingene kızı Tuba geliyor

Tuesday, December 29, 2009

2010 Dokunmatik ekranlar ve akıllı TV lerin yılı

Daha çok kriz ve kampanyaların konuşulduğu 2009 yılının sonunda yeni ürün ve servislerin tahminleri şimdiden yapılıyor. Akıllı televizyonlar hızlı internet bağlantısı ile merakla beklenen IPTV servisine 2010 yılında kavuşacağız. Apple'ın aylardır konuşulan tablet bilgisayarı yine gelecek yılın merakla beklenen ürünleri olacak. Google, Chrome yüklü mini dizüstü bilgisayarları yılın sonuna doğru piyasaya sürülmesi beklenirken Film yüklü USB flaş bellekler film dağıtımında kullanılırken, sabit disklerin ve DVD'lerin tahtı sarsılıyor. Windos Mobile 6.5 işletim sistemine sahip HTC'nin HD2 modeli iPhone tadında ilk telefon olarak 2010 Ocak ayının sonlarında Türkiye'de vitrinlere çıkacak. Google, Chrome işletim sistemine sahip mini dizüstülerin 2010'un sonuna doğru piyasada olabileceğini açıkladı.



2010'UN Dijital OYUNCAKLARI

* Apple'ın yeni tablet bilgisayarı MacBook Touch.

* Akıllı internet televizyonu IPTV, testleri başladı.

* Google Chrome işletim sistemine sahip mini dizüstü Bilgisayar geliyor.

* HTC Windows Mobile 6.5 işletim sistemini HD2 akıllı teylefonunda kullanacak.

* Flaş bellekler, sabit disk ve DVD'lerin sonunu hazırlıyor.
2010 Dokunmatik ekranlar ve akıllı TV'lerin yılı

Fatih Akın En İyi 10 da

WASHINGTON - Washington Post, Fatih Akın imzalı 'Yaşamın Kıyısında'yı son 10 yılın en iyi 10 filmi arasına dahil etti.
Ann Homaday'ın kaleminden çıkan yazıda, 2007 yılı Türk-Alman yapımı 'Yaşamın Kıyısında', son 10 yılın en iyi filmler arasında gösterilirken, Gazete bu filmlerin sıralaması için internet sitesinde anket yapıyor.
Cannes Film Festivalinde Yönetmen Akın'a 'En İyi Senaryo' ödülü kazandıran 'Yaşamın Kıyısında', en iyi yabancı film dalında temsil etmek üzere Almanya tarafından 80. Oscar ödüllerine gönderilmişti.
Gazeteye göre, son on yılın hafızalara kazınan ve tekrar tekrar izlenmek istenen en iyi filmler arasında, 2003 yılında vizyona giren 'Kayıp Balık Nemo/ Finding Nemo' bulunuyor. ABD'de gösterildiği ilk üç günde 70 milyon dolar hasılata ulaşan, ABD ve Kanada'da piyasaya çıkan DVD'si 28 milyon kopya satan film, 2004'te 'En İyi Animasyon Filmi' Oscar'ını kazanmıştı.
Listedeki filmlerin bir diğeri de 'Bana Güvenebilirsin/ You Can Count on Me'. 2000 yılında gösterime giren film, Oscar'a 'En İyi Kadın oyuncu' ve 'En İyi Senaryo' dallarında aday gösterilmişti. Filme, Amerikan Yazarlar Derneği de 'En İyi Orijinal Senaryo' ödülünü vermişti.
Son on yılın en iyi filmleri arasında bulunan Alman yapımı 'Başkalarının Hayatı/ The Lives of Others' adlı film de 2007 yılında 'En İyi Yabancı Film' Oscar'ını almıştı.
'En İyi 10'da yer alan filmlerden 'Sil Baştan'
Washington Post'a göre son 10 yılın en iyi diğer filmleri ise şöyle: 'Ölümcül Tuzak/ The Hurt Locker', 'Ananı da/ Y Tu Mama Tambien', 'Pan'ın Labirenti/ Pan's Labyrinth', 'Dostluk Rüzgarları/ A Mighty Wind', 'Sil Baştan/ Eternal Sunshine of the Spotless Mind', 'Kan Dökülecek/ There Will Be Blood'.
Gazete, son 10 yılın en kötü filmi olarak da 'Star Wars: Koloni Savaşları'nı belirledi.
Fatih Akın 'En İyi 10'da

Tarih yazan cep telefonları

Geçtiğimiz 10 yıl sayısız teknolojik gelişmeye şahit oldu. Ama bu gelişmeler içerisinde bir tanesi var ki, 7'den 70'e herkesin cebine girmeyi başardı: Cep telefonu.

Geçtiğimiz 10 yılda devrimsel bir değişim ile önce küçülen, sonra da büyüyüp Bilgisayar yavrusu boyutlara gelen cep telefonları, artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası. Sadece telefonla konuşmanın ya da SMS ile haberleşmenin ötesine geçerek, günlük e-posta kontrolünden Müzik dinlemeye, Film izlemeye kadar her işe yarar hale geldiler.

Birbirinden güçlü cep telefonları 1GHz gücünde işlemcilere, 10+ Megapiksel kameralara ve 3G internet bağlantısına kavuştu. Bu daha bir başlangıç! Her gün yeni ve daha güçlü cep telefonları haberleriyle karşılaşırken, bir durup cep telefonlarının bu hale nasıl geldiğine birlikte bakalım.

İşte geçtiğimiz 10 yılın, Cep Telefonu tarihine imzasını atan 10 klasik modeli...

Tarih yazan cep telefonları

Friday, December 25, 2009

KIYAMET YAKLAŞIYOR

Yönetmen : Hasan Karacadağ



Oyuncular : Sefa Zengin , İncinur Daşdemir , Deniz Olgaç



Kıyamet Saati Yaklaşıyor… internet yoluyla tüm dünyaya hızla yayılan ve her eve giren Dabbe, ona eşlik eden Cinler ve bilinmeyen gölge varlıklar dünyadaki tüm elektromanyetik sistemleri ve interneti ele geçirerek son saldırı için göklerden gelecek bir işareti beklemektedirler. Huzursuz ve tedirgin edici bir İstanbul şafağında göklerde beliren garip ve siyah bulut kümeleri ağır ağır açılırken arkalarına saklanmış olan “DUHAN” az sonra başlayacak kara istilanın ilk işaretidir. Kuran’da Duhan suresinde belirtilen ve aniden göklerden inecek olan ürkütücü Kıyamet alameti DUHAN artık yeryüzüne doğru hareket etmeye başlamıştır.



İstanbul’da son saatin yaklaştığından habersiz ve kendi dünyalarında sessizce yaşayan bir grup insan, kara bir felaketin arkasına gizlenmiş, sır varlıklarla karşılaşmanın dehşetini yaşayacaklardır. Kıyametin en Korkunç alameti olan DUHAN’dan bir kaçış yolu var mıdır?


KIYAMET YAKLAŞIYOR

DVD kapağındaki kötü tesadüf

İSTANBUL - 20 Aralık'ta duş alırken kalbi duran aktris Brittany Murphy'nin son filmleri arasında yer alan 'Deadline'ın DVD kapağında, Murphy'nin banyo küvetinde cansız bir şekilde yattığı karenin yer alması tepki topladı.
Bu 'kötü tesadüf'ün tepki çekmesi üzerine yapımcı firma Red Box, kapaklardan filmdeki o karenin çekileceğini açıkladı. Şirketin internet sitesinde değiştirilen resim, en büyük Sinema veri tabanı sayılan imdb.com'da da kaldırıldı.
2009 yapımı korku filmi 'Deadline'da Murphy dışında Thora Birch, Marc Blucas ve Tammy Blanchard rol alıyor. Sean Mcconville'in yönetmenliğini yaptığı Film, bir senaristin hayaletli bir evdeki gerilimli hikayesini anlatıyor.
32 yaşında hayatını kaybeden Murphy, 'Spun', 'Girl, Interrupted/ Aklım Karıştı', 'Clueless', '8 Mile', 'Don't Say a Word/ Sakın Konuşma', 'Just Married/ Yeni Evli' ve 'Sin City/ Günah Şehri' gibi filmlerde yer almıştı.
DVD kapağındaki kötü tesadüf

Thursday, December 24, 2009

Gidiş alana dönüş bedava


Pamukkale Turizm Genel Müdürü Mehmet Ali AKÇIN yaptığı açıklamada “Ülkemizin içinde bulunduğu küresel kriz ortamını yolcularımızla omuz omuza vererek atlatmak ve yolcularımıza destek olmak amacıyla “Gidiş Sizden Dönüş Bizden” kampanyasını başlattık. Kampanya, Pamukyol ve Teknobüs adı verilen özel servisler dahil tüm araçlarda ve tüm güzergahlarda geçerli olacak.” dedi. Özel servisler hakkında bilgi veren AKÇIN, 2+1 oturma düzeninde genişletilmiş özel koltuk dizaynıyla, her koltukta LCD ekranlar aracılığıyla 50’ye yakın Film, birçok Müzik çeşidinde yüzlerce şarkı, onlarca Bilgisayar oyunu, Uydu kanal yayını ve kesintisiz Mobil hızlı internet imkanlarıyla yolculukları keyifli hale getirdiklerini, Pamukyol ve Teknobüs araçlarında bulunan koltuk arkası ekranlarda emsal uygulamalardan çok farklı olarak ülkemizde ilk defa gerçekleştirilen USB GİRİŞİ olanağı ile de yolcuların flash bellekleri ile diledikleri film, fotoğraf, müzik gibi dokümanlarını seyahat esnasında kullanarak kişiye özel hizmet imkanı sunduklarını belirtti.
AKÇIN, Pamukkale Turizm’in 2009 yılı itibariyle Lösemili Çocuklar yararına başlattığı PAMUKELLER adlı sosyal sorumluluk projesine, 2010 yılında da LÖSEV ile ortak çalışmalarla devam edeceklerini, tedavi gören Lösemili çocukların aileleriyle birlikte ulaşımlarının firma tarafından sağlanmasının yanında her ay Lösemi hastası çocukların tedavisinde kullanılmak üzere LÖSEV’e önemli oranda maddi destekte bulanmaya devam edeceklerini belirtti.

Gidiş alana dönüş bedava

Wednesday, December 23, 2009

Münevver filmi iptal oldu


İSTANBUL´da işlenen ``Münevver Karabulut'' cinayetini konu alan Sinema filmi projesi iptal oldu. Yapımcı Melih Göğebakan, cinayetin tarafları Karabulut ve Garipoğlu ailelerinin tutumları nedeniyle projenin iptal edildiğini söyledi. Göğebakan, Karabulut ailesinin kızları üzerinden para kazanma peşinde olduğunu ve Garipoğlu ailesinin ise filmin yapımını engellemek için kendisini tehdit ettiğini öne sürerek her iki aileyi sert sözlerle suçladı.

İstanbul Etiler´de 3 Mart 2009 akşamı bir çöp konteynırında cesedi parçalanmış olarak bulunan Münevver Karabulut ve zanlı Cem Garipoğlu´nun yaşantısını konu alacak filmin yapımcısı Melih Göğebakan, çeşitli organizasyonlar için geldiği Bodrum´da DHA´ya açıklamalarda bulundu. Film projesinin iptal edildiğini açıklayan Göğebakan, gençlerin ekstrem duygulara varış hikayesinin anlatılacağı filmin 2010 şubat ayında vizyona girmesinin planlandığını ve çok sayıda sanatçı ile anlaşmaya varıldığını söyledi. Buna karşın hazırlıklar sırasında hem Karabulut hem de Garipoğlu ailelerinden farklı tavırlarla karşılaştığını kaydeden Göğebakan, her iki aileyi de sert sözlerle suçladı.

``KARABULUT AİLESİNİN PARA HIRSI'' Münevver´in annesi Nagihan ve babası Süreyya Karabulut´un para kazanma hırslarının projenin iptal edilmesindeki en önemli etken olduğunu öne süren Göğebakan, ``Bundan yaklaşık 6-7 ay önce Karabulut isimli sinema filmi projesini geliştirme düşüncesini Süreyya Karabulut'a aktardım ve olumlu yanıt aldım. Projenin başında Münevver Karabulut adına Okul yaptırmayı düşünüyorduk. Daha sonra Nagihan ve Süreyya Karabulut'un isteği üzerine bundan vazgeçildi. Amacımız toplumsal bir olayı gündeme getirmek bu acıların bir daha yaşanmaması için azami tedbirlerin alınmasını sağlamaktı. Süreyya Karabulut ile sözlü anlaşmamızın ardından bana avukatının hazırladığı bir sözleşmeyi imzalamam için gönderdi. Baba Karabulut gönderdiği sözleşmeye göre telif haklarının yüzde 70'ni istiyordu. Avukatımla, telif hakları devirleriyle ilgili sözleşmeyi incelediğimizde filmin yayınlanma, çoğaltma, işletme, kanal satışları ve temsil haklarından yüzde 70'nin istendiğini gördük. Süreyya Karabulut ve eşi Nagihan hanım ile yedi kez büromuzda yüz yüze görüştüğümüzde bana, ´siz bu işi bedavaya yapmıyorsunuz, para kazanacaksınız, ben hesapladım yaklaşık 6 milyon dolar buradan para kazanacaksınız, bu nedenle film başlamadan Proje aşamasında 400 bin lira isterim. Sonuçta bizim kızımız öldü ciğerimiz yanıyor ama yapacağımız sözleşme ile iki tarafın da çıkarlarını garantiye alalım´ dedi. Biz yüzde 70´lik bir payı ve film çekimlerinin öncesinde 400 bin lirayı kendisine veremeyeceğimizi ve bu sözleşmeyi imzalayamayacağımızı söyleyerek projeden bu hafta içerisinde verdiğimiz karar ile vazgeçtik'' dedi.

GARİPOĞLU AİLESİNDEN TEHDİT Film projesinin iptalinde diğer etkenin ise Garipoğlu ailesi olduğunu savunan Göğebakan, aileden hazırlık aşamasında sık sık tehdit aldıklarını öne sürdü. Göğebakan, ``Garipoğlu'nun adamları tarafından stüdyom basıldı, filmin yapılmaması yönünde bana o güne kadar yaptığım masraflar karşısında 120 bin lira teklif ettiler. Ben filmi yapacağımı söyledim. Daha sonra açtıkları internet siteleri ile benim dolandırıcı olduğumu beyan eden yayınlar yapmaya başladılar. Tehdit başta olmak üzere ve diğer konularda Garipoğlu ailesi hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundum. Ben organizatörüm, yayıncıyım, menajerim ve hayatımın ilk filmini çekecektim. Gerek tehditler ve gerekse de Karabulut ailesinin tutarsız davranışları sonucu bu projeden yani Karabulut filmini çekmekten vazgeçtim. Üzüldüğüm en büyük olay ise anlaşma yaptığımız sanatçılara mahçup olmamız. Karabulut filmi ile Türk sinemacılığında tabuları yıkacaktık ama olmadı. Yasal haklarımı tabii ki sonuna kadar arayacağım, bu kadar parayı boşuna mı harcadım'' dedi.

ÜNLÜ OYUNCULARLA ANLAŞTIK Filmin senaryo ve tanıtım hazırlıklarının yapıldığını, sanatçılarla anlaşma sağlandığını belirten Göğebakan, `` Süreyya karabulut daha önce yaptığımız tüm görüşmelerde ´siz hazırlığınızı yapın, senaryoyu hazırlayın, bu filmi yapın´ demişti. Biz de aralarında Cüneyt Arkın, Ekrem Bora, Perihan Savaş, Tarık Tarcan ve Selçuk Ural´ın da bulunduğu ünlü oyuncularla anlaştık, senaryoyu hazırladık. Münevver Karabulut'u 2008 dünya güzeli ve 2009 Kainat güzeli Almeda Abazi oynayacaktı. Eylül ayında Antalya'da düzenlediğimiz basın toplantısı ile Karabulut filminin projesini ve sanatçılarının tanıtımını yaptık. Karabulut filmi projesi için bugüne kadar tam 210 bin lira para harcadık. Karabulut ailesine güvenmiştik. Antalya, İstanbul, Rusya, Hollanda, Ermenistan ve Rusya'da çekilecek ve yaklaşık 3,5 milyon liraya malolacak film için 20 Ekim 2009´da çekime başlayıp 2010 yılının şubat ayında vizyona girmesini sağlayacaktık. İnsan hayatında her daim olagelen paradoksların sorgulanması, tartışmaya açılması, objektif bakış açısıyla irdelenmesi, dersler çıkarılması, gençlerimizin sorunları ile toplum ve gençler arasındaki ilişkilerin kırılma noktaları, filmde ele alınacaktı. Sinema dünyasında zor duruma düştüm. Maddi ve manevi yıprandım, yasal haklarımı aramak için avukatım aracılığı ile dava açtım. Süreyya Karabulut bu filmin yapılacağını birçok kez basın önündede açıklamıştı'' dedi.

Göğebakan filmde ayrıca Sümer Tilmaç, Serpil Çakmaklı, Almeda Abazi, Selahattin Taşdöven, Özcan Varaylı, Naci Taşdöven, Vatan Şaşmaz, Tuğçe Özbudak, İbrahim Yılmaz, Gaye Aksu, Baran Ayhan, Yüksel Arıcı, İpek Tanrıyar, Berna Öztürk, Kerim Yağcı, Ayfer Çalgıcı, Barış Kömürcüoğlu, Uğur Işılak, Tuğba Özay, Çetin Yeltekin, Turgay Tanülkü, İsa Yıldırım ve Coşkun Döğen isimli sanatçılarında yer alması için tüm anlaşmaların sağlanmış olduğunuda belirtti.

BABA KARABULUT Yapımcı Melih Göğebakan'ın iddialarını DHA muhabirine telefonla yanıtlayan Süreyya Karabulut ise kızının adının rant amacıyla kullanılmasını önlemek için gerekli yasal işlemleri başlattığını söyledi. Karabulut, ``Evet bana kızımın bir filmini çekeceklerini söylediler. Kızım canım ciğerim yandı. Biz Münevverim'den sonra aile olarak kendimize gelemedik, ruhsal çöküntü içerisindeyiz. Şu anda işe gelip giderken bindiğim otobüsü bile hatırlamadığım oluyor. Bu nedenle Göğebakan ile üç kez görüştüğümüzde ´Senaryoyu hazırlayın, görelim avukatım durumu incelesin, konuşalım´ dedim. Beş kuruş para istemiş değilim. Ben başka Münevver yanmasın, katiller aylarca ortalıkta dolaşmasın diye ne gerekiyorsa yapılsın istedim. Kızımın cenazesi üzerinden para pazarlığı yapmam söz konusu olamaz. Göğebakan, kızımın ve ailemizin adı üzerinden prim yapmaya çalışıyor. Çok açık ve net söylüyorum bana İstanbul'un tapusunu verseler acımızı dindiremezler. Kaldı ki Göğebakan ile yapmış olduğumuz hiçbir sözleşme ve anlaşma ne yazılı ne de sözlü olarak var. 210 bin lira gibi bir parayı anlaşma sağlanmadan harcayacak kadar aklı yok mu? Biz de yasal haklarımızı korumak, kızımın adının rant amacı ile kullanılmasını önlemek için gerekli yasal işlemleri başlattık'' dedi.


Münevver filmi iptal oldu

Saturday, December 19, 2009

Hani torrent zarar veriyordu?

İnternet üzerinden korsan Film paylaşımının her geçen gün arttığını artık herkes biliyor. Telif hakları savunucuları da bu artışın film endüstrisini öldürdüğünü ve şirketlerin hızla iflasa sürüklendiğini iddia edip duruyor. Fakat rakamlar onlarla aynı görüşte değil.

2009 yılında sadece ABD ve Kanada'da film endüstrisinin toplam kazancı 10,6 milyar dolara ulaştı. Bu rakam 2008 yılına göre en az 1 milyar dolar daha yüksek. Böylece Hollywood korsan dışında, küresel ekonomik krizin etkileri de hesaba katıldığında bile gelmiş geçmiş en yüksek gelire yani rekora 2009 yılında ulaşmış oldu.

Bu rakamlara bakarak internet üzerinden korsan film paylaşımının endüstriye zarar verebileceğini ön görmek mümkün olsa da, iddiaların aksine Hollywood'un iflasın çok uzağında olduğunu da görmek mümkün. Diğer yandan özellikle bağımsız film şirketleri torrent ve benzeri kanallar sayesinde tanıtımlarını gerçekleştirme ve kazanç elde etmeye devam ediyorlar.
Hani torrent zarar veriyordu?

Özdemiroğlu ndan 60 ncı yıl kutlaması


Geçmişten bugüne Atilla Özdemiroğlu
7 yaşında Keman çalmaya başlayan Özdemiroğlu, değişik alanlarda birçok eser üretti. Sanatçı, “Sanat yaşamıma 60 kadar Film müziği, 14 Müzikal, 200'ü aşkın şarkı ve 3 bini aşkın reklam müziği sığdırdım. Ben pek pop piyasasında çalışan bir besteci değilim ama buna rağmen hit olmuş 14-15 parça sayabilirim” diye konuştu.
Özdemiroğlu, 5 Ocak'ta 67. yaşını ve meslek hayatında ise 60. yılını kutlayacağını belirterek, şunları söyledi:
“İlk bestemi 17-18 yaşında yaptım. Bilinmeyen, hala yayımlanmamış caz ve klasik eserlerim var. O dönem yaptığım eserlerin bugünkü pazarda yeri olmadığını düşünüyorum. O besteleri ben evde arkadaşlarıma dinletiyorum. Yıllarca aynı mesleği yaptığınız için, yaratıcılık açısından çok ilerleme oluyor. Şimdi geriye dönüp baktığımda, ürettiğim şeyleri incelediğimde, 'bunu neden böyle yapmışım, keşke şöyle yapsaydım' dediğim zamanlar oluyor.”Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliğinin (MESAM), 8 yıl boyunca başkanlığını yaptığını anımsatan Özdemiroğlu, “Yine müzikle ilgiliydim ama ister istemez doğal olarak benim yaratıcı tarafımı etkiledi ve yavaşlattı ama şimdi tam gaz müziğe devam ediyorum. Şu anda sadece Müzik yapıyorum” dedi.
"Üretmek için ara sıra durgunlaşmanız gerekiyor"
Müzik sektöründe yaşanan sıkıntılardan dolayı zaman zaman kendisinde “müziği bırakma” isteğinin oluştuğunu dile getiren Özdemiroğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Benim besteci dışında birkaç yönüm daha var. Birkaç enstrüman çalıyorum. Orkestralarda 1983 yılına kadar çalmaya devam ettim. Sonra uzun süre ara verdim. Şimdi tekrar çalmaya başladım. Bu benim icracı tarafım. Besteci tarafımı, yani yaratıcılığımı yavaşlattığım dönem oldu. Bir ara havacılık yani pilotluk benim mesleğim haline dönüştü. Tam olarak müziği hiçbir zaman bırakmadım ama uzaklaştığım dönemler oldu. Yaratıcılık aslında insanı çok fazla yoran bir şey. Gerçekten sürekli yapamayacağınız bir özellik. Üretmek için, ara sıra nefes almanız, durgunlaşmanız gerekiyor. İnsan o dönemlerde başka şeylere yönelmeli.”Türkiye'nin, telif haklarının korunması açısından ilerleme kaydedemediğini vurgulayan Özdemiroğlu, insanların her şeye internet üzerinden rahatça ulaşabildiğini bildirdi.
Sektörde insanların gelirlerinin oldukça düştüğünü belirten Özdemiroğlu, “Çünkü plak sanayi artık yok gibi. Biz üretmeye devam ediyoruz ama artık bize geri dönüşü yok. Dolayısıyla kazanç sağlayan meslek olmaktan çıktı. Onun için de müzisyenler ve müzik sanayi zor günler yaşıyor. Bu zor günler daha da devam edecek gibi gözüküyor. Artık bu sıkıntıların sonlanması gerekiyor. Bu konuda hep beraber mücadele ediyoruz. Ancak devletler ve yasalar ağır davranıyor. Galiba biz öldükten, yok olduktan sonra bir çare bulacaklar” diye konuştu.
Atilla Özdemiroğlu'nun filmografisi
Adı Vasfiye (1985)Züğürt Ağa (1985)Afife Jale (1987)Muhsin Bey (1987)Gece Yolculuğu (1988)Kaçamak (1988)Arabesk (1989)Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (1990)Robert's Movie (1991)Akrebin Yolculuğu (1997)Ağır Roman (1997)Gönderilmemiş Mektuplar (2003)Kalbin Zamanı (2004)Kilit (2007)
Eurovision için düzenlediği besteler
1975 Delisin ve Cici Kızlar1975 Minik Kuş ve Füsun Önal 1975 Çiçekler ve Zerrin Yaşar1978 İnsanız Biz ve Grup Sekstet 1980 Pet’r Oil by Ajda Pekkan
Özdemiroğlu'ndan 60'ncı yıl kutlaması

Monday, December 14, 2009

Arşivler için şık dijital sandık ve anahtar geldi

Dijital fotoğraf makineleri, Video kameralar, MP3 çalarlar, paylaşım yazılımları ve web sitelerinin sayısı arttıkça Dijital arşivlerin çapı genişliyor. internet hızı arttıkça da arşivlerin paylaşılması daha çok kolaylaşıyor. Böylece fotoğraf albümleri, Divx filmler, mp3 arşivler küçük flaş hafıza kartlarında veya harici sabit disklerde saklanıyor. Bazı özel dosyalar ya da arşivin tümü için özel şifreli erişim anahtar rolünü de üstleniyor. Üstelik daha profesyonel uygulamalarla bu arşivlere akıllı telefonları kullanarak internet üzerinden de erişebiliyorsunuz. Daha önce 1000 MB yani GB ile ölçülen harici diskler artık 1000 GB'ın üstüne çıkarak TB olarak sınıflandırılmaya başladı. Flaş hafıza kartları daha az enerji tüketen ve daha küçük boyutlara sahip olması nedeniyle kullanım alanı arttı. Fotoğraf makinelerinin, video kameraların, cep telefonlarının ve mp3 çalarların dijital kayıt saklama kapasitesini bu minik hafıza kartları belirlemeye başladı. Hafıza kartlarının kapasiteleri de MB yerine1000 MB yani GB seviyesinde ölçülmeye başladı. Yani eskiden 1 filmin zor sığdığı bu minik hafıza kartlarında 100'e yakın Film saklanabiliyor. Böyle olunca evdeki Televizyon, DVD çalar gibi cihazların da bu dijital kayıt cihazlarına bağlanması daha önemli hale geldi.



ALBÜMLER TV'LERDE

USB ve flaş hafıza kartları okuyan televizyonlara veya DVD çalara doğrudan okuyabiliyor. Böylece çektiğiniz bir videoyu veya fotoğrafları televizyondan izleyebiliyorsunuz. Yeni nesil LCD ve LED TV'lerin çoğunda USB veya HDMI bağlantısı veya hafıza kartı okuyucusu bu arşivlere ulaşmak için yeterli oluyor. Kablosuz iletişim yeteneğine sahip sabit diskler hatta flaş kartların ortaya çıkması bu kayıt cihazlarında şifrelemenin yani anahtar kullanmanın önemli olduğunu ortaya koydu. İnternet bağlantısı kablosuz erişim için kolaylık sağlasa da izinsiz girmek istiyenler için de bir kapı oluşmasına neden oluyor. Böyle olunca arşivlerin saklanması için anahtar yani dijital şifrelemeler büyük önem taşıyor.



YEDEKLEMEYİ UNUTMAYIN!

Harici diskler kolayca arızalanabiliyor veya minicik flaş hafıza kartları da kaybolabiliyor. Bu sebeple arşivleri yedeklemekte fayda var. Yedekler internette de tutulabiliyor ya da farklı kayıt cihazları da kullanılabiliyor. Birçok kayıt cihazında artık ücretsiz yedekleme yazılımı da sunuluyor.
Arşivler için şık dijital sandık ve anahtar geldi

Tuesday, December 8, 2009

GERİLME, SEVİŞ BERRAK

22 Ocak'ta vizyona girecek olan 'Ejder Kapanı' filminde Kenan İmirzalıoğlu ile sevişme sahnesi çekimi sonrası sinir krizi geçiren

Berrak Tüzünataç, izleyiciler tarafından internet forumlarında mizahi bir uslupla eleştirildi.




Uğur Yücel'in yönettiği ve başrolünü oynadığı 'Ejder Kapanı' adlı Sinema filmi 22 Ocak'ta vizyona girecek. Ancak Film vizyona girmeden önce fragmanında yer alan, Kenan İmirzalıoğlu ile Berrak Tüzünataç'ın sevişme sahnesi gündeme oturdu. Berrak Tüzünataç'ın sevişme sahnesi sonrasında sinir krizi geçirmesi, hemen ardından sevgilisi Nejat İşler'i arayarak ağlaması ve İşler'in de onu teselli ettiği haberleri üzerine, izleyiciler arasında internet ortamında eğlenceli bir tartışma başladı. İzleyiciler, 'habertürk' ve 'ekolay.net Haber'te yaptıkları yorumlarda durumu şu sözlerle ti'ye aldı.



ÇOCUK YAPMA SANATI

Ne kadar amatörce bir davranış...

Nejat, Berrak'a demiştir ki, "Üzülme alışırsın. Bunlar normal şeylerdir, biz sanatçıyız..."

Sanat için sevişilir mi?

Bir şey yapmıyorlar ki, bakışıyorlar sadece...

Çağdaşlık budur, sanat budur... Aynen devam edin, süpersiniz...

Herhalde bu sanat, çocuk yapma sanatı arkadaşlar...

Açıkta yapılan şeylerden zarar gelmez.

Sanat demek, her şeyi çekmektir.

Modern olmak kolay değil, modernlik ve ilericilik böyle bir şey işte...

Film sektörü durdukça bu sahneler olacak. Bazen çok, bazen az, bazen hiç gereği yokken. Ancak filmleri bu tür sahnelerle lanse eden yapımcılar yok olmadığı sürece film ne demek, sanat ne demek bu toplum öğrenemeyecek.



Film hakkında konuşan, eleştiren yok. Seviyemiz yerlerde... Sevişme nedir ki, yetişkin bir insan hemen her gün sevişmez mi zaten? Bu sadece hayatlarımızın bir yansıması. O insanlar da ahlaksız değil. Bizim de yaptığımız, onların da evlerinde sevdikleri insanlarla yaptığı bir şeyi, yani çok da doğal olan bir şeyi oynuyorlar sadece.



SİNİR KİRİZİ DE NEYMİŞ

Merak ettiğim, Berrak'ın neden kriz geçirdiğidir. Ne olmuş ki yani? Madem bu tür filmlerin hakkını verebilme gibi bir yeteneği yok, o zaman ne demeye oynuyor!

Neden kriz? Soyunmak da bir sanattır.

Sanat için her şey mübah.

Film bu, her şey olabilir. Sinir krizi de neymiş...




GERİLME, SEVİŞ BERRAK

Hayatı film oluyor


Dukkha'nın sokaktan Almanya'ya uzanan ilginç Yaşam öyküsü ise Alman Vox Tv'de 8 bölümlük bir diziye dönüştürüldü.

Antalya'ya 24 yıl önce Tatil için gelen ve yerleşmeye karar veren Alman Annemarie Neuner isimli bayan Türkiye'deki sokak köpeklerini, Almanya'da bulunan ve sokak hayvanlarını korumayı üstlenen Hayatı Koruma Derneği (Care Life de) aracılığı ile sahibe kavuşturarak, sokaktan kurtarıyor. Bugüne kadar 700 civarında sokak köpeği, 40 civarında da kediyi Almanya'da sahibe kavuşturan Annemarie Neuner'in, 15 Şubat 2008 tarihinde Ermenek Mahallesi'nde oğlu Fatih Neuner tarafından sokakta yaralı vaziyette bulduğu sokak köpeği, bugün Almanya'da aldığı eğitimle uyuşturucu olaylarında başarıyla görev yapıyor.

ÇOCUKLAR BULDU
Dukkha isimli köpeğin sokaklardaki içler acısı hali Alman Annemarie Neuner'in oğlu Fatih Neuner'in sokakta kanlar ve yaralı bir halde onu görmesiyle başladı. 18 yaşındaki oğlunun köpeği yakalamak istediğini ancak korktuğu için kaçtığını belirten Annemarie Neuner, daha sonra mahalleye 15 civarında tasma dağıttıklarını ve görenlerin yakalayıp kendisine getirmesini istediğini söyledi. Bir gün sonra 6 yaşındaki Eda Yüzgül isimli çocuğun köpeği yakalayıp getirdiğini belirten Annemarie Neuner, yaralı köpeği veterinere tedavi ettirdiğini kaydetti. Neuner, "Almanya'da bulunan ve benim de Türkiye'de faaliyetlerini yürüttüğüm Hayatı Koruma Derneği aracılığı ile Dukkha ismini verdiğimiz sokak köpeğini Almanya'ya gönderdim. Orada Dernek Başkanı Silvia Greene aracılığı ile Dukkha'ya polisiye Eğitim verildi. Uvre Friedrich tarafından uyuşturucu, esrar gibi maddelerin bulunmasına yönelik süren eğitim sonrasında, şimdi havalimanlarında görev yapmaya başladı" dedi.

HAYATI Dizi OLUYOR
Dukkha'nın hayatının çok ilginç geliştiğini belirten Annemarie Neuner, Almanya'daki Vox TV kanalında yayınlanan ve ismi "Köpek-Kedi-Fare (Hund Katze Maus)" olan dizi için Dukkha'nın hayatının 8 bölüm halinde yer alacağını kaydetti. Alman basınında da Dukkha'nın hayatının çok ilgi çektiğini ve bir sokak köpeğinin kariyeri şeklinde çeşitli Haberler yayınlandığını belirten Neuner, "Türkiye'de sokak köpeklerini kimse sevmiyor. Pitbull, kurt ve benzeri köpekleri herkes alıyor ama kimse sokak köpeğini istemiyor. Ancak biz burada bulduğumuz bir çok sokak köpeğini gerekli Sağlık kontrolleri ve tedavilerini yaptırdıktan sonra yasal izinle, Almanya'dan veya diğer ülkelerden internet aracılığı ile bulduğumuz sahiplere gönderiyoruz. Bugüne kadar 700'e yakın sokak köpeği bu şekilde bir sahibe ve güzel bir hayata kavuştu. Türkiye'de sokak köpeklerinin durumu çok kötü ve Dukkha'nın hayat öyküsü sadece Türkiye için değil Dünyanın birçok ülkesindeki sokak köpeği için büyük bir umut olacaktır" diye konuştu.

ÇEKİMLER Antalya'DA
Bir zamanlar sokaklarında çaresiz dolaştığı Antalya'ya yeniden getirilen Dukkha, dizi çekimleri için gösteri yaptı. Saklanılan esrar maddesini başarıyla kısa sürede bulan Dukkha'nın yaşam öyküsü, Alman Vox TV'nin "Köpek-Kedi Fare" programının yönetmeni Christiane Middelanis, ile çekim ekibi Patrick Pukkuns ve Marcus Goetliuger tarafından diziye dönüştürülüyor.
Hayatı film oluyor

Sanki sete değil, sevdiğim biriyle buluşmaya gidiyorum

Adanalı dizisinde Yunan ajanı 'Alex'i canlandıran Akın Saatçi, yıllarca kürek sporu yapmış, ulusal ve uluslararası yarışmalarda onlarca madalya kazanmış bir milli sporcu... Şimdi de "En büyük aşkım" dediği oyunculukta, bu başarıları yakalamayı hedefliyor.



Sizi tanıyabilir miyiz?

26 Nisan 1982 İngiltere doğumluyum. Boğaziçi'nde Turizm işletmeciliği, Boston'da psikoloji eğitimi gördüm. Üniversite hayatımdan sonra oyunculuğa başladım.



Sizi 'Adanalı'yla tanıdık ama aynı zamanda da çok başarılı bir kürek sporcusu olduğunuzu duyduk...

1996 senesinde kürek sporuna başladım. 9 kez Türkiye şampiyonu oldum. Ulusal yarışlarda 63 altın, 22 gümüş, 12 bronz madalya kazandım.



Peki oyunculuğa nasıl adım attınız?

Üniversitede okurken arkadaşlarımdan birinin abisi senarist-oyuncu Baykut Badem'di. Baykut abinin daveti üzerine 'Son Osmanlı Yandım Ali' filminin galasına gitmiştim. Orada filmin yönetmeni Mustafa Sevki Doğan'la tanıştım. Üniversite bittikten sonra tekrar yurtdışına dönmek üzereydim ki Mustafa Şevki Doğan'dan telefon geldi. 'Kuzey Rüzgarı' adlı Dizi için çağırdılar beni. Ben de Kadir İnanır, Oktay Kaynarca, Selçuk Yöntem, Ali Sürmeli gibi çok sayıda başarılı aktörün olduğu bu diziyle oyunculuğa başlamış oldum. Ardından 'Baba Ocağı' ve Türkiye'nin ilk internet dizisi 'Proje 13'te başrol oynadım.



DERS ALIYORUM

Konservatuvar okumamanız sizin için eksiklik mi?

Eksiklik ama şu anda aldığım özel derslerle bu açığı kapatmaya çalışıyorum. Ayrıca üniversitede psikoloji okuduğum için, bunun oyunculukta çok faydasını görüyorum. Ayrıca milli takımda başarılar kazanmam, Manken olmam, ata binebilmem, 3 dil bilmem, yakın dövüş tekniklerinde iyi olmam da oyunculuk için büyük avantaj...



'Adanalı'yı önceden takip ediyor muydunuz?

Oktay Kaynarca bu dünyada çok sevdiğim ve saygı duyduğum insanlardan biri. Oyunculuğa ilk başladığım günden beri hep yanımda olmuştur. Her zaman ararım, sorarım kendisini. Bu sebeple de 'Adanalı'yı hep takip ederdim. Çok gülüyordum onun oynadığı sahnelere... Daha sonra Tayfun Güneyer'le de tanıştım. Tayfun Hoca'nın, dizinin hem senaristliğini hem de yönetmenliğini yaptığını öğrenince diziyi hiç kaçırmadım. Zaten onun daha önceki Sinema filmlerini ve dizilerini de takip ederdim.



YUNANLIYI OYNAMAK ÇOK HOŞUMA GİDİYOR

Dizideki rolünüzden bahseder misiniz?

Adanalı'nın şef olduğu anti terör birimi ANTEB'deki ajanlardan birisini oynuyorum. 'Alex' aynı zamanda 'Adanalı'nın kızı Sofia'nın da eski sevgilisi ve onu hâlâ unutamamış. İleride 'Sofia'yla tekrar bir şeyler yaşayıp yaşamayacakları sır... Rolümü çok sevdim. Çünkü hem Yunanca hem de Yunan aksanıyla Türkçe konuşuyorum. Bu da benim için yeni bir şey...



İlk internet dizisi 'Proje 13'te de oynadınız. Sizin için farklı bir tecrübe olmalı...

Aykut Gürel ve Keremcem'in yapımcılığını üstlendiği çok güzel bir projeydi benim için... Farklı tecrübe olarak bir de, Faruk Saraç'ın Anıtkabir'de yaptığı defilede, Atatürk'ün golf kıyafetini giymiştim. Bu da benim için çok gurur verici bir geceydi.



BENİM en büyük AŞKIM OYUNCULUK

Asıl mesleğiniz ne? oyuncu musunuz, model misiniz, sporcu musunuz?

Modellik hiçbir zaman meslek olmadı benim için... Sadece üniversite dönemlerimde güzel projelerde yer aldım, güzel bir deneyim oldu. Ama oyunculuk en büyük aşkım... Oyunculuğu tabii ki meslek olarak görüyorum ama iş olarak görmüyorum. Çünkü çekime giderken, işe ya da çalışmaya gidiyormuşum gibi gelmiyor. Sanki çok sevdiğim birisiyle buluşmaya gidiyormuş gibi hissediyorum.



Bunların dışında neler yaparsınız?

Ailemle ve özellikle 10 aylık yeğenimle vakit geçirmeyi çok severim. Evime arkadaşlarını çağırıp Film ya da Futbol maçlarını izlemeye bayılırım. kitap okurum. Yakın dövüş sporlarına ilgiliyim. Kickboks dersleri alıyorum.
Sanki sete değil, sevdiğim biriyle buluşmaya gidiyorum

Yahşi Batı’nın harbi kolası Ülker’in Cola Turka’sı çıktı


Başrollerini Cem Yılmaz ve Ozan Güven’in paylaştığı Yahşi Batı’da geri sayım başladı. Ocak ayında yurtiçi ve dışında toplam 500 kopyayla vizyona girecek olan Film beyaz perdeden önce Maslak’a iniyor. Ülker ve şirketin markalarından Cola Turka’nın sponsor olduğu filmin gala öncesi partisi İstanbul Maslak’ta özel davetliler için yarın yapılacak. Cem Yılmaz’ın da katılması planlanan gecede film gösterimi yapılmayacak. Ancak DJ performanslarının yer aldığı parti, filmi merakla bekleyenlerin heyecanını bir parça da olsa azaltacağa benziyor. Çekimleri Kemerburgaz’da gerçekleşen filmde Ülker ve Cola Turka’nın yanı sıra Avea, Telekom, TTNET de sponsor.

‘Çılgın bir Türk markası’
2003 yılında pazara giriş yapan Cola Turka’nın Vahşi Batı’ya ilk karşılaşması aslında çıkış reklam filminde olmuştu. “New York’ta bir sabah” temasıyla gösterime giren reklam işadamı ve kovboyun diyaloglarından oluşuyordu. Cola Turka içen kovboy Futbol ve aile sohbetleri yaparak kahve içen Amerikalıyı şaşırtıyordu.
Ülker, Cola Turka reklam filmi serisinde tipik bir Türk gibi konuşturarak Amerika’nın “milli” içeceğini ve Amerikan rüyasını turkalaştığını anlatmaya çalışmıştı. Ülker yetkilileri aradan geçen 6 yıl sonunda Cola Turka’nın “Çılgın Türk” Marka vizyonu ile Yahşi Batı’nın örtüşmesi nedeniyle sponsor olduklarını ifade etti. Filmin “harbi kolası” olan Cola Turka’nın filmde yer alan çılgın, harbi ve Türk olmanın güzel hasletlerini zamanın vahşi batısına taşıyan karakterlerle benzerlikler taşıdığını anlatan Ülker yetkilileri, “Cola Turka her şeyden önce çılgın bir Türk markası ve bu haliyle 'Harbi Türk' kola filmin özünde ve kalbinde” dedi.
Komedi dünyasının bir numaralı ismi olan GORA’da uzay, AROG’da yontma taş devrinde gördüğümüz Yılmaz bu kez Amerika’da. Aziz Bey olarak izleyici karşısına çıkan Cem Yılmaz ve Lemi Bey karakterini canlandıran Ozan Güven 19’uncu yüzyılın sonlarında padişah tarafından Amerika’ya gönderilir.
Yabancılara verilmek üzere yanlarında elmas ve para bulunan ikili, Yahşi Batı’da ‘doğal’ olarak yani Western kurallarına göre soyulur ardından ödül avcılığıyla kaybettikleri paraları geri kazanmaya çalışırlar. Calamity Janevari (Demet Evgar) ile karşılaşan Aziz ve Lemi Bey’ler, temiz yollardan da para kazanmayı dener. Hacivat-Karagöz oynatıp meşhur Osmanlı macunun yapımı yeterli gelmeyince Aziz Bey kolayı icat edip ibriklerde satışa başlar.

Fragmanı tık rekoru kırdı
Filmleri salonları dolduran Cem Yılmaz’ın son filminin internette yayınlanan fragmanları tıklanma rekoru kırarken en çok aranan kelimeler de Yahşi Batı poster ve fotoğraflar oldu. Cem Yılmaz filmlerinden GORA 2004 yılında 4 milyon kişi tarafından izlenmişti. 9 milyon dolara mal olan geçen yılın Kurban Bayramı’nda gösterime giren AROG ise ilk üç gününde 816 bin kişi tarafından seyredilmişti. Film gösterime girdiği dönemde Şahan Gökbakar’ın Recep İvedik’ini geçmişti. AROG vizyonda kaldığı süre boyunca 3 milyon 743 kişi tarafından izlendi. 30 milyon 377 bin lira gişe yaptı, Avrupa’nın en çok izlenen 20 filmi arasında 9’uncu sıraya yerleşti. Yahşi Batı’nın 4 milyonun üzerinde kişi tarafından izlenerek Recep İvedik’e ait rekoru kırması bekleniyor.

Ülker galaya götürüyor
Ülker 50 kişiye iki kişilik gala davetiyesi kazandırıyor. Böylece şanslı 100 kişi filmi başrol oyuncularıyla birlikte izleyebilecek. Filmin sponsoru Cola Turka www.yahsibatininharbicolasi.com adlı bir de internet sitesi oluşturdu. Filmin fragmanı, afişleri bulunan sitede kampanya katılım şartları ve markaya ilişkin bilgiler yer alıyor. ‘Arkadaş canlısı ve dürüst’ olan kasabanın yakında açılacağını duyuran site ücretsiz üyelik sistemine dayanıyor. Sitenin tam olarak devreye girmesiye ziyaretçiler çeşitli Oyunlar oyanayıp birbirleriyle konuşabilecek.
Yahşi Batı’nın harbi kolası Ülker’in Cola Turka’sı çıktı

Ülker, 65. yılı için özel kampanya hazırladı..


Ülker, "Hayatı Güzel Kılan Mutlu Bir An" konseptli reklam kampanyasının başladığını duyurdu.

Ülker’den yapılan yazılı açıklamada, TV, Sinema, yazılı basın, açık hava ve internet reklamlarından oluşan kampanyanın, Ülker’in 65 yıldır tüketicisi için yarattığı "mutlu anlar"ı konu aldığı belirtildi.

Reklam kampanyasının, televizyon, sinema, yazılı basın, açık hava ve internet olmak üzere 360 derece iletişimi kapsadığı vurgulanan açıklamada, TV reklamları ve yazılı basın ilanları yayınlanmaya başlayan kampanyanın diğer ayakları olan sinema, açık hava ve internet çalışmalarının da önümüzdeki günlerde devreye gireceği kaydedildi.

Kampanya öncesinde "Ülker" markasının insanlarda neleri çağrıştırdığına dair geniş bir araştırma yaptıklarını kaydeden Yıldız Holding Pazarlama Başkanı Ahad Afridi, şu değerlendirmelerde bulundu: "Gördük ki çocuk, genç, yaşlı, çalışan, öğrenci, iş adamı, ev kadını gibi hangi yaş ve cinsiyetten olursa olsun, insanların Ülker ürünlerinin en az bir tanesine dair mutlu bir anısı var. Bu ’mutlu anlar ve anılar’ sohbetlere konu oluyor. İnsanlar, çocukluklarında Ülker Çokomel kağıtlarını nasıl düzeltip defterlerinin arasında biriktirdiklerini ya da meşhur Ülker tüplü Çokokrem’in son damlasını ziyan etmemek için nasıl uğraştıklarını birbirlerine anlatıyor. Yani Ülker, insanları aynı sıcak duyguda, aynı mutlulukta, aynı keyifte, aynı paylaşma duygusunda birleştiriyor. Biz de kampanyamızı bu güçlü Marka gerçeğinin üzerine kurguladık." Reklam konseptininin, Ülker’in kurucusu ve Onursal Başkanı Sabri Ülker’in "Herkesin mutlu bir çocukluk geçirmeye hakkı vardır" felsefesiyle de uyuştuğunu kaydeden Afridi, reklamlarda da özellikle bu felsefeyi yansıtmaya özen gösterdiklerini belirtti.

Yönetmenliğini "Broken English" filmiyle uluslararası alanda tanınan Yeni Zelandalı Gregor Nicholas, görüntü yönetmenliğini ise Belçikalı Danny Hiele’in yaptığı reklam filminde, Ülker’in "Mutlu Anlar"ını anlatmak için 300 oyuncu rol aldı. Kısa filmleriyle Chicago, Venedik gibi uluslararası Film festivallerinde ödül alan Gregor Nicholas’ın, anın arkasında yatan duyguyu başarıyla aktardığı ve reklam filmleri izleyici tarafından tekrar tekrar beğeniyle izlendiği için tercih edildiği belirtildi.

Kampanyanın basın ilanlarında kullanılan fotoğraflarını ise insan suretlerini gerçekçi bir şekilde yansıttığı fotoğraflarıyla uluslararası alanda sayısız ödülü bulunan Alman fotoğrafçı Darius Ramazani çekti. Ramazani, kampanyada kullanılan bütün fotoğrafları doğal ışıkta çekmeyi tercih etti.

Ramazani’nin fotoğraf alanında kitapları da bulunuyor.

-KAMPANYANIN KÜNYESİ- Televizyon filmleri, iki farklı mekanda geçen ve iki ayrı filmden oluşan bir seri olarak çekildi. Vapurda geçen film, farklı statülerde, farklı hayatları yaşamış, farklı yaşlardaki insanların mutluluk anlarını anlatıyor.

Üniversite kampüsünde geçen diğer film ise, onlarca yıldır var olan, her yeni neslin hayatına girmeyi başarabilen, değişen, bir sosyal fenomen olarak enerjisini kaybetmeden artan mutlu anları, yani geleceğin projesini anlatıyor.

Çekimler 5 günde 80 kişilik ekip ve 300 kişilik oyuncu kadrosu ile gerçekleştirildi. Oyuncular bir ay süren hazırlık süreci sonunda seçildi. Vapur filminde yer alan İstanbul görüntüleri için, sürat teknesiyle Boğaz’da bir gün boyunca çekimler yapıldı.

Vapur filminin çekimleri için İstanbul Şehir Hatları’nda halen kullanılmakta olan bir vapur kiralandı ve çekimler iki günde tamamlandı.

Kampüs filminin çekimleri İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü’nde iki günde tamamlandı. Filmde yer alan konser sahnesinde, gençlerden oluşan gerçek bir Müzik grubu rol aldı.

Kampanyanın basın ilanlarında kullanılan fotoğraflar ise İstanbul’un çeşitli semtlerinde 6 farklı mekanda gerçekleşti. İki hafta ön hazırlık ve 5 günlük bir çalışmada 23 oyuncu rol aldı.
Ülker, 65. yılı için özel kampanya hazırladı..