Showing posts with label Magazin. Show all posts
Showing posts with label Magazin. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Başı kapalılar terörist sanılıyor


BASIN TOPLANTISINDAN FOTOĞRAFLAR
Filmin basın tanıtımı ise önceki gün Sultanahmet’teki Arcadia Otel’de yapıldı. Almanya’da İslamcı yatırım şirketlerine para kaptırıp, mağdur olan Müslümanlar’ın dramını konu alan filmin senaristi ve yapımcısı Kadir Sözen, senaryoyu gerçek Yaşam öykülerinden esinlenerek yazdığını, çalışmalara başlamadan önce Almanya’da yaşayan ve bu tür şirketlere para kaptıran ailelerle konuştuklarını söyledi. Filmde türbanlı bir kadını canlandıran Fahriye Evcen ise “Tüm başı kapalıların fundamentalist ya da terörist gibi algılanmasına karşıyım. Özellikle Almanya’da başı kapalılara bu önyargıyla bakıyorlar. Filmde bunu da gösteriyoruz. Eleştirilere açığız. Bu tarz şeylerin üstüne cesurca gitmek gerek” diye konuştu. 4 milyon Euro’ya mâl olan Film, 7 Mayıs’ta vizyona girecek.









Başı kapalılar terörist sanılıyor

Ona büyük bütçeli bir şaka geliyor


Tiyatro ve Sinema dünyasının iki ünlü ismi Kerem Alışık ile Yavuz Bingöl, “SASıN Film” adında bir yapım şirketi kurdu. Ünlü Türk yazarlarının eserlerini sinema perdesine taşımayı hedefleyen iki yakın arkadaş, ortaklık hikâyelerini Kelebek’le paylaştı...
? “SASıN Film”, adını Sadri Alışık’tan ve Yavuz Bingöl’ün kızı Sinem’den alıyor. Peki ortak bir Film şirketi kurma fikri nasıl ortaya çıktı?Kerem Alışık: Ben, bir film şirketi kurma konusunda çok geç kaldım. Bir okulum, bir tiyatrom var ama bir türlü sinema sektörünün içine giremiyordum. Oysa Sadri Alışık çatısı altında bir sinemanın olması kaçınılmaz bir durum. Yavuz’la Tiyatro yapmaya başlayınca, bunu çok sık konuşmaya başladık. Yavuz da bir yapım şirketi kurmayı istiyordu. “72. Koğuş”un tiyatro provaları devam ederken, Yavuz “Gel Kerem, bu 72’nin filmini çekelim” dedi. Düşündüm, çok iyi fikir olduğuna karar verdim ve ekibe “Arkadaşlar bu oyunun filmini yapmaya karar verdik” dedik. Bu kararımız doğrultusunda birlikte bir film şirketi kurduk.? Ortaklık anlaşması yarı yarıya mı?Yavuz Bingöl: Evet, kazanca da zarara da yarı yarıya ortağız. Sadri Alışık Kültür Merkezi’nin altındaki iki katı aldık. Oraya montaj ve dublaj stüdyoları kuracağız. Okulun öğrencilerinden de faydalanacağız. ? Ortak iş yapmak çok zordur...Y.B: Herkesin ya özel ya da iş hayatında bir kötü insan vardır. O kötü insanla ya çalışmak ya da evlenmek zorunda kalırsın. Kerem de ben de iyi insanlarız. Bu şansı kullanmak zorundaydık. ıki iyi insan bir araya gelince, bir şeyler yapmalı diye düşündüm. Ve iki iyi insan bir yola çıktık. Dürüstüz, vicdanlıyız, samimiyiz, kimsenin hakkını yemedik ama hakkımızı da yedirmeyiz. Kerem’in çok güçlü, geniş bir ailesi var. Benim duruşum da, tavrım da ortada. Bu gücümüzü birleştirmek istedik. BU ORTAKLIKTA ANNE ROLÜ BÜYÜK? Evet, bu birliktelik sinema sektörü adına hayırlı uğurlu olsun...K.A: Ben hem Sadri Alışık Tiyatrosu’nun hem de “72. Koğuş”un uğuruna çok inanıyorum. Bu yüzden ortak ilk film projemizin bu olmasını istedik. Y.B: Tabii burada anneleri göz ardı etmemek gerek... (Gülüyor)? Aaa evet, ikiniz de annenize çok düşkünsünüz. Annelerin bu ortaklıkta katkısı nedir? Y.B: ıkimizin bir araya gelişinde Çolpan ılhan’ın ve benim annemin çok büyük katkısı vardır. Mesela benim annem, “Onu evladım gibi görüyorum, onunla yürü, başarılı olursun” dedi.? Çolpan Hanım, Yavuz’la ilgili ne söyledi Kerem?K.A: Annem Yavuz’la Dizi yaptığı için, onu çok daha iyi tanıyor. Annemin Yavuz’u çok sevdiğini biliyorum. Ben Yavuz’un annesiyle tiyatroya geldiğinde karşılaştım. Sanki yıllardır tanışıyor gibiydik. O kadar sıcak bir enerji oldu ki aramızda, bizim bir araya gelmemizde bu enerjilerin de mutlaka payı olmuştur.? SASıN Film olarak bir misyonunuz olacak mı?K.A: Tabii ki olacak. Mesela Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Nazım Hikmet’in yanı sıra yeni dönemden Buket Uzuner gibi yerli yazarların edebi eserlerinden her yıl bir film yapmak istiyoruz.Y.B: Kerem, tiyatrosunda hep yerli yazarların edebi eserlerini sahneye koyuyor. Böyle bir misyonu var. Bizim derdimiz de Kerem’in tiyatroda yaptığını, sinemaya taşımak.72. KOğUş’UN FıLMı SONBAHARDA VıZYONDA? Ortaklar arasında zaman zaman kavga da olur, ki para her zaman kavga sebebidir...Y.B: Evet ama ikimizin de parayla işimiz olmadı. Kerem’in çok büyük hırsları olsaydı, Sadri Alışık Kültür Merkezi, bugün Beşiktaş Kültür Merkezi gibi olurdu. Biz her zaman mesajı olan bir şirket olacağız. Abuk sabuk bir film yapıp da, “Bu filme 3-4 milyon kişi gelir, para kazanırız, yapalım” derdinde değiliz.? Yani gişe filmi yapmanın derdinde değilsiniz...Y.B: Mutlaka gişe filmi de yapacağız ama bir denge oluşturacağız. Derdi olan filmler çekmeye çalışacağız.K.A: “72. Koğuş” tamamıyla sanat filmi gibi görünse de o denklemi kuracağız, yani gişesi de olacak. ? “72. Koğuş”un filmi ne zaman çekilecek?K.A: Mayıs gibi. Biket ılhan çekecek. 2010 sonbaharında da vizyona girecek.
YILMAZ’A BÜYÜK BÜTÇELı BıR şAKA YAPACAğIM
? Yavuz, Yılmaz Erdoğan’ın sana yaptığı şu şakanın aslını anlatır mısın?Yavuz Bingöl: Yılmaz’ın Catherine Deneuve hayranı olduğunu biliyordum. Bundan bir yıl önce Bosna Hersek’e gitmiştim. Nuri Bilge Ceylan ve Zeynep Özbatur’la oturuyorduk. O gün Yılmaz’la bir telefon trafiğimiz oldu. O sırada da yanımızda tercümanlık yapan bir kız vardı. Yılmaz’la konuşurken aklıma muziplik geldi ve “Yılmaz bak yanımda Catherine Deneuve var” deyip, telefonu o tercümana verdim. Kız, Catherine Deneuve gibi Yılmaz’la konuştu. şaka olduğunu öğrenince Yılmaz “Bunun acısını senden çıkarırım” dedi, konu kapandı. Aradan tam bir yıl geçti...? Tabii siz her şeyi unuttunuz...- Evet... Neyse, bir gece saat 02.30 civarında, cep telefonumda bir cevapsız arama gördüm. Bir baktım, Zeynep Özbatur. Yani Nuri Bilge Ceylan’ın yapımcısı... Sabah ararım dedim. Sabah kalktım, Sanem Altan aradı, “Yavuz’cuğum Nuri Bilge Ceylan’ın yeni filminde oynuyormuşsun” dedi. Öyle söyleyince kafam Zeynep’in aramasına takıldı. Sanem’den sonra Yılmaz’dan, “Gözün aydın köftehor, Doktor karakterini sen oynuyorsun” diye mesaj geldi. Ve tam bir hafta bu oyunu yedim. ? Sonra nasıl öğrendin?- Sonra Yılmaz’dan “Catherine Deneuve’e selam söyle” diye mesaj geldi ve anladım. (Gülüyor) Yılmaz’a fena bir şey düşünüyorum. Bu kez prodüksiyonlu, büyük bütçeli bir şaka yapacağım.
SONGÜL SADECE ARKADAşIM
? Kerem, Songül Öden’le Aşk yaşadığın doğru mu? ılişkinizi sakladığın için Songül’ün seni terk ettiği haberleri çıktı...Kerem Alışık: Songül Öden’i “Kadıncıklar” oyunundan beri tanıyorum. Songül benim arkadaşımdır, öyle yazıldığı gibi başlayıp biten bir şey asla olmamıştır. Biz duygusal anlamda bir şey yaşamıyoruz. Ama sıcak bir arkadaşlık ilişkimiz vardır. Bunun dışındaki Haberler gerçeği yansıtmamaktadır. Arkadaşlık ilişkimizin her zaman olduğunu, olacağını söyleyebilirim. Bundan sonra bu arkadaşlık ilişkisi içerisinde bizi bir yerlerde görebilirsiniz.
Ona büyük bütçeli bir şaka geliyor

Dizi çekimleri karakolda bitti

İSTANBUL - Ataşehir Belediyesinden yapılan açıklamada, dün gece saat 02.30 sıralarında Film çekiminin yapıldığı Atatürk Mahallesi'nde oturan çok sayıda vatandaşın gürültü ve aşırı ışık nedeniyle belediyeye şikayet başvurusunda bulunduğu belirtilerek, bunun üzerine Başkan Yardımcısı Erol Dolu nezaretindeki zabıta ekiplerinin olay yerine gittikleri anlatıldı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezince alınan ve ilçe belediye başkanlıklarına gönderilen 08 Şubat 2010 tarih ve 2010/1-1 sayılı ''ana ve ara caddeler ile sokaklarda yapılacak her türlü film çekimi için çekimin yapılacağı ilçe belediye başkanlıklarından izin alınması zorunludur'' kararı gereğince, ''Yolu araç trafiğine kapatarak çalışan film ekibine yolun açılması uyarısında bulunulduğu ve çekim için izin alıp almadıklarının sorulduğu'' ifade edilen açıklamada, Dizi yapımcılarının gerek belediye, gerekse ilçe emniyet müdürlüğünden izin almadıklarının anlaşıldığı öne sürüldü.
Dizi çekimleri karakolda bitti

Sunday, February 28, 2010

Polat a polis koruması


Ünlü oyuncu, sabaha karşı barın arka kapısından çıkarak otomobiline bindi. Bir polis aracı,şaşmaz’ın otomobilinin önüne geçerek, Pana Film binasına kadar oyuncuya eskortluk yaptı.


Polat’a polis koruması

Travolta Haiti ye yardım uçurdu

PORT AU PRINCE - Pilotluğunu ünlü Film yıldızı John Travolta'nın yaptığı bir uçak, depremzedeler için yardım malzemesi ile doktorlar ve Scientology rahiplerinden oluşan bir ekiple Haiti'ye indi.
ABD'nin Florida eyaletinden dün havalanan Boeing 707 tipi uçak, depremzedelere dört ton, savaşlarda Amerikan askerlerinin kullandığı cinsten, hemen yenmeye hazır Gıda ve tıbbi malzeme taşıdı.
Uçağı kullanan 55 yaşındaki Trovolta'ya eşi, Sinema Sanatçısı Kelly Preston da eşlik etti.
Scientology Kilisesi'nden yapılan açıklamada ünlü çiftin getirdiği malzemeler ve yolcuları Haiti'ye bıraktıktan tekrar evlerine dönmeyi plalandığı belirtildi.
Travolta Haiti'ye yardım uçurdu

Aysun basın yüzünden kaçtı

BÜYÜK HIRSLARIM YOK AMA OYUNCULUK HEDEFİM VAR!

10 yıl önce hem Türkiye'nin hem de Avrupa'nın 'En İyi Modeli' seçilen ve 2003'te Türkiye Güzeli olan Tuğba Karaca, kariyerine oyuncu olarak devam etmekte kararlı. Şafak Sezer'le birlikte 'Kutsal Damacana 2: İtmen' filminde rol alan Karaca, "Öyle büyük hırslarım yok benim... Tek amacım kendimi geliştirmek, hayatıma birçok şey katmak" dedi.



TANINMAK İSTEMİYORDUM

Boxer dergisi için objektif karşısına geçen Tuğba Karaca, hakkında merak edilenleri anlattı...



Modellik kariyeriniz nasıl başladı? Biraz o günleri anlatır mısınız?

Bodrum'da tesadüf eseri Başak Gürsoy'la tanıştım. Kendisi benim model olmaya çok uygun olduğumu ve mutlaka bunu yapmam gerektiğini söyledi. "Senin gibi güzel kızlara ihtiyacım var" dedi. O kadar ısrar edince annemle birlikte görüşmeye gittik. Fotoğraflarımı çektiler ve hemen profesyonel kataloğa koydular. Böyle olunca da annem yapılan işe çok güvendi. Aslında yaşım tutmuyordu. O nedenle sözleşmeyi de annem imzaladı. Böylece modelliğe resmi olarak başlamış oldum.



2003 yılında Türkiye Güzellik Kraliçesi seçildiniz. Yarışmayı kazanacak kadar iddialı mıydınız?

Ondan önce 2000'de 'Best Model of Turkey' ve 'Best Model of Europa' seçilmiştim ama hiç tanınmıyordum. Medyatik biri de değildim. Aslında o dönem böyle olmasını ben istemiştim. Pek tanınmak istemiyordum. Çünkü istediğim her şeyi yapabiliyordum. 2003'te Türkiye güzellik yarışması'na katıldım ve kraliçe seçildim.



"Tanınmak istemiyordum" dediniz ama bir yandan da güzellik yarışmalarına katılmaya devam etmişsiniz...

Hayır, o şekilde değil. Demek istediğim, medyatik biri olarak tanınmak istemiyordum. Barlarda gezen, sabahı sabah yapan biri olarak anılmak istemedim. Benim için önemli olan, işimde iyi olmaktı. Her zaman da öyle oldu zaten. Tabii istemeden medyatik olanlar da var. Mesela Aysun Kayacı benim çok yakın arkadaşım. Ortalarda olmayı hiç istemiyor ama yine de medyada haberleri çıkıyor. Sırf bunlardan bunaldığı için yurtdışına gitti ki, rahat etsin biraz.



NORMAL BİR HAYATIM VAR

Şu sıralar neler yapıyorsunuz? Bulunduğunuz yerden memnun musunuz?

10 sene modellik yaptım ve gerçekten çok yoğun geçen yıllardı. Dünyada gitmediğim yer kalmadı ama artık sektör daraldı. Şimdi sunuculuk ve oyunculuğa yönelmek istiyorum. Şafak Sezer'le birlikte 'Kutsal Damacana 2' filmini çektik. Yeni gösterime girdi. Çok güzel bir Film oldu. Şu anda çok mutluyum. Öyle büyük hırslarım yok benim. Tek amacım kendimi geliştirmek, hayatıma birçok şey katmak. Ben aynı zamanda ev hanımıyım. Evimle ilgilenmeyi çok seviyorum. Sabah altıda kalkıp eşimi işe gönderiyorum ve sonra işlerimi toparlıyorum. Gayet normal bir hayatım var ve ben de çok mutluyum.



BİR KERE YÜRÜDÜM HEMEN KABUL ETTİLER

İlk defilenizde Vakko'yla çalışmışsınız. Heyecanlandınız mı, korkularınız oldu mu?

O dönem Vakko'nun elemeleri varmış. Fakat benim haberim yoktu bu elemelerden. Öğrendiğimde de çoktan bitmişti. Başak Gürsoy mutlaka beni de görmelerini istemiş. Beni apar topar görüşmeye çağırdılar. O zamanlar kısacık erkek gibi saçlarım vardı. Bana mini bir etek, altına da topuklu ayakkabı giydirdiler ve yürüttüler. Bir yürüdüm geldim ve 'Tamam' dediler. Normalde üç-dört elemeden sonra seçiliyor modeller ama beni hemen kabul ettiler.



Model olmadan önce Defile izler miydiniz?

O da çok ilginç bir hikayedir. İzmir'de yaşarken Efes Oteli'ne Vakko defilesi gelmişti ve biz de çok merak edip arkadaşlarla izlemeye gitmiştik. Yürüyen bir podyum vardı. Mankenler hareketsiz şekilde duruyorlardı. Çok etkilenmiştim. Deniz Pulaş'ı da ilk kez orada görmüştüm. Çok ilginçtir ki, çıktığım Vakko defilesinde de hareketli podyum vardı ve bu kez ben de üstündeydim. Yanımda da Deniz Pulaş vardı...



MANKENLİĞE HİÇBİR ZAMAN ARA VERMEDİM

Modelliği bıraktığınız söyleniyordu...

Evlendikten sonra ara verdiğim söylendi ama hayır, vermedim. Henüz evliliğimin ikinci ayındayken bile, yurtdışında defilelere katıldım. Bu haberlerden sonra özellikle modelliği bırakmadığımı kanıtlamak için daha da çok defileye çıktım. 2008'de mesleki anlamda bazı şeylere kızdım, kırıldım ve bir süre kendimi başka şeylere yönelttim.



O dönem neler yaptınız?

Oyunculuk ve diksiyon dersleri aldım. Haldun Dormen'le çalıştım. Onun öğrencisi oldum. Bu arada da sunuculuk teklifleri geldi. Zaten hayatınıza nasıl yön verirseniz öyle gidiyor. Şimdi iki senedir 'Mega Magazin' isimli programı sunuyorum. Program Canlı yayınlanıyor ve bu da benim için doğru bir tecrübe diye düşünüyorum. İşin eğitimini aldığım için çok fazla heyecanlanmadım, daha doğrusu korkmadım



* EN seksi SEÇİLDİLER



* DİZİLER NEREDE ÇEKİLİYOR?



* OCAK AYININ KAPAK GÜZELLERİ



* HANGİ ünlü NEREDE OTURUYOR?



* ÜNLÜLER HANGİ TAKIMI TUTUYOR?



* ÜNLÜLERİN BOYLARINI BİLİYOR MUSUNUZ?



* Magazin TURU İÇİN TIKLAYINIZ



* ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ



Aysun basın yüzünden kaçtı

Thursday, December 31, 2009

İyi bir romantik komedi örneği oldu

Romantik komedileri sever misiniz, yoksa 'O filmler Kızlar içindir diyen erkeklerden misiniz?

Cemal Hünal: Ben severim şahsen ama özellikle gitmem. Aslında gitmezdim... Ama Meg Ryan'ın, Billy Crystall'ın oynadığı 80'lerin, 90'ların Romantik komedileri arasında parlak işler vardı. Ben her zaman oynamak istemiştim bir romantik komedide, bir sürü farklı işte oynamak istediğim gibi...

Gürgen Öz: Romantik komedi, bir Film türü. Çok iyi yönetmenlerin çektiği, çok iyi oyuncuların oynadığı, çok başarılı romantik komediler var. Sonuçta bir film türü olarak baktığımızda, tabii ki iyi bir romantik komediyi izlemekten büyük keyif alırım.

Engin Altan Düzyatan: Avrupa'da çok uzun yıllardır, çok ciddi gişeler yapmış bir tür aslında. Bu türün İngiltere'deki, Amerika'daki gişesi, neredeyse Macera filmleriyle aynı. Ama Türkiye'de yeni yapılmaya başlandı. Bizim de kendi adımıza çok iyi bir örneğini yaptığımızı düşünüyorum.

C.H.: Evet, çok iyi bir film oldu.

E.A.D.: Açıkçası ben de, erkek olduğum için belki de, sinemaya gittiğimde ilk tercihim romantik Komedi olmazdı. Ama çok iyi örneklerini izledikten sonra artık bunun da iyi bir Sinema türü olduğunu düşünmeye başladım.
İyi bir romantik komedi örneği oldu

Takoz polemiği


GALADAN FOTOĞRAFLAR
SİNEMA ELEŞTİRMENLERİ NE DEDİ (FOTO ANALİZ)
FİLMİN FRAGMANI / WEB TV Cem Yılmaz, “Yahşi Batı”nın galasında, gazetecilerin “Hep aynı kadro ile Film çekiyorsunuz, yeni nesil jönler de filmlerinizde rol alabilir mi?” sorusuna, şu yanıtı verdi: “Türk sinemasındaki takoz probleminden mi bahsediyorsunuz? Benim takdir ettiğim bir jön var, o da Kenan İmirzalıoğlu."
Senaryosunu Cem Yılmaz’ın yazdığı, Ömer Faruk Sorak’ın yönettiği, bugün vizyona girecek “Yahşi Batı”nın galası, Kanyon’da yapıldı. Yılmaz ve Sorak ile oyuncular Ozan Güven, Demet Evgar ve Özkan Uğur, gala öncesi gazetecilerin sorularını yanıtladı. Şahan Gökbakar’ın “Recep İvedik 3” filminin vizyona girmesi sonrası yaşanacak bir gişe savaşının tarafı olmayacağını söyleyen Cem Yılmaz, “Eğer bu ‘en Komik kim’ yarışmasına döndürülmüşse, ben bu yarışmada yokum” dedi. Yılmaz, “Hep aynı kadro ile film çekiyorsunuz, yeni nesil jönler de artık sizin filmlerinizde rol alabilir mi” sorusuna ise “Türk sinemasındaki takoz probleminden mi bahsediyorsunuz” yanıtını verdi. Yaptığı espri ve açıklamalarla durumu toparlamaya çalışan Yılmaz, “Benim takdir ettiğim bir jön var, o da Kenan İmirzalıoğlu. Onu ‘ezel’den beri severiz ama Ozan da benimle rol alırken durumu 5 santim takozla kurtarıyor” dedi. Filmin galasına Yılmaz Erdoğan, Demet Akbağ, Pınar Altuğ-Yağmur Atacan gibi ünlüler de katıldı.

Takoz polemiği

Çingene kızı Tuba geliyor


İŞTE ÇİNGENE TUBA(FOTO GALERİ)
Dizide çiçek satarak ailesinin geçimini sağlayan ve tesadüf sonucu şarkıcı olan Hasret’i canlandıran Büyüküstün, “Tomris Giritlioğlu, ‘My Fair Lady’ müzikalinden yola çıkarak oluşturduğu ‘Gönülçelen’ projesini getirdiğinde çok heyecanlandım. Zaten oldum olası Audrey Hepburn’ün o filmine bayılırdım. Yani bu çingene kızı ‘Bu kadar Tatil yeter’ dedirtti” dedi.
Çok uzun zamandır dizilerde oynuyorsunuz. Bir ara, “Dizilere daha ne kadar devam edeceğimi sorguluyorum” dediniz. Neden böyle bir sorgulama içine girdiğinizi açabilir miyiz?- Dizide oynarken, hayatınızı Dizi merkezli programlamak zorundasınız. Açıkçası o açıklamaya yorgun bir anda yapılan bir yorum olarak bakmak gerekir. Çünkü ben oyunculuğu dizi, Sinema filmi ve reklam filmi olarak kategorize eden bir oyuncu değilim. Bugüne kadar yer aldığım tüm projeler heyecanlanarak dahil olduğum, seyirci tarafından benimseneceğini düşündüğüm projelerdi. Sadece sinema, uzun yıllar sonra da internet üstünde veya şu anki Teknoloji ile DVD olarak yaşayan bir sanat dalı. Filmde oynamak tabii ki beni çok heyecanlandırıyor ama dediğim gibi bugüne kadar dizilerde oynadığım tüm karakterleri de severek, benimseyerek, elimden gelenin en fazlasını yapmaya çalışarak oynadım. Bundan sonra da bu böyle devam edecek. Oyunculukta samimiyet ve sahiciliğin peşindeyim. Çünkü her Proje dünyamı zenginleştirdiği gibi oyunculuğa dair yeni adımlar atmama yardımcı oluyor.“Asi” dizisinin çekimleri bittikten sonra dizi yapmamaya karar verdiniz, 6-7 aydır da ekranlardan uzaksınız. Bu zaman içerisinde neler yaptınız?- “Asi”nin çekimleri için Antakya’da yaşamak gerçekten çok keyifliydi. Ancak iki yıl evimden uzak kalmak ve dönüşte eve adaptasyon süreci kolay olmadı. Açıkçası bu yaz yurtdışında olmak gibi bir planım vardı ama Yusuf Kurçenli’nin senaryosu tüm planlarımı değiştirdi. “Yüreğine Sor” filmi, içinde olmaktan çok keyif aldığım bir proje. Aynı zamanda Karadeniz kültürünü de öğrenme şansı yakaladığım bir Film oldu. Çekimler boyunca Rize’de; Ayder Yaylası’nda yaşadım, film için şive ve horon dersleri aldım. Film sonrası, dizi için de hazırlık yapmaya ve karakterin gerektirdiği özellikler için dersler almaya başladım.ÇİNGENE KIZI ‘BU KADAR TATİL YETER’ DEDİRTTİPeki, şimdi yeni bir dizide, “Gönülçelen”de oynayacaksınız. Birkaç yıl dizi yapmama özgürlüğünüz vardı. Neden “Gönülçelen”i kabul ettiniz?- Yıllardır birlikte çalıştığım Tomris Giritlioğlu, “My Fair Lady” müzikalinden yola çıkarak oluşturduğu “Gönülçelen” projesini getirdiğinde çok heyecanlandım. Zaten oldum olası Audrey Hepburn’ün “My Fair Lady” filmine bayılırdım. Filmdeki sokak çiçekçisini başka bir etnik kültürden, Çingene bir kıza dönüştürdük. Bir etnik kimlik olarak kabulü 16’ncı yüzyıla dayanan Çingeneler, hayata bakışları ve yüzyıllardır yerleşik hayata tam adapte olamamış olmalarından ötürü, bugüne kadar genellikle televizyonda Komedi öğesi olarak yer aldı. Yüzyıllardır göçen bu halkın anlatılacak çok fazla şeyi olduğunu düşünüyorum. Özetle bu Çingene kızı, “Bu kadar tatil yeter” dedirtti bana. (Gülüyor)“Çingenelerin anlatılacak çok şeyi var” dediniz. “Gönülçelen”de neler anlatılacak?- Dizide baş erkek karakter Murat, Müzik konusunda kariyer yapmış, 30 yaşlarında bir akademisyen. Zengin olmasının yanı sıra kuşaklar boyu kökü ıstanbul’a bağlı bir ailede doğup büyümüş. Murat, ıstanbul’un en fakir semtlerinden birinde yaşayan, zengin semtlerinde çiçek satarak evine ekmek götüren Hasret’le bir araya geliyor. Onları bir araya getiren şey ise müzik. Semtin havalı şarkıcısı mahalle düğününde Sahne almayı reddedince, yerini Hasret alıyor. Böylece hayatı değişiyor. Bu eğitimsiz ve zaptedilmesi zor ses, daha fazla para kazanıp ailesinin selametini sağlamak adına kendisini Murat’a teslim ediyor. Tabii Murat, “Bu sesi öylesine adam ederim ki, onun geçmişine kimse inanamaz” iddiasını ortaya attıktan sonra! Hasret, Murat’ın ailesinin evine adım attığı andan itibaren bu eğitimin göründüğü kadar kolay olmayacağı ortaya çıkıyor. Hasret’in dobralığı, incelikle düzenlenmiş Sosyete kurallarına karşı ilgisizliği ve özgür ruhu, Murat’ın başına bela oluyor. Hasret’in yolculuğu ikisi için de çetin geçecek. Hasret’in dışarıdan bakıldığında değiştiğini düşünenlere cevabı net; kimsenin söküp atmaya yetmeyeceği kökü, hep aynı yerden nefes almaya yetecek.KIVRAK OLUP OLMADIĞIMI İZLERKEN GÖRECEKSİNİZBelli ki çok neşeli, renkli, keyifli, Türk Filmi lezzetinde bir proje. Sizi bugüne kadar hep az gülen, soğuk karakterlerde izledik. Hasret, bizi şaşırtacak ama eminim ki size de değişik ve ilginç gelmiştir...- Evet... Bol şarkılı, bol müzikli, bol danslı bir proje olacak. Bu projeyi kaçırmak istemedim. Çingenelerin özünde göçebe Yaşam vardır. “Asi” dizisinde toprağına bağlı, yüzyıllardır aynı toprak üzerinde yaşamış, hayatın anlamını toprakla bütünleştirmiş bir ailenin kızını oynadıktan sonra, hayatı günü gününe yaşamayı genlerine yerleştirmiş bir toplumun içinden gelen bir genç kızı canlandırma fikri, bana büyük heyecan verdi. Dediğiniz gibi bu projede izleyiciler, daha neşeli ve gülen bir Tuba ile buluşacak.Türk sinemasında Çingene’yi Türkan şoray, Gülşen Bubikoğlu gibi isimler de canlandırdı. O filmleri izlediniz mi?- Tabi ki izledim. Hemen hemen hepsini hem de. Çingene kültürü Dünyanın her yerinde olan, herkesin fikir sahibi olduğu, buna rağmen gizemini her zaman korumuş bir kültür bence. Çingenelerle ilgili her film, insanı kendine çekiyor. Ya da en azından beni...Hasret rolünü başarıyla canlandırabilmek için dans, şive ve ritim dersleri aldığınızı biliyoruz. Dans konusunda yetenekli misiniz? Bir Roman kıvraklığına sahip misiniz?- Dans dersleri alırken ve müziklerini dinlerken, zaten onların ruh halleriyle özdeşlik kurma şansı buluyorum. Bunun dışında mahallelerinde onları gözlemlemek de benim için önemli bir çalışma süreciydi. Bu süreç dizi boyunca da devam edecek. Bu proje için ağustos ayından beri Aydın Elbasan’dan şive ve ritim, ıstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçısı Hande Soner’den de şan dersleri alıyorum. Kıvrak mıyım, değil miyim, onu izlerken göreceksiniz...HASRET, FİŞEK GİBİ BİR KIZ Etnik bir kültürü yani Roman kültürünü inandırıcı bir şekilde canlandırabilmek için ağustos ayından itibaren ön çalışmalar yaptığınızı söylüyorsunuz. Bu yeterli olacak mı sizce?- Dersler dışında gözlem yapmak en önemli ön çalışma. Bir de Çingeneliğin tarihi hakkında teorik çalışma yaptım. Nereden geldikleri, tarihte nelerle karşılaştıkları, aldıkları tepkiler, göçebe hayatları, yerleşik hayata geçişleri gibi. Onların da oyunculuğuma yansıyacağına inanıyorum.Çingene kavminin aslen nereden geldiğini biliyor musunuz?- Hindistan’dan gelip dünyanın farklı yerlerine dağılmışlar. Avrupa’ya gidenler ‘soylu gezginler’ olarak adlandırılmış. Her yere gidip konaklayabilmeleri için, kraldan özel izin kağıdıyla dolaşıyorlarmış. Bir süre sonra skolastik düşünce etkisinden dolayı fal bakma yetenekleri gelişmiş ve ten renklerinin farklılığından dolayı da cadılık yapıyorlar diye suçlanıp her şehirden kovulmaya başlanmışlar. Konaklamalarına izin verilmemiş. Birkaç yüzyıl sonra yerleşik hayata geçmeye başlamışlar. Ancak hâlâ evlerini yanlarında taşıyan Çingeneler var. Hasret karakteri için “Güzelliği ve zekası ile herkesi kendine aşık eden bir genç kız” diyebilir miyiz?- Dobralığı, haksızlığa karşı çıkışı bence daha önde. Evine ekmek götürmek, hayta kardeşini okutmak gibi dertleri var bu kızın. Sokaklarda çiçek satarak büyümüş. Zorlukları iyi biliyor ama derdin içinde boğulmayıp gülmeyi, eğlenmeyi de seviyor. Yani fişek gibi, her yanından hayat taşan biri.“Sevdaya Durmak” filminde yasak aşkın içinde yer alıyorsunuz. Bir yanda aşka inanmayan bir Çingene kızı, diğer yanda yasak Aşk yaşayan bir kadın... Aşkın hallerini oyunculukta deneyimlemek nasıl bir şey?- Birinde Karadenizli bir genç kız, diğerinde Çingene... Bir sürü halde var olmayı deneyimlemek, farklı kültürlerin derinlerine inmek dolayısıyla başka başka insanlarla tanışmak, sohbet etmek, en iyisini yapabilmek için gözlem yapmak, hayatlarına bir nebze de olsa girmek çok keyifli.
Çingene kızı Tuba geliyor

Başarımın kölesi oldum


Fatih Akın’ın “Soul Kitchen”ı ülkemizde 1 Ocak’ta gösterime giriyor. Bu filmle 17. Uluslararası Hamburg Film Festivali’nde “Art Cinema” ödülü, Venedik Film Festivali’nde “Jüri Özel Ödülü” ve son olarak 51. Lübeck Kuzey Ülkeleri Film Festivali’nde “Kuzey Almanya Film Ödülü”nü alan Akın, “Duvara Karşı’dan sonra başarımın kölesi olmuştum” diyor.
Hikaye ne zaman başladı?- “Soul Kitchen”ın hikayesi 2003’e dayanıyor... “Duvara Karşı” bittiğinde şirketi yeni kurmuştuk. Kiralarımızı ödeyebilmemiz için yeni bir Proje lazımdı. Başrol oyuncusu Adam Bousdoukos’un Yunan lokantasında çabucak bir senaryo yazdık. Tam para da bulmuştuk ki, “Duvara Karşı” ile 2004’te Altın Ayı ödülünü aldım. Bir gecede uluslararası bir Yönetmen olmuştum. Üzerimde büyük beklenti vardı. Hemen “ıstanbul Hatırası” için 14 sayfalık bir sinopsis yazıp finanse ettik. O bizim kiralarımızı ödedi. O filmi çekerken tanıştığım sanatçılardan etkilendim ve çok geçmeden “Yaşamın Kıyısında”yı çektim. “Soul Kitchen” hep durdu, üzerinde çalıştım. “Ben yapımcısı olurum, biri çeker” diyordum. Film üvey evlat gibi olmamış mı biraz?- Hep başka yönetmenler vardı aklımda. Herkese “Sen çek” dedim. O kadar çok yönetmen arkadaşıma sordum ki, sonunda “Çok biliyorsan sen çek” dediler. Ama “Kebab Connection”dan vazgeçmiştiniz...- Vazgeçtim, çünkü gönlüm o kadar içinde değildi o senaryonun. Onu yazdım, paramı aldım, “Ne yaparsınız yapın” dedim. O senaryoyu eski yapımcım istedi diye yazdım ve çekmek istemediğimi söyleyip sattım. Soul Kitchen daha kişisel, daha önemli bir film oldu benim için. Doğru bir seçimdi. SERSERİ YANIMI KORUMAM LAZIMNeden?- Çok uzun süre ciddiye almadım. Başarımın kölesi olmuştum. Cannes’da da ödül kazanınca, ne yapacağım dedim. Canım bu filmi çekmek istiyordu, ama entelektüel eleştirmenleri şaşırtabilirdim bu konuyla... Vefat eden hocam bana “ıstediğini yap, dürüst yaparsan her şey olur, kim ne diyecek bakma” demişti. Onun sözü benim için bir hayat dersi oldu. O cesareti kabul etmek benim için başlangıçtı. Uluslararası sinemada auteur (genellikle hem yazan hem çeken manasına geliyor) sinemacı olarak tanınıyorum, ama eğlenceli, serseri bir yanım da var, onu da korumam lazım. Çekimler sıkıntı yaşattı mı?- Ben sette çok stresliydim. Senaryo bitmemişti. Cannes’a yetiştirmemiz gerekiyordu. Filmde ayrılık da olduğu için sonbahar havası vermek istedim ama yapraklar tek tek düşüyordu. Yapraklar düşüyor diye senaryo bitmeden başladık. O dönem geceleri yazı yazdım, 1-2 saat uyudum, bütün gün çekim yaptım. Fiziksel anlamda gerçekten zorladı beni. Filmde hangi yönetmenlerden referanslar var? - Cohen kardeşler ve Big Lebowski tabii ki. Jim Jarmusch filmleri... “Her şey Çok Güzel Olacak” mesela. Mazhar Alanson ve Cem Yılmaz’ın kardeş hikayesi çok güzel yazılmıştı. O sıcaklığı “Soul Kitchen”da da yakalamaya çalıştık. Peki kendi hayatınızdan?- Adam’ın lokantası, bel fıtığım, DJ’lik merakım...SİNİRLENİRSEM HAVADA SANDALYELER UÇUŞURFilmlerinizde özellikle yemek ve sevişme sahnelerini büyük özenle çektiğiniz anlaşılıyor, bunun nedeni nedir?- Yemek ve sevişmek bizi insan olarak yaşatan şeyler. Biz yemek yemezsek ölürüz. seks yapmazsak, çocuk olmazsa da insanoğlu ölür. Yerken bir zevk alıyoruz, sevişmede de durum aynı. Hem yemek hem de sevişme sahneleri çekmek çok zor. Çekerken de oyuncular “Nasıl öpeyim?” diyor. “Kafana göre takıl” diyemiyorsun. Detayla çalışmak lazım. Oyuncuları zorlar mısınız?- Bazen biraz sabırsızımdır. oyuncu diyaloğunu bilmiyorsa ve 30 kez tekrar almam gerekirse sinirlenebiliyorum. Ama herkesin içinde kızmam, bir kenarda söylerim. Zaten sinirlendiğimde, en fazla kendime sinirlenirim. Bazen telefonlar, sandalyeler havada uçuşuyor, camlar kırılabiliyor. BENiM YURDUM FiLM SETLERiTüm filmlerinizde neredeyse aynı oyunculara yer veriyorsunuz. Bu kendi rahatlığınızı düşünmenizden mi yoksa cast sorumlusu eşiniz Monique Akın’a söz geçirememenizden mi kaynaklanıyor?- Aslında her ikisi de. Birçok karakter, direkt oyunculara göre yazıldı. Moritz Bleibtreu, Adam Bousdoukos ve Birol Ünel’in karakterleri yazılırken aklımda zaten onlar vardı. Seçtiğim oyuncular en iyileri. Benim sinemam dünya sinemasında bir yere geldiyse, oyuncularım ve ekibim sayesindedir. Soul Kitchen bir yurt filmi... Sizin yurdunuz neresi?- Herkes kaldığı yere “yurdum” diyor aslında. ılla doğduğun, büyüdüğün yer yurdun olmak zorunda değil. Nerede iyi hissediyorsan orası yurdundur. Benim için yurt, kafada oluşan bir şey. Zannediyorum ki benim yurdum sinema. Kendi evimde kağıt nerede, anahtarı nereye koydum bilmem. Ama sette hangi kablo nereye gidiyor, hangi işçi ne yapıyor bilirim. Set benim yurdum.Diğer filmlerde kahramanların hep bir memleket arayışı var. - Biz memleket filmi yapmak istedik. Belki o benim arayışım, belki bilinçaltım, bunu bilemedim. Ama bir yandan da çözdüm. Ne kadar bu yurdun çocuğuysam, oranın da çocuğuyum. ılk aşkımı, ilk öpüşmemi Hamburg’da yaşadım. Türkiye benim anne-babamın yurdu. Ben onları korur, sever, desteklerim. Ama her şeyi kabul etmem. Mesela 21 yaşında kendi evime çıkmaya niyetlendiğimde evde büyük krizler yaşadık. Babam çok tepki gösterdi. Onlara göre evlenene kadar çocuklar evde kalırdı. Ben hayatı öyle tanımıyordum ki! “Eve kız getiremiyorum” diyordum, “Getirebilirsin” diyorlardı. Sigara içemiyorum, “ıçebilirsin” diyorlardı. Herkes kendi dört duvarını ister. Bunu anlatmamın nedeni Almanya’da ciddi bir uyum sorunu var. Siz burada bunu yaşamıyorsunuz. Orada ciddi şekilde “Türkler kim, bizden mi onlardan mı?” diyorlar. Öfkeler ve soru işaretleri kaynıyor. Ben Almanca düşünüyorum. Madem konu bu, benim memleketim orası.
ALMANYA’DA KENDİMİ MİSAFİR HİSSETMİYORUM
İsviçre’yi boykot ettiniz...- Evet, çünkü orası memleketim değil. Ama aynı sorun Almanya’da çıksa terk etmem orayı, sokağa çıkarım. Ya ses, ya yazı, ya filmle karşı gelirim. Onlar da yetmezse taş atarım. Irkçı kuvvetlere karşı boykot ederim. Ben orada kendimi misafir olarak hissetmiyorum. Burada da misafir değilsiniz ki.- Buradaki sahiplenmeye hiçbir zaman karşı çıkmadım ki... Burada da beni sahiplensinler, bundan gurur duyarım. ıki ülkede de sahiplenilmek sorun değil. Neden Hamburg?- Oraya bir film borcum vardı. ıstanbul’a olan borcumu “ıstanbul Hatırası”nda ödedim. “Soul Kitchen” ile de Hamburg’a olan borcumu ödedim. Eleştirmenler filminizi beğenince tepkiniz ne oldu?- şaşırdım. Almanya’da eleştirmen-lerin yüzde 90’ının iyi yazması beni şaşırttı. ıtalya, Yunanistan ve ıspanya’da sol hareket filmin arkasında durdu. Sol hareket neden sahip çıktı? - Tamam ben eski komünistim falan ama nedenini önceleri anlayamamıştım. Sonradan anladım ki Zinos karakteri işçi sınıfını temsil ediyor. Emlakçı da kapitalist kısmı... Dünyadaki ciddi krizin nedeni New York’taki emlakçılarla başladı. İşçi sınıfı ile kapitalist savaşa giriyor ve işçi sınıfı kazanıyor. Bunu bilerek yazmamıştık açıkçası. Washington Post’un “Soul Kitchen”ı son 10 yılın en iyi filmi seçmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?- Filmin başarısı oyuncuların. Her şeyi onlar yaptı. Ben sadece kararı veren kişiyim.
UĞUR YÜCEL ABİM GİBİ
Uğur Yücel ile dostluğunuz ne zamana dayanıyor? - “Duvara Karşı” sırasında tanıştık. Orada oynamasını istiyordum. Ama “Yazı Tura”yı çektiği için vakti yoktu. Derken ıstanbul’a her geldiğimde görüşmeye başladık. Fikir alışverişlerimiz oluyordu. Ben ona Nürnberg’te ödül verdim, o da bana Antalya’da... O benim abim gibi. Benden çok tecrübeli. Yolumu şaşırdığım zaman hemen ona giderim, o da bana ne derse çıkar. Aynı zamanda çok muhteşem bir oyuncu. “Soul Kitchen”da ufak bir rolü olmasına rağmen bütün dünyada onu konuşuyorlar. “New York I Love You” çekimleri nasıl gitti?- Onlar dünya çapında tanınmış oyuncular önerdi ama ben Uğur Yücel ile çalışmayı istedim. Bir saniye 24 kare ve ben her kareyi seve seve çektim onunla.
ÇALINTI SENARYO İDDİASININ ASLI
Senaryonuzun “Hotel Monopol” hikayesinden çalıntı olduğu söyleniyor...- Başarının katlarını çıkarken böyle şeyler oluyor. Kitabın yazarı Alexander Wallasch benim fanlarımdan biriydi. Kitabını bana verdi. Facebook’tan “Sürekli okudun mu?” diye soruyordu. Okumamıştım. Film çıktı, “Benim hikayemi çekti” dedi. “Beni mahkemeye ver” dedim, mahkeme yerine gazeteciye gitti. Gazeteci bizi aradı, sordu. Sonra ben avukatımla görüştüm. Mahkemeye gittik, kazandık. Karşı taraf kabul etmeyince yine gittik, yine kazandık. Olay bundan ibaret.
Başarımın kölesi oldum

Tuesday, December 29, 2009

Reyting canavarı sen nerede olursan ol, yiyecekse yer

* Güneydoğu'yu bilen biri olarak, oradaki hayat nasıl? İzlenimleriniz neler?

Uzaktan bakmaya benzemiyor. Yolda yürürken, şunu tercih etmek zorunda kaldığın anlar oluyor; çişe mi basayım kana mı? Bahçelerin oluklarında kanalizasyon olmadığı için, bir taraftan kanalizasyon artığı geliyor diğer taraftan akşam yemek için kestikleri hayvanın kanı. GAP turlarında bunu göstermiyorlar tabii; orada tek renk var. İnsanlar kendilerini korumak için çok kapatıyorlar. Bu kadar kapalı yaşarken ve hayatla ilgili bu derece sorunları varken, nasıl bu kadar misafirperver olabiliyorlar anlamıyorum. Orada büyümek başka bir şey. Onlarla aynı algı seviyesine ulaşabilmek için fazla vakit geçirmeniz lazım. Yoksa hakikaten turist kalıyorsunuz yanlarında... Çocukların çok erken büyüdüklerini görüyorsunuz. 14 yaşındaki çocuk, yetişkin gibi konuşabiliyor. Orada çocuk kalmak mümkün değil. Silah seslerinin eşliğinde hayat sürdürülüyor.



* Sezon başında yayına giren bir Dizi projeniz Reyting canavarına yenildi. Bu dizi için de aynı kaygıları taşıyor musunuz?

Reyting canavarı, siz nerede olursanız olun sizi yiyecekse, bulur ve yer. Aslında o canavarı da bir türlü anlayabilmiş değilim. Kaç tane dizi yaptım, kanal yöneticisi kadar vakıf oldum olaya ama bir türlü çözemedim. Bu neye göre belirleniyor, nasıl şekilleniyor bilmiyorum. O yüzden bir kaygım veya bir öngörüm yok. Benim oyuncu olarak derdim reyting değil, eğlenmek. Çünkü reyting listeleri oyuncuyu hasta ediyor.



YAŞAM BİÇİMİM

* 'Pazar-Bir Ticaret Masalı' filmiyle ödül aldınız... Bu ödül, oyunculuk kariyerinizi nasıl etkiledi?

Ödüllerle yaşamıyorum açıkçası. Daha sağlam adımlar atma sorumluluğuyla hareket ediyorum. Bunun altında ezilmek gibi bir derdim yok. Çünkü ben oyunculuğa profes-yonel hayat olarak bakmıyorum, Yaşam biçimi olarak bakıyorum. Öyle bakınca da ödül almak, keyifli sırt sıvazlama dışında benim hayatımı çok etkilemiyor.



* Peki yeni bir Sinema projeniz var mı?

'11'e 10 Kala' filminde konuk oyuncu olarak rol aldım. 'Büşra' diye bir Film çektik Alper Çağlar'la. Alper'in ilk filmi. Leman çizeri Bahadır Boysal'ın Büşra karakterinden yola çıkarak sinema filmi yaptık. Mart gibi vizyona girecek.
Reyting canavarı sen nerede olursan ol, yiyecekse yer

Burcu antrenmanda

Esmersoy'dan Romantik sürpriz

NTV'de Spor spikerliği yapan ve işiyle olduğu kadar güzelliğiyle de adından söz ettiren Burcu Esmersoy, 'Romantik Komedi'de 'sürpriz konuk oyuncu' olarak izleyicinin karşısına çıkacak. Esmersoy, filmde yaptığı dansla da hayranlarının aklını başından alacak!



Yönetmenden tam not

Filmde, Sedef Avcı'nın oynadığı karakterin eski sevgilisinin kız arkadaşını canlandıran Burcu Esmersoy, yapılan çekimler sırasında Yönetmen Ketche'den tam not aldı. Dans sahnelerinde profesyonellere taş çıkaran Burcu Esmersoy, Film çekimlerinin son derece eğlenceli geçtiğini söylüyor.



* BURCU ESMERSOY FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ...
Burcu antrenmanda

Aşk neden acı olsun


BU MUTLULUK MAZİ OLDU
Röportajdan mesaj var
Yeni filmi "Yahşi Batı"nın vizyona girmesi için gün sayan Cem Yılmaz, basının şu sıralar en gözde karakteri... Birbiri ardına röportaj veriyor, filmini anlatıyor. Ancak röportajların tek ortak noktası bu Film değil. Kısa süre önce ayrıldığı Cansu Dere'nin Halit Ergenç'le başrolü paylaştığı "Acı Aşk" filmi de bir şekilde röportajlarda geçiyor, ünlü komedyen aşka dair sözleriyle Dere'ye üstü kapalı mesajlar gönderiyor.
Kadın için ağlamam
Yılmaz, Marie Claire dergisine verdiği röportajda "Birini seviyorsunuz ama o sizi sevmiyor, bana böyle bir şey denk gelmedi. Böyle bir şeye üzüldüğümühatırlamıyorum. Aşk bence acı bir şey değil" dedi. Ünlü okmedyen, "Acı aşk" sözünü Pazar Vatan için verdiği röportajda ise şu şekilde geçirdi: "Birkadına niye ağlayayım? Kendime ağlarım. Benim için aşk acı bir şey değildir. Acı aşk... (Gülüyor)"

Cem Yılmaz, önceki gün İstinye Park'ta objektiflere yansıdı. Porsche Marka otomobiliyle Alışveriş merkezine gelen Yılmaz, arkadaşlarına yılbaşıhediyesi baktı.


Aşk neden acı olsun

Selin in gözü yükseklerde


SELİN ŞEKERCİ FOTOĞRAFLARI
“Melekler Korusun”un asi Özgür’ü olarak sevilen Selin şekerci, gözünü yükseklere dikti. Topuğundaki doku kaybı nedeniyle konservatuvara kabul edilmeyen ve eğitimini yurtdışında sürdürmeyi planlayan 20 yaşındaki oyuncu, “Acı Aşk’ta Ezgi Asaroğlu’nun canlandırdığı Seda karakterini ben oynayacaktım. Ama Dizi yüzünden kabul edemedim” diyor.
"Acı Aşk"ta ben oynayacaktım
“Melekler Korusun”da çok asi bir kızı canlandırıyorsun. O karakterle aranda ne gibi benzerlikler var sence?- Ben de Özgür gibi biraz patavatsızımdır. Ama ben daha duygusalım ondan...Oyunculuk yapmaya nasıl karar verdin?- Aslında balerin olmak istiyordum. Ama belediye otobüsünün altında kaldım, doku zedelenmesi yüzünden topuğumun bir bölümünü kaybettim. Dolayısıyla balerin olma hayalim suya düştü. Ben de tiyatroyu tercih ettim.Melekler Korusun’a nasıl dahil oldun?- İzmir’deyken “Kavak Yelleri”nde oynamam için aradılar. Kalktım ızmir’den geldim. Üç bölüm oynadım. “Melekler Korusun”a girmemse Timur Savcı sayesinde oldu. Zorlandın mı dizi oyunculuğuna ilk başladığın zamanlarda?- Evet çok zorlandım. Hatta Rojda (Demirer) “Bu kız oyuncu olamaz” demişti. İzmir’den kalkıp tek başına ıstanbul’a gelmişsin. Zor olmadı mı senin için?- İlk zamanlar “Annemi özledim” diye ağlıyordum. Zor alıştım. Hâlâ yalnız yatamam ve karanlıktan çok korkarım. Sinema teklifi geldi mi bugüne kadar?- Evet geldi. “Acı Aşk”ta Ezgi Asaroğlu’nun canlandırdığı Seda karakterini ben oynayacaktım. Ama dizi çekimleri nedeniyle kabul edemedim. Sence nasıl bir Film olmuş “Acı Aşk”?- İzlemedim henüz, ama senaryosu etkiliyiciydi. Aşk hayatınız nasıl gidiyor?- İyi giden bir ilişkim var. O da oyuncu mu?- Bilmiyorum.Mesleğini bilmediğin biriyle mi berabersin?- Tamam, o da oyuncu. Ama ismini vermeyeceğim. Peki birbirinizi televizyonda görüp beğenip bilinçli bir şekilde mi tanıştınız?- Tabii beğenerek izliyordum. Ama tanışmamız tesadüf oldu. Evrenden onu diledim, geldi diyebilirim. BENİM DERDİM TANINMAK DEĞİL
Eğitimine devam etmek istiyor musun?- Üç yıl konservatuvara hazırlandım, topuğum yüzünden giremedim. Bu yıl da dizi yüzünden almadılar. Londra’da Royal Shakespeare Acadamy’de okumak istiyorum.Tam burada tanınmaya başlanmışken bu biraz riskli değil mi?- Eğitim daha önemli. Derdim tanınmak değil zaten...
Kariyerinde en çok yapmak istediğin şey ne?- Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi” adlı kitabı filme çekilirse oradaki Füsun’u ben oynamak istiyorum. Bir başkasına oynatırlarsa gider o seti basarım. Bir de kendimi Amerikalı Yönetmen Tim Burton’a gösteresim var. Çünkü ben tam bir Tim Burton karakteriyim. en büyük hayalim onunla çalışabilmek.
Selin'in gözü yükseklerde

Friday, December 25, 2009

2001 de çekildi hala izleniyor


İŞTE O SAHNELER
ŞELLALE FİLMİNDEKİ O Sahne / WEB TV
Daha önce Televizyon ekranlarında yayınlanmayan bu bölüm, internette son günlerin en çok izlenen videosu oldu. Semir Aslanyürek’in yönettiği Film, Türkiye’nin 27 Mayıs öncesi içinde bulunduğu ekonomik ve politik krizi, Harbiye’li bir ailenin trajik öyküsüyle yansıtıyor.
2001'de çekildi hala izleniyor

Seçkin in 10 yıllık birikimi 10 dakikada çalındı

Ünlü komedyen Yavuz Seçkin, önceki akşam oto hırsızlarının gazabına uğradı. Cipinin camını patlatan hırsızlar, Seçkin'in tüm Film senaryolarını ve filmlerinin ön çekimlerinin yer aldığı diz üstü bilgisayarını çalarak kayıplara karıştı.



Gitti film!

Etiler'de bir açılışa katılan Seçkin, dört aydır 'Das Borak' filminin hazırlıklarıyla uğraşıyordu. Filmin ön çekimlerini de Almanya'da yaptığını söyleyen Seçkin; 10 yıllık birikiminin on dakika içinde yok olduğunu dile getirdi. ünlü komedyen olaya ilişkin şunları anlattı: "10 dakika içeride kaldım ve dışarı çıktım. Camı patlatmışlar. Dört aydır çekimler yapıyordum ve yeniden başlamak zorundayım. İnşallah bilgisayarım bulunur."



Yavuz Seckin'in minübüsünün camını patlatıp laptopunu çaldılar

Yavuz Seçkin, yaşadığı hırsızlık olayı sonrasında hemen polise başvurdu. Ünlü sanatçının hırsızlık nedeniyle canı çok sıkılmış ve tüm enerjisi bitmişti.





ÜNLÜLER HANGİ TAKIMI TUTUYOR?



2009'UN Twitter BOMBALARI



HANGİ ÜNLÜ NEREDE OTURUYOR?







ÜNLÜLERİN KÜÇÜKLÜK HALLERİ



ÜNLÜLERİN İLK EVLİLİKLERİ



GERÇEK OLAN Dizi AŞKLARI



ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ...



YAVUZ SEÇKİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ
Seçkin'in 10 yıllık birikimi 10 dakikada çalındı

Thursday, December 24, 2009

Fazla gerçek bulununca diziyi yasakladılar

PEKİN - Servet, Cinsellik, aldatma, yolsuzluk ... Komünist Çin’de bile pembe diziler bu konular üzerine yazılıyor ve çok izleniyorlar. Ülkenin en popüler pembe dizilerinden bir olan ‘Salyangoz Evi’ de bu konuları işliyordu.
Aylardır milyonlarca Çinli’yi ekran başına toplayan dizide, halkın yüzde 85’inin yaptığı gibi mortgage kredisi alan ancak bunun altından kalkamayan iki kız kardeşin hikayesi anlatılıyor. Kardeşlerden biri kolay para kazanma yolu olarak bir Komünist Parti yetkilisinin metresi olur, sonrasında da siyasi komplo ve yolsuzluklarla dolu çetrefilli olaylar gelişir.
Gelişen olayları çok başarılı ve gerçeğe uygun olarak yansıtan dizi, bu başarısının kurbanı oldu. Dizi kısa süre önce çok ‘gerçekçi’ olduğu gerekçesiyle sansürlendi.
Çin Radyo, Film ve Televizyon Denetim Kurulu’nun aldığı karardan sonra tüm ulusal ve yerel kanallarda dizinin yayını durduruldu.
GERÇEK YOLSUZLUK HİKAYESİ Dizide, hikayenin geçtiği şehrin ve kişilerin adı verilmiyor. Ancak izleyiciler, 2006’da Shanghai’ın üst düzey pek çok yerel yetkisinin tasfiyesi ile sonuçlanan Temizlik operasyonu ile dizide anlatılanlar arasındaki benzerliklere dikkat çekiyor.
Çin’de ‘mortgage kölesi’ denilen ve borçlarını ödemeyemediği için farklı yollara sapan kişilere günlük hayatta çok sık raslanıyor. Bu nedenle dizinin baş kahramanları ve yaşadıkları izleyici için hiç de yabancı değil.
Bağımsız bir gazeteci-yazar olan As Tu Qiao sansürün nedenini, toplum için en hassas ve kaygı verici konulardan biri olan Emlak fiyatlarındaki ani artış ve yarattığı trajedilerin dizide açıkça işlenmesi olarak gösterdi.
Fazla gerçek bulununca diziyi yasakladılar

Wednesday, December 23, 2009

Gerekirse saçlarımı kazıtırım


SEDA BAKAN FOTOĞRAFLARI
* Bu projeden haberdar olduğunuzda ilk neler düşündünüz? - “Makber”i ilk duyduğumda çok heyecanlandım. Senaryoyu az buçuk biliyordum, karakteri de öyle... Zaten piyasada bu yaşlarda birini canlandırabilecek herkesin kulağına gelmişti. *Sizi heyecanlandıran neydi peki? - Çünkü bu karakterin, yani Güneş’in çok fazla rengi var ve bu projede kendimi geliştirebileceğimi düşünüyorum. O yüzden rolü almayı çok istiyordum. Pana Film’in bu Film için seçme yapacağını duydum ve tam üç kez katıldım. *Neden üç kez? - Çok titiz çalışıyorlardı. Ben de ders çalışır gibi çalıştım role. Dediğim gibi üç kez seçmelere katıldım, çünkü onları Güneş olabileceğime inandırmam gerekiyordu. Benim için sancılı bir süreçti, ama sonunda ikna oldular. *Çekimler ne zaman başladı? - Kasım ayının ortalarında... şu ana kadar üç bölüm çektik. Çarşamba akşamı (bugün) saat 20.00’de ilk bölüm gösterilecek. Takdir seyircinin...BU ROL BENİ EPEY ZORLADI*Biraz da “Makber”in konusundan söz eder misiniz?- Hüzünlü bir Aşk hikayesi... “Aşklar eskisi gibi değil, artık her şeyi çabuk tüketiyoruz” ya da “Aşk mutasyona uğradı” falan deniyor ya, “Makber”de aslında bütün aşkların öyle olmadığını görecekler. Dizide imkansız, çok hüzünlü bir aşk öyküsü var. Hazar (Devrim Nas) çok zengin bir aileden... Güneş ise 25 yaşında, kimsesiz büyümüş bir kız. Henüz kendisinin de bilmediği bir hastalığı var; kan kanseri... Hazar ona çok aşık ama ona başka birini uygun görüyor. Tam ailesine karşısına alıp parayı ve gücü aşkı için bırakacakken kızın kanser olduğunu öğreniyor. Ama henüz Güneş’in bundan haberi yok. *Güneş nasıl bir karakter?- Güneş’in de sorumlulukları var. Kimsesiz büyümüş, zaman içinde küçük ama sağlam bir ailesi olmuş. Çok net bir kız. Konuşmaları, tavırları hesapsız... Karakteri o kadar sağlam ki onun için gri yok, her şey ya siyah ya da beyaz. Ayrıca bir Moda tasarımcısı ama “moda tasarımcısıyım” demiyor çünkü henüz o deneyimde görmüyor kendini. *Lösemi hastası birini oynamak sizi zorladı mı?- Gerçekten çok zor. Kanser çağımızın hastalığı. Rol için insanlarla konuşuyorum, çeşitli programlar izliyorum ve bol bol okuyorum. Allah bu hastalıkla mücadele eden herkese şifa versin. Bu arada Güneş olarak baktığımda, kanserin üstesinden aşkla gelebileceğimi düşündüm. *Rol gereği saçlarınızı kestirecek misiniz?- Ben bu projeye çok inandım. Senaryo ne gerektirirse yaparım. “Saçlarını kestir” derlerse de çekinmem, kazıtırım.BİZİM DİZİMİZDE sevişme YOK*Televizyon dizilerinde öpüşme ve sevişme sahneleri çok prim yapmaya başladı. Sizde böyle sahneler olacak mı?- Bizimkisi sadece masum bir aşk hikayesi. Tamamen saf... ınsanlar aileleriyle birlikte rahatça izleyebilecekler “Makber”i... *Ekiple aranız nasıl? - Setimiz çok eğlenceli. Hepimiz kısa sürede yakın arkadaş olduk. Devrim’le elektriğimiz çok tuttu. Ev arkadaşımı canlandıran Gaye Gürsel’le de çok iyi anlaştık. şanslıyım yani...*Ekrem Bora gibi bir usta ile kamera karşısına geçmek nasıl bir duygu?- Ekrem Bora ile karşılıklı sahnem yok ama benim için bir öğretmen gibi. Onun sahnelerini izlemekten kendimi alamıyorum. *Dizide moda tasarımcısını oynuyorsunuz ama bir stil danışmanınız da var. - Evet, tüm ekibin kostümlerini Seben Koçibey ayarlıyor. *Dört haftadır, haftada altı gün çalışıyorsunuz ama hiç de yorgun görünmüyorsunuz. Peki bu enerjinin sırrı ne? - Bilmem, normalde de böyleyim ben... Çok hareketliyim. Bu yüzden annemler benden çok çekerdi! şimdi enerji fazlamı işimle atıyorum.*Sakarya Üniversitesi Dış Ticaret Bölümü’nden mezunsunuz. TÜRVAK’taki Eğitim de bitti. şimdi sırada ne var? - Tempo yeterince yoğun... Dizi dışında kalan zamanlarımı da kitaplar ve filmler dolduruyor.
GECE HAYATINA DÜŞKÜN DEĞİLİM
* Set dışındaki zamanlarda neler yapmaktan hoşlanırsınız?- Çekirdek bir ailem var, onlarla zaman geçirmeyi tercih ederim. Bir de pazar sabahları kahvaltıyı dışarıda yapmayı sevenlerdenim. * Güneş’in yaşadığı aşkı kıskanmıyor musunuz?- Güneş ile yaşıyorum işte, kıskanmaya gerek yok. * İstanbul’a yerleştiniz. Başladı mı gece turları?- Tabii ki gece dışarı çıkıp eğleniyoruz da ama özel bir düşkünlüğüm yok gece hayatına... Daha çok arkadaşlarımla evde vakit geçirmekten hoşlanıyorum.
Gerekirse saçlarımı kazıtırım

Saturday, December 19, 2009

Artık her önüne gelen film çekiyor, çıta düşüyor

Eskişehir'de çekilen 'Es-Es' dizisinde fekadar anne 'Selmin'i oynayan Derya Alabora, alt kültürden gelen insan öykülerinin kendisine çekici geldiğini söyledi. Canlandırdığı karakteri çok sevdiğini belirten Alabora, birlikte rol aldığı genç oyuncuları da övdü: "İşlerini çok ciddiye alıyorlar, rollerine kafa yorup, düşünüyorlar..."



Dizi projelerini seçerken oldukça seçici davranıyorsunuz. 'Es-Es'i tercih etmenizin sebebi neydi?

Senaryosu çok gerçekçi gelmişti. Alt kültürden insanların hayatı bana her zaman cazip gelir. Hayatın içinde kaybolan ve mücadele eden insanlar, seyircinin de ilgisini çekiyor. Uç noktada karakterler oynamak her zaman tercih sebebim.



ESKİŞEHİR'E ALIŞTIM

Eskişehir'e alıştınız mı?

Evet. Bence çok sıcak, tam bir ögrenci şehri... Gençler fazla olunca enerji de yükseliyor. Konserler ve Festivaller oluyor. Porsuk nehri kıyısında çok güzel yerler var. E durum böyle olunca, alışmak da kolay oluyor.



Canlandırdığınız 'Selmin' karakterini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok fedakar bir anne olarak görüyorum. Çocukları için birçok şeye katlanıyor, onları asla yalnız bırakmıyor. Kendi hayatını hiçe sayıp, başkaları için çok şey yapabilecek biri... Hayatta çok şeyle karşılaşmış, o yüzden sertleşmiş bir kadın ama sevdiklerine son derece yumuşak. Bence tam olması gereken bir anne.



Dizide birçok genç oyuncuyla çalışıyorsunuz. Oyunculuklarını nasıl buluyorsunuz?

Hepsi çok iyi oynuyor. Çünkü işlerini çok ciddiye alıyorlar. Rollerine kafa yorup, düşünüyorlar. Aslında bu kadar işini ciddiye almak günümüzün değerleri arasında pek değil. Bizimkiler nasıl olup biraraya geldiyse...



İNAN TEMELKURAN BAŞARILI

Şu zamana kadar birçok rolde karşımıza çıktınız. Fakat içinizde ukte kalan bir karakter var mı?

Çok var. Genel olarak bütün iyi yazılmış karakterleri oynamak isterim.



Türk Sineması'nın gidişatı nasıl?

Hem iyiye hem de kötüye doğru bir gidiş var. Bir taraftan çok parlak sinemacılar çıkıyor, öbür taraftan her önüne gelen Film çekmeye başladı. İnsanlar Piyano çalayım, resim yapayım, bir Roman yazayım demiyor film çekiyor. Seyredilme oranlarından da anlayabilirsiniz; son dönemde bir yığın film çekildi ama giden seyirci yok... Televizyon starları sinemada çok kullanılıyor. Seyirci, her gün evinde izlediği bu insanlar için neden kalkıp sinemaya gitsin. Buna karşılık çok başarılı olanlar da var. Mesela son zamanda beğendiğim en parlak yönetmenlerden biri İnan Temelkuran.



Sinema ile Tiyatro oyunculuğunun birbirinden farkı nedir?

Araya teknik girmesi... İkisinde de bir dünya yaratıyorsunuz ama biri Canlı seyirci karşısında, öbürü çok fazla tekniğin kullanıldığı bir ortamda... Tabii ki sinemanın olanakları, tiyatroya oranla çok daha fazla. Gerçekçilik duygusu, ses, ışık, oyuncuyu kullanmadaki olanaklar bence çok etkileyici. Kalıcı olması bakımından da tiyatroya oranla çok daha avantajlı. Ama seyirciyle canlı paylaşımın verdiği haz da sinemada yok. Sonuçta oyuncu olarak ikisinde de bir karakter yaratıyorsunuz.



MADEN İŞÇİLERİNDEN HİÇBİR FARKLARI YOK!
Artık her önüne gelen film çekiyor, çıta düşüyor

Mücadele olmadan aşk olmaz

MERT FIRAT FOROĞRAFLARI

Vizyona giren ‘Başka Dilde Aşk’ filminde Saadet Işıl Aksoy ile başrolü paylaşan Mert Fırat ile; rol aldığı film, dizi, Tiyatro oyunu ve Aşk üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

‘Başka Dilde Aşk’ filminde, Saadet Işıl Aksoy’la başrolleri paylaşıyorsunuz. Sizden başka kimler var? Lale Mansur, Emre Karayel, Timur Acar, Tuna Kırlı, Ayten Uncuoğlu, Metin Coşkun gibi bir sürü iyi ve deneyimli oyuncu var.

Konusu da ilgi çekecek gibi…Sessizliğin temsil edildiği kütüphanede çalışan işitme engelli bir çocukla, sesi temsil eden çağrı merkezinde çalışan bir kızın ilişkisi.

Doğuştan işitme engelli ve dilsiz Onur'u canlandırıyorsunuz. Bu rol teklif edildiğinde tereddütünüz oldu mu ilk başta? Çünkü hemen hemen hiç canlandırılmayan bir karakter…Filmin senaryosunu İlksen Başarır’la birlikte yazdığımız için, bu karakteri benim oynamamı istedi. Tüm senaryo sürecini beraber geçirdiğimiz için karaktere daha hakim olacağımı düşündü.

Gerçekten duyamamak ve sesi kontrol edememek…Gerçekten duyamaz ve sesimi kontrol edemezsem neler yaparım diye düşündüm. Bazı sahnelerde dış seslerle ilişkimi kesmek için kulağıma tıkaç tıkadım.

Siz aslında konuşkansınız. Böyle çok zıt bir karakterde rol almak…Evet, çok konuşkan biriyim. Şimdiye kadar canlandırdığım roller içinde bu rol en zoruydu. Ama çıkan sonuçtan çok memnunum.

Çekimler öncesinde gözlemleriniz, araştırmalarınız olmuştur, canlandıracağınız rolle ilgili…Evet, üç ay kadar işaret dili çalıştım. Bu çalışmalar dışında İşitme Engelliler Derneği’ne gidip onlarla zaman geçirdim.

Sizi zorlayan neler ya da hangi sahneler oldu peki?İşaret dilinin ağırlıklı kullanıldığı sahneler oldukça yorucuydu. Sadece oyuna değil işaret diline konsantre olmak algıyı olumsuz yönde etkileyebiliyor.

İnsan, işitme engelli birini canlandırırken, duymanın öneminin yanı sıra nelerin farkına varıyor? İletişimin duymadan ya da konuşmadan da gerçekleşebileceğinin ve karşımızdakine dikkatimizi vermemiz gerektiğinin…

AYNI DİLİ KONUŞANLAR DEĞİL, AYNI DUYGULARI PAYLAŞANLAR ANLAŞABİLİR!

Hiç konuşmadan anlaşabilinir mi acaba? Bir de söz konusu aşk olunca… Mevlana’nın bir sözü bunu gayet iyi açıklıyor; ‘Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.’

Genel olarak baktığımızda aşk; dil, Din, ırk, mesafe tanımıyor bildiğimiz gibi. Bu filmde aşkın engel tanımadığını da görecek insanlar. Filmi izleyenler bundan başka neler bulacaklar? Bu filmi izleyenler samimi ve gerçek karakterlerle anlatılan bazı anlarda Komik bazı anlarda duygusal bir aşk filmi izleyecekler. Empati yapacaklar. Ciddi bir Film olarak düşünmeyin, eğlenceli sahneler de var.

Aşkın kendine has dilini şiirsel bir anlatımla ele alan bu filmde sizi en çok etkileyen Sahne / sahneler hangisi oldu?Filmin final sahnesi çünkü film orada yeniden başlıyor.

MÜCADELE OLMADAN AŞK OLMAZ!

Aşkı anlatan filmden yola çıkarak aşkın size hissettirdiklerini sormak istiyorum bu kez?Heyecan ve macera… Çok heyecanlanırım aşık olunca. Gözüm başka hiçbir şeyi görmez. Sürprizler yapmayı severim. Aşk için mücadele güzeldir. Mücadele olmadan aşk olmaz. Beni zaten öyle aşklar cezbediyor. Belki de bende bir arıza var. Bir aşk için çaba harcanmalı, mücadele edilmeli. Ama hani gerçekten değen biriyse, değiyorsa mücadele edilmeli diyorum. Zaten mücadele, aşkta - ilişkide olması gereken… Tabii, kesinlikle… Bir insanın kendisiyle savaşırken, hatta ailesiyle bile savaşması zorken başka birini hayatına dahil etmek, her şeyine ortak olmak, sorunları beraber paylaşabilmek çok önemli. Bu da mücadeleyi gerektiriyor tabii.

Senaryoda sizin de imzanız var. Böyle bir konuyu böyle bir karakteri insanlara sunmanızda sizi yönlendiren ya da etkileyen neler oldu diye sorsam…Bu senaryoda ideal kavramını değiştirmek istedik bu karakterle. Bize dizilerde, filmlerde sunulan süper kahramanların yerine işitme engelli birinin de ideal olabileceğimi gösterdik. Film, vizyona girmeden ödülleri birer birer topladı. Uluslararası Kanada Film Festivali’nde senaryo kategorisinde özel seçim başarısını yakaladı. Bu ödülün hemen ardından, 46. Altın Portakal Film Festivali’nden Kent Konseyi Jüri Ödülü’nü aldı. Son olarak ise Bursa Film Festivali’nde iki ödüle layık görülen film, SİYAD en iyi Film Ödülü ile En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü de aldı. Sinema yazarları ve kamuoyu tarafından ilklerin filmi olarak görülen ‘Başka Dilde Aşk’ı yöneten İlksen Başarır’ın ilk yönetmenlik deneyimi. Nasıldı onunla çalışmak?İlksen’le senaryoyu yazmadan önce tanıştık, çok iyi anlaştığımızı bildiğimiz için de bu senaryoyu birlikte yazmaya karar verdik. Senaryo yazım aşamasında da ben zaten İlksen’in nasıl bir film çekeceğini biliyordum. Set süreci de çok iyi geçti. İlksen’in Yönetmen tarafı çok sakindi. Hiç gerginlik olmayan, güzel bir çalışmaydı.

Film ekibi, senaryo ile Engelleri Kaldır Hareketi’nin (www.engellerikaldir.com) gerçekleştirdiği projeleri destekleyerek hayata geçirmeyi amaçlamış. İnsanlara bir şeyler anlatırken aynı zamanda sosyal sorumluluk anlayışının vurgulanması bir duyarlılık… Biz öncelikle bir film yaptık. Film yapabilmenin şartları çok zor, bu şansı yakalayınca da elimizden geleni yapmak istedik. Umarız tüm istediklerimizi gerçekleştirebiliriz.

Türkiye’de bir ilke imza atarak işitme engelliler için Türkçe altyazı ile vizyona girecek. Böyle ince bir konuda duyarlılık gösterilmesi de hoş bir gelişme. Biz bu filmle ötekileştirmenin her türüne karşı olduğumuzu söylüyoruz. İşitme engelliler Türk filmlerini sinemada izleyemiyor, televizyonda sadece alt yazılı kanalları izleyebiliyor. Biz de işitme engellilere özel seanslar yapmak istemedik. Bu filmde işitme engelli bir karakter olduğu için bu film alt yazılı değil bundan sonra ki filmlerimiz de alt yazılı olacak. Umarız tüm Türk filmleri bunu dikkate alır.

Sinema başka bir büyü. Adını beyazperdede görmek neler hissettiriyor insana?Sinema gerçekten büyülü bir dünya. Adımı perdede görmekten çok, yapılan işin o perdede birçok insan tarafından seyredilmesi heyecanlandırıyor beni.

SAHNEDE GERİ DÖNÜŞ YOK!

Dizi, sinema, sahne… Hangisinde kendinizi daha iyi ifade edebildiğinizi düşünüyorsunuz?Kendimi en iyi hissettiğim yer sahne. Orada hata yaparsanız geri dönüşü yok. O yüzden daha heyecanlı ve adrenalini yüksek.

Binbir Gece’deki Burak karakteriyle tanındınız. Dizi bitti ama o diziyle ilgili yorumlarda bulunuyorlar mı insanlar, sizi gördüklerinde?Hala sokakta görünce arada “Burak” diyenler oluyor ama Arda da hemen benimsendi. Herkes Kapalıçarşı’dan bahsediyor artık.

2010, Mert Fırat yılı olacak gibi… Üç koldan… ‘Başka Dilde Aşk’ filmi, rol aldığınız ‘Kapalıçarşı’ dizisi ve tiyatro oyunu ‘Testosteron’… Nasıl yetişiyorsunuz bu yoğun tempoya?Yoruluyorum ama hepsini çok severek yapıyorum. O yüzden şikayet etmiyorum.

‘Kapalıçarşı’ dizisinde canlandırdığınız Arda nasıl bir karakter?Arda karakteri sevimli, çapkın, biraz yaramaz bir karakter ama çok da iyi niyetli, arkadaşlarını çok seven ve onlar için her şeyi göze alabilecek bir adam.

‘Kapalıçarşı’ dizisinde Erkan Can, Olgun Şimşek, Nejat İşler’le rol alıyorsunuz? Nasıl onlarla beraber aynı seti paylaşmak?Kapalıçarşı dizisinin tüm ekibi çok iyi ve deneyimli. Oyuncular, senaristler… Erkan Can, Olgun Şimşek ve Nejat İşler’le çalışırken hem çok eğleniyorum hem de bu kadar iyi oyuncularla birlikte çalışmaktan çok zevk alıyorum.Gelelim rol aldığınız tiyatro oyununa. ‘Testosteron’ ikinci yılında… Siz, Metin Coşkun, Emre Karayel, Onur Ünsal, İnan Ulaş Torun, Timur Acar ve Tuna Kırlı rol alıyorsunuz. Nasıl bir karakteri canlandırıyorsunuz sahnede?Gazeteci Tretyn’i canlandırıyorum. Magazin gazetecisi, nerde sansasyon varsa ona yönelen, ‘Bir kelimeden başka türlü nasıl anlam çıkarabilirim’ diye düşünen bir gazeteci…Oyunun konusu da kadın – erkek ilişkileri…Evet… Erkekler arasında kadın konusu… Erkeğin kadına bakışı… Hayatında var olan kadınları nasıl gördüklerini anlatıyor. Aslında kadının, erkeğin hayatındaki yeri… Bir de kadın her yönden ele alınıyor oyunda. Medyatik, biyolojik, toplumsal… Komik bir şekilde…Erkeklerin ipliğini pazara çıkarıyorsunuz diyebilirim. (Kahkahalar…)Erkeklerin dünyası… Erkek olmanın ne kadar zor olduğunu, aslında hatanın nerde başladığını anlatıyoruz. Bir yandan da erkeklerin kadınlara bakışını…“ERKEKLER DOĞURAMADIĞI İÇİN KADINLARI CİNSEL OBJE OLARAK GÖRÜYORLAR!”Erkekler kadınları neden cinsel obje olarak görüyor? Oyun tam da bunu irdeliyor. Kadınları neden cinsel obje olarak görüyor erkekler? Bunun nedeni çok basit ve çok açık aslında. Erkeklerin doğurganlık özellikleri olmadığı için! Bunun temelinde, yani kadınları cinsel obje olarak görme konusunda ‘erkekliğin doğası’ diye savundukları o olgu mu var? Yoksa başka bir sebep mi…Hem erkeğin doğasında var hem de şu, bir kadın dünyaya çocuk getirebiliyor. Evet erkekler her şeye sahip olabiliyorlar. Yönetici oluyorlar, fabrikalar kuruyorlar. Başarılar kazanıyorlar, para kazanıyorlar, güç sahibi oluyorlar. Ama doğuramadıkları için de kadınları cinsel obje olarak görmekten vazgeçmiyorlar, vazgeçemiyorlar.İlginç bir açıklama…Doğurganlık özelliği kadında olup erkekte olmayınca… Erkek ne yaparsa yapsın, bu anlamda yani doğurganlık anlamında yoktan var edemiyor. Ama kadında öyle değil. Hatta öyle ki, kadınlar yakın gelecekte erkeğe hiç ihtiyaç duymadan çocuk sahibi de olabilecek. Bu, daha da beter bir kaygı yaşatıyordur birçok erkeğe.Bir oyuncu için vazgeçilmez olan şeyler…Çok çalışmak, gözlem yapabilmek ve en önemlisi disiplinli olmak.

Oyunculuğunuz ve gelecekle ilgili yapmak istedikleriniz asında neler var?Oyunculuk çok çalışmayı gerektiriyor ve öğrenme süreci hiçbir zaman bitmiyor. O yüzden ben de sonuna kadar kendimi geliştirmek istiyorum.“SEYİRCİ ROLÜMÜ ANLIYORSA BAŞARI BUDUR!” 'Hırçın Kız' oyunundaki ‘Tranio’ rolünüzle 2006 yılında ‘Arda Kanpolat Oyunculuk Ödülü'ne layık görüldünüz. Nedir başarı kıstasınız…Başarı benim için, karşılık bulmaktır. Yaptığım işin karşı tarafa geçmesi demektir. Yaptığım iş karşı tarafa geçiyor ve seviliyorsa, seyirci anlıyorsa başarı budur benim için. Oynadığınız bir rol ya da yaptığınız bir iş seyirciye geçmiyorsa başarısızlıktır o.


Mücadele olmadan aşk olmaz