Showing posts with label Restoran. Show all posts
Showing posts with label Restoran. Show all posts

Thursday, December 31, 2009

Yılmaz ın filmini merak ediyorum


Kanyon AVM Cinebonus sinemalarındaki gala gösterimi öncesi gazetecilerin sorularını yanıtlayan Akın, 2009 Venedik Film Festivalinde Jüri Özel Ödülü, Uluslararası Hamburg Festivalinde "Art Cinema" ödülünü alan filminin bir veda niteliği taşıdığı yönündeki haberlerin de doğru olduğunu söyledi.
Akın, "Evet, belli bir hayat tarzına veda etmek istiyorum. Takıl, iç, yorul, geceler bitmiyor. Saçımda beyazlar çıktı, çocuğum var. Bundan sonra piyasada vakit kaybetmek istemiyorum. Sigarayı bıraktım, daha iyi film yapayım diye. Çünkü film yapmak Spor yapmak gibidir. Aslında film yapmayı spor gibi görüyorum. Keşke Bruce Lee gibi bir Yönetmen olsam" diye konuştu.
"Bir lokanta hikayesi"ni anlatan filmin, Almanya’da üçüncü kuşak bir Yunanlı olan ve hem lokantada hem de sevgilisiyle işleri iyi gitmeyen Zinos’un, lokantayı kurtarmak ya da sevgilisiyle Çin’e gitmek arasında karar vermek zorunda kalışını anlattığını kaydeden Akın, Zinos’un, her şeyi yapayım derken her şeyi kaybettiğini söyledi.
Bu filmin Komedi türündeki ilk denemesi olduğu hatırlatılarak, risk alıp almadığı sorulan Akın, sinemada her türü bir izleyici olarak da çok sevdiğini, vakti olursa her türde film çekmek istediğini belirterek, komedi türündeki filminin Venedik’te ödül almasını beklemediği için şaşırdığını ifade etti.
Akın, kendilerini amatör bir ekip olarak bilen jürinin, uluslararası alanda tanınmalarından sonra ödülü ekip olarak cesaretlerine verdiklerini söylediklerini kaydetti.
Aldığı ödüllerin üzerinde baskı yaratıp yaratmadığı sorulan Akın, filmin bütçesinden, oyuncularına, senaryoya kadar her şeyin gerginlik yarattığını belirterek, "Her futbolcuda da o gerginlik var" dedi.
Akın, bir soru üzerine, Cannes Film Festivaline katılma davetini geri çevirdiğine ilişkin söylentilerin doğru olmadığını ifade ederek, filmi bitiremediği için festivale katılamadığını söyledi. "Her ödül için Tanrı’ya teşekkür ediyorum. Ödüller çalışmalarımızı ileri götürüyor. Cannes gibi festivallerde jüri üyesi olarak yer aldım, ama şuna şahit oldum; Bu, iyi film meselesi değil, şans meselesi" diyen Akın, film festivallerinde bazı jüri üyelerinin filmleri o günkü psikolojik durumlarına göre değerlendirdiklerini belirtti.
Filmlerinde çok farklı etnik kökenlerden karakterlere yer vermesinin, Almanya’nın etnik yapısından mı kaynaklandığı sorulan Akın, "Ben, Adam’ı Yunan olarak değil Adam olarak görüyorum, Birol’u Türk olarak değil Birol olarak görüyorum. Kızları da Alman olarak görmüyorum, Kızlar olarak görüyorum. Amerika’da da böyle. Burada da böyle aslında. Bu globalizm. Küçüklüğümden beri Arnavutlar, Araplar arasında yaşadım. Ben onları şu milletin, bu milletin insanı olarak değil, hep insan olarak görüyorum" şeklinde konuştu.
Filmdeki Restoran sahibi ve aşçı karakterlerinin Çağan Irmak’ın "Issız Adam" filmindeki karakterlerle benzerlik gösterdiğinin ifade edilmesi üzerine Akın, Çağan Irmak’ın filmini izlemediğini, ama aşçı bir farenin hikayelerini anlatan bir çizgi filmi izlediğini söyledi.
"CEM YILMAZ’IN FİLMİNİ MERAK EDİYORUM"
Türk filmlerini çok iyi takip edemediğini, sadece iyi gişe yapan filmlerin Avrupa’ya geldiğini, bu yüzden filmleri ancak aylar sonra DVD’den izleyebildiğini belirten Akın, Cem Yılmaz’ın son filmini çok merak ettiğini, Recep İvedik serisinin DVD’sini ise havaalanında alabileceğini söyledi.
Akın, Adam Bousdoukos ile filme hazırlanırken "Her Şey Çok Güzel Olacak" filmini izlediklerini anlattı. Filmde lokantayı yenileyen huysuz ama yaratıcı aşçı rolünü oynayan Birol Ünel de bir soru üzerine Fatih Akın ile çalışmayı pinpon oynamaya benzetti.
Akın’la çalışmanın bir Alışveriş gibi olduğunu ve bu tür çalışmalarda çok önemli olan güvene dayalı bir ilişkileri bulunduğunu kaydeden Ünel, hala Türkçe’yi iyi konuşamadığı için özür diledi. Ünel, filmdeki aşçı karakterini canlandırmak için Eğitim aldığını söyledi.
Anna Bederke de ilk kez oyunculuk tecrübesi yaşadığını, bunu için Akın ile çalışmayı başka bir yönetmenle karşılaştıramayacağını belirterek, "Fatih, çok misafirperver ve bize özgür bir alan bıraktı" dedi. Pheline Roggan da Fatih Akın’da büyük bir enerji olduğunu ifade ederek, "Onun peşinden gitmek zor değil. Fatih işine Aşk ve sevgi katıyor" diye konuştu.
Filmde restoran sahibi Zinos’u canlandıran Adam Bousdoukos ise Akın ile çalışmayı dedektiflik yapmaya benzetti. Bousdoukos, Akın ile beraber gerçeği aradıklarını belirterek, "Fatih’in cesareti var. Üzerinde aylarca çalışsa da istemediği bir şeyi atıveriyor senaryodan" dedi.
Basın toplantısının ardından gerçekleştirilen galaya, Nejat İşler, Gani Müjde, Berrak Tüzünataç gibi Sinema ve Magazin dünyasından çok sayıda davetli katıldı.
Gösterimde, filmde önemli bir yere sahip "Venüs köpüğü" tatlısının yapıldığı mutfak sahnelerinde sinema salonuna beyaz çikolata, vanilya, rom ve portakal liköründen hazırlanan tatlı kokusu verildi. Gösterimin ardından galaya katılanlara da tatlı ikram edildi.
Yılmaz'ın filmini merak ediyorum

Monday, December 14, 2009

Basra Körfezi nin parlayan incisi

Şikago ya da Şanghay’ı hatırlatan gökdelenler, geleneksel bir yaşamın hüküm sürdüğü ara sokaklar, denizin üzerine inşa edilmiş şehir Pearl Qatar, muhteşem İslam Eserleri Müzesi, Doha Film Festivali, ünlü tenisçilerin raket salladığı turnuvalar, yabancı üniversitelerin kampüslerine kucak açmış Eğitim Şehri Projesi, görkemli evler, Venedik’teki gibi kanallarla süslenmiş Alışveriş merkezleri, El Cezire Televizyonu, denizin kenarındaki çölde yapılan safari Katar’da beni şaşırtanlardan bazılarıydı. BODRUMLU HEREDOT 2500 YIL ÖNCE YAZMIŞ


Katar gittiğim 108’inci ülke oldu. Gördükten sonra bu kadar sona bıraktığıma üzüldüm. Gerçekten çok daha başlarda ziyaret edilmeyi haketmiş. Katar Emiri Şeyh Hamid Bin Halife El Tani ve eşi Mozah Bint Nasır El Missned ülkeyi bambaşka bir lige taşımış. Vizyonları Katar’ı Körfez’in incisi haline getirmiş.Dünyada Lihtenştayn’dan sonra en yüksek milli gelire sahip ikinci ülke olan Katar hakkındaki ilk yazılı belge, MÖ 5. yüzyılda yaşamış olan, Bodrumlu Heredot’a ait. Katar tarihinde fazla bir renk yok, yüzyıllarca fakir bir ülke olmuş. 16. yüzyılda Osmanlılar ele geçirip dört yüzyıl egemenlik sürmüş. Bedevi El Tani ailesi ise 18. yüzyılın ortalarında Katar’a gelip yerleşik düzene geçmiş. Ülkede özellikle balıkçılık ve inci ticareti ile uğraşmışlar. I. Dünya Savaşı sırasında, Şeyh Abdullah döneminde Osmanlı yönetimi sona ermiş. İngilizler kendilerinin izni olmadan başka yabancı güçlerle ilişkiye girmeme sözü karşılığında Katar’ın hamiliğini üstlenmiş. Bu süreç 3 Eylül 1971’deki özgürlük ilanına kadar devam etmiş. 3 Eylül Katarlılar için önemli bir tarih. Bağımsızlık Günü olarak kutlanıyor. Ülkenin en büyük gelir kaynağı inci ticareti 1930’larda değerini yitirince yoksulluk almış başını yürümüş. Petrolün bulunması ise Katar’ın makûs talihini değiştirmiş.


KADINLARA OY HAKKI VERİLDİ


1995’te babasını kansız bir darbeyle deviren Emir Şeyh Hamid Bin Halife El Tani ülkede çok seviliyor. Kadınlara Otomobil kullanma ve oy verme hakkı tanımış. Demokrasi yolunda önemli adımlar atılmış. 2003’teki referandumla nüfusun yüzde 96.6’sı yeni anayasaya “evet” demiş. Ama Katar’da hâlâ politik bir parti yok, monarşi devam ediyor. Emir aynı zamanda Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı. Dünyanın en büyük üçüncü doğal gaz rezervine sahip Katar’da son yıllarda kaydedilen gelişmeler inanılmaz. Ülke nüfusunun yarısının yaşadığı başkent Doha’nın silueti gökdelenlerle değişmeye başlamış. Her taraf inşaat dolu, hummalı faaliyet 24 saat devam ediyor. West Bay Lagoon’da, aynı Dubai’deki Palmiye misali denizi doldurup Pearl Qatar isimli inanılmaz bir yerleşim yaratmışlar. Burada her şey çok lüks, en bilindik markaların mağazaları ve marinalardaki görkemli yatlar dikkat çekiyor. Emirin başarısının arkasındaki kişi ise eşi. Şeyha diye geçen Mozah Bint Nasır El Missned’in internet sitesine (www.mozahbintnasser.qa) bir göz atın. Arap kadından ziyade Hollywood yıldızlarına benziyor. Onun modern, Batılı görünümü ülkedeki kadınlara da örnek olmuş.


2.5 YILDIR KATAR’DA YAŞAYAN ŞAFAK GÜVENÇ TAVSİYE ETTİ


Gece hayatının merkezi Crystal Lounge, en iyi Restoran Il TeatroŞafak Güvenç, Katar’ın en güzel otellerinden W’nun genel müdürü. İsviçre’de okuyan, New York ve Kahire’deki önemli otellerde çalışan Güvenç, 2007 Martı’ndan bu yana Doha’da yaşıyor. Katar izlenimlerini ve 2.5 yıllık tecrübesinden yararlanıp gezginlere önerilerini sordum. Güvenç, Katar’ın en çok dinamizminden etkilendiğini söylüyor. Bunun nedeni çok farklı kültürlerin Katar’da birbiriyle kaynaşması. Özel bir üniversite şehri kuracak kadar eğitime önem veriliyormuş. Hatta yakında bir kültür köyü açılacakmış. İslam Eserleri Müzesi’ndeki iddialı koleksiyonu mutlaka görmenizi tavsiye ediyor. Doha’daki en iyi Otel ve restoranları ise şöyle sıralıyor: “W, Four Seasons, Sharq Village, Hyatt iyi oteller arasında. Restoran olarak Spice Market, Il Teatro, Al Dana, Al Bandar, Tajine ve Bice’yi tavsiye ederim. Gece hayatının merkezi ise Crystal Lounge.”DOHA Dhow’la körfezi gezin, çölde safariye çıkınDoha Körfezi, İzmir Körfezi gibi şehri ikiye ayırmış. Ortasındaki bölüm yürüyüş yolu. Bir tarafı gökdelenlerle bezenmiş, adeta bir Avrupa şehri, diğer taraf ise yakın tarihin sıradan binalarıyla dolu. Modern kısımda beş yıldızlı oteller, uluslararası şirketlerin merkezleri ve büyükelçilikler bulunuyor. İki yerleşim arasında ise Korniş dedikleri, sekiz kilometrelik sahil şeridi var. Doha’nın tarihi bölgesi vasat bir yerleşim. Şehrin iki yüzü taban tabana zıt. Eski kısımda en ilginç yer Souq Waqif dedikleri kapalı çarşı. Burası oryantalistlerin anlattığı, resmettiği görünümdeki kişilerle dolu, geleneksel yapı korunmuş. Çarşı etrafında ilginç bir hayvan pazarı var, yan sokaklarında da otantik restoranlar ve nargile keyfi yapabileceğiniz kafeler. Eski Doha’nın yeni yüzü olan ve deniz üzerine inşa edilmiş İslam Eserleri Müzesi tam bir Mimari harikası. İçindeki eserler az ama öz, sergileme ise olağanüstü. Osmanlı’dan çok sayıda eser müzeyi süslüyor. İznik çinileri, halılar, yazı setleri bizden izlerin bazıları. Giriş ücretsiz. Bu müzeyi gördükten sonra İstanbul’daki Türk ve İslam Eserleri Müzesi öyle sıradan kalıyor ki... Eski Doha’da göreceğiniz bir başka güzel Müze, eski bir saraydaki Ulusal Müze. ÇÖL SAFARİSİ DENİZDE BİTİYORSize tavsiyem, Dhow adı verilen geleneksel teknelerle Doha Körfezi’nde tur atmanız. Dhow’lar İstanbul’un Boğaziçi’ndeki dolmuş motorları gibi. Sizi eski ve yeni Doha arasında yolculuğa çıkarıyor. Körfezin tam ortasına gelince iki tarafa da bakın, Katar’ın kat ettiği inanılmaz yolu göreceksiniz. Alışverişe meraklıysanız City Center Doha ve Landmark büyük alışveriş merkezleri ama en görkemlisi Villaggio. İçine kanallar yapıp gondol koymuşlar. Gondollarla dolaşırken vitrinleri seyretmeye ne dersiniz?Küçük bir ülke olan Katar’da yapılacak en güzel etkinliklerden biri de çölde safari. Doha’dan karayoluyla bir saatte ulaşabileceğiniz çöl bu iş için ideal. Dört çeker araçlarla kumun üzerinde adeta akrobasi yapıyorlar. Sonunda da denizin kenarında duruluyor ve kendinizi sulara atıyorsunuz. Körfez’de bir yarımada ülkesi olan Katar’ın Suudi Arabistan’la 60 kilometrelik bir sınırı var. Suudilerle ilişkileri iyi, İran, İsrail ve Batı dünyası ile de bağlantıları sağlam. Turistlere karşı hoşgörülüler. Arap ülkesi olmasına rağmen basın son derece özgür, baskı yok. Doha’dan yayın yapan El Cezire televizyonunun bu kadar güvenilir olmasının sebebi de bu. Etrafta Katarlı görmek çok zor. Onlar azınlık konumunda. 900 bin kişilik nüfusun sadece üçte biri Katarlı. Her taraf yabancı kaynıyor. Pakistanlı, Hintli, Filipinliler sokakları doldurmuş. Yabancılar her işi yapıyor, Katarlılar da yüksek duvarlı villalarında hayatın tadını çıkarıyor. işsizlik oranını merak ediyorsanız sadece yüzde 0.4!


ÇÖPÇATAN BLUETOOTH


Ülkede modern kadınlar da görüyorsunuz ama çoğu peçenin ardına gizlenmiş, gözleri bile örtülü. Kadın erkek ilişkilerini merak edip sorduğumda modern teknolojiyi kullandıklarını söylediler. Tanışmak için bir alışveriş merkezine gidiyorsunuz, restoran ya da kafeye oturuyorsunuz, kendinize uygun bir rumuz belirleyip Bluetooth’unuzu açıyorsunuz. Sonra mesajlaşmalar başlıyor. Adeta Oyun gibi! Size mesajı göndereni bulmaya çalışıyorsunuz. Sonra telefonla sohbet, ardından kaçamak buluşmalar başlıyor. Issız sokaklarda yan yana gelen siyah camlı otomobiller, araç arası transferler derken, belki de mutlu sona ulaşılıyor. İşin ilginç yanı daha sonra gittiğim Bahreyn’de de durumun aynı olmasıydı. Konuştuğum bir Türk, Türk olmanın avantajlarından bahsetti. Bizi Batılı Müslümanlar olarak gördükleri için Türk olduğunuzu belirten bir rumuz seçtiğinizde mesajlar yağmaya başlıyormuş! Diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi Katar’da da Türk dizilerine büyük ilgi var. Ben Doha Film Festivali zamanı Katar’deyken Gümüş dizisinde oynayan Kıvanç Tatlıtuğ da oradaydı. Resminin basılı olduğu tişörtler dükkânlarda satılıyordu. Aşk-ı Memnu dizisinin ülke televizyonlarına gelmesi sabırsızlıkla bekleniyor. Türkiye’de oynayan bölümleri Arapça altyazılarla hemen You Tube’a konuluyor. Vahabi İslam’ın katı kurallarına rağmen Katar’da beş yıldızlı otellerin Bar ve restoranlarında içki serbest, sokak arası restoranlarda ise gazoz ve meyve suyuyla idare ediyorsunuz. Türk mutfağı çok popüler, bol miktarda döner ve kebap salonu var. Ülkeye giriş için vizeyi kapıda alıyorsunuz, ücretini de kredi kartınızdan çekiyorlar!Katar Arap dünyasının İsviçre’si olarak geçiyor, bu sıfatı da fazlasıyla hak etmiş. Listenize bir an önce koyun, pişman olmayacaksınız.


Basra Körfezi’nin parlayan incisi